ÇÖKERTİLMİŞ YARINLARA DOĞRU…
Siyasetçinin yılardan beri değişmeyen çifte standardı nedir?.
İşine geldiği zaman, medya da yazılanları ya da Batı’da ki durumları kendisine yüklenenlere karşı örnek olarak göstermek…
Başbakanlar, öbür liderler, siyasetin önde gelenleri; haklarında gazetelerde yazılanlar işlerine gelince, genelde çıkıp halkın önüne bas bas bağırarak ne derler? “
Bakın bunu biz söylemiyoruuz, basın yazıyor basııın!... Anketler söylüyooor!..”
Ayni basın bir başka zaman, işlerine gelmeyen yazılar yazıp ve yine işlerine gelmeyen anket sonuçları ortaya koyduğu zaman, bizim siyaset takımının sözcüleri bu kez halkın karşısına çıkıp ne derler?
“Medya gerçekleri saptırıyooor! Çünkü bunların hepsi rant peşindeler, ranttt! Başka hedef ve amaçları yok bunların, hepsi rant peşinde!”
Hoşlarına gitmeyen anket sonuçları olunca da;
“Anketler uydurmadır, taraflıdır, parayla satın alınmış sonuçlardır!”
Batı, işlerine gelince güzel örnekler verilecek başvuru kaynağıdır İşlerine gelmeyince ise, “Ahlaksızlık yuvasıdır…”
Ancak, bunları söyleyenler kendi çocuklarını, yani babalarının kıymetli oğullarını ve kızlarını(!), her ne hikmetse, yakındıkları ve kötü örnek olarak gösterdikleri ahlaksızlık yuvası olan Batı’nın kucağına da, seve seve ve güle oynaya “git oralarda oku” diye itmekten de kendilerini alamazlar.
Devlette ki uzun müfettişlik yıllarımızda da, çalıştığımız kuruluşun başında bulunan üst yöneticilerinin böylesi çifte standartlı tavır ve uygulamaları ile sık karşılaşırdık.
Kuruluşun başında ki makam olarak bağlı olduğunuz zatı muhteremler (genel müdürler); yazdığınız raporlar işlerine gelirse onların indinde, “ çok iyi müfettiş” konumundasınızdır.
Bir gün gelip görevinizi yine ayni çizgide, dürüst ve objektif olarak yapmaya “iyi müfettiş” olarak devam ederken, zatı muhteremlerin, kuruluşta partizan bir tutumla haksız biçimde koruduğu ve kolladığı bir başka zatı muhterem hakkında, yaptığınız teftiş ya da soruşturmalar sonucu, işin gereği olarak, cezai anlamda bir rapor düzenlerseniz; vay halinize!
İşte o zaman Sayın genel müdür için, tam bir “kötü müfettiş” olursunuz…
X
Bu satırları yazmadan önce Başbakan Tayip Erdoğan’ın, (Salı günü) partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmanın bir bölümünü, televizyondan ülkenin bir vatandaşı olarak yeis içerisinde izledik. Bir bölümünü diyoruz, çünkü tamamını izlemeye yükselen tansiyonumuz izin vermedi.
Başbakanı, konuşmasında vatandaşa yarınlar için yüz güldürecek ve umut olabilecek inandırıcı hiç bir şey söylemedi. Sanki içinde yaşamıyor ve gerçekleri görmüyormuşuz gibi bugünün Türkiye’sini “güllük gülistanlık” olarak takdim etti ve ülkeyi ne kadar başarılı biçimde yönettiklerini(!) bizlere anlatmaya çalıştı!
Dakikalarca ve bıktırıcı biçimde, muhalefeti, daha doğrusu CHP Genel Başkanını eleştiri altında tuttu. Baykal’ın Başbakan olarak kendisi ve partisi hakkında söyledikleri şöyle yalanmış böyle gerçek dışıymış sürekli ayni şeyleri tekrarladı durdu.
Baykal’ın söylediklerinin gerçek ya da gerçek dışı olduğunu söylemek ya da ortaya koymak, milletin önünde dakikalarca konuşacak kadar önemliydi, bir türlü anlayamadık!
Sayın Başbakan!
Bizler, siz siyasetçilerin katkılarıyla çocuklarının “yarınları çökertilmiş” bir ülkenin karamsar ana babalarıyız! Sayın Baykal’ın ve sizin, ya da başka siyasi liderlerin gerçek dışı konuşmalarını uzun süre ekrana çakılıp dinleyecek ölçüde, bizi vatandaş olarak ilgilendiren hiç bir şey yok! Ayrıca sabrımız da yok!
Bizleri ilgilendiren nedir biliyor musunuz, Sayın Başbakan?
Soruyoruz şimdi size!
Söyler misiniz, var mı çocuklarımızın umut ışığı dolu güvenli yarınları bu ülkede? Büyük umutlarla yetiştirdiğimiz, üniversitelerde okuttuğumuz ancak yirmili otuzlu yaşlara geldiklerinde siz siyasetçilerin kötü yönetimleri yüzünden ortada bırakılmış talihsiz evlatlarımızın devri iktidarınızda ve sonrasında, işleri, aşları olacak mı, başlarını sokacak bir evleri, evlenip ( tavsiyeniz üzerine en az üç çocuk yapacak) gelirleri ve yuvaları olabilecek mi?
Bunlar işte bizler için önemli olan!
Grupta yaptığınız konuşmanızda;
Ne “bugünün Türkiye’sinin gerçek yüzü ” vardı, ne de “güvenli yarınlara” doğru inandırıcı mesajlar! Konuşmalarınızın hiçbir bölümünde, dinleyici olarak işte Başbakan burada haklı diyebilecek bir hissiyatımız oluşmadı. Ama siz öylesine fevri bir konuşma tarzı benimsemiştiniz ki, ona kapılıp “çökertilmiş yarınlarımızın” acısını bile bir an için unuttuk.
Ama sadece bir an için!...
BURHAN ÖZBEY