ÇÖLAŞAN LA ÇOŞKUN UN ARKADAŞLIĞI SAHTEYMİŞ
Yaşamda gerçek arkadaşlıkların az olduğuna inanmamıza karşın; Hürriyet Yazarı Bekir Coşkun’un Vatan gazetesinde Sanem Altan’a verdiği röportajı okuyunca, doğrusu şaşırdık…
Biz milyonlarca okur gibi, Emin Çölaşan’la Bekir Coşkun’u gerçek anlamda arkadaş diye bilirdik. Meğer alâkası yokmuş.
Bunu biz söylemiyoruz. Bekir Coşkun kendisi söylüyor.
Buyurun birlikte okuyalım
“Dürüst olmak lazım!
Ben atılsam, Emin kılını kıpırdatmazdı
Emin Çölaşan’ın kovulmasından sonra da siz zor günler yaşadınız değil mi? Çok mu yakın iki arkadaşsınız siz gerçekten?
Kanka değiliz. Rakibiz bir yerde. Dürüst olmak lazım. Grup çalışması yapamazsın gazetecilikte. Bireyseldir. Yazılarından dolayı kim kovulmuş olsa ben onun için de aynı tepkiyi verirdim Hürriyet’te. Ama beni atsalar Emin’in kılı kıpırdamazdı. Umurunda bile olmazdı. Ne diyeceğini de biliyorum "Bekirciğim geçmiş olsun. Olur böyle şeyler, üzülme, herkesin başına gelir" diyecekti. Bir daha da aramazdı. Yemin ediyorum böyle olurdu. Bu benim gerçek düşüncem..
Okuyucularımın bir kısmı da "Emin Çölaşan atıldı, sen de bırak" dedi. Ama buna en güzel cevabı Emin kitabında vermiş. Ona soruyorlar "Madem baskı vardı, sansür vardı. Siz niye bırakmadınız?" O da diyor ki "Kazanılmış cepheyi niye bırakayım?" Doğru demiş. Bıraksaydım. O günden beri neler oldu? Kim yazacaktı bunları?”(Vatan - pazar - 22 Şubat 2009)
Ne diyor Coşkun?
“Beni atsalardı, Emin’nin kılı bile kıpırdamazdı.”
Bekir Coşkun böyle düşünüyor ve düşündüğünü açık açık kamuoyu önünde dile getirebiliyorsa; hiç kuşku yok Çölaşan Coşkun arkadaşlığı tümüyle sahteymiş.
Coşkun’un dediği gibi arkadaşlıktan öte, su üstüne çıkarılmamaya çalışılan bir rekabet varmış aralarında. Acımasız iş rekabeti!
Emin Çölaşan’ın arkadaşlık duyguları güçlü bir karakter olduğunu, biz de önsezilerimize dayalı olarak söyleyemeyiz.
Yazdığı kitaplarda, özellikle Hürriyet’ten kovulduktan sonra piyasa çıkardığı kitaplarda değindiği kimi konularda, bunun yer yer örneğini görebiliyorsunuz.
İşin şu yüzüne çıkmasında, Çölaşan’ın ayrılmasından sonra, Coşkun’un Hürriyet’te kalması ve kalmaya da devam edeceğinin açıkça ortaya çıkmış olması, sanırız önemli neden oldu.
Sevgili okurlar…
Yeri geldiğinde çoğumuz söyleriz ya; “Vefa İstanbul’da bir semtin adıdır”.
Yaşananları gördükçe, hele hele materyalist dünyanın acımasız çarkları arasında dönüp durmakta olan insan parçacıkları olduğumuz gerçeğini kabul ettiğimiz sürece; çevremizde, daha doğrusu iş yaşamında, gerçek anlamda “arkadaşlık” diye bir birlikteliğin söz konusu olmayacağını, olamayacağını acı da olsa kabullenmemiz gerekir.
Aylık maaşları 25 milyar ila 100 milyar lira arasında değişen insanlarsanız, medyada hasbelkader köşeler kapmış ve iki satır yazı yazıp böylesine astronomik aylıklar alıyorsanız; kim sizden “hümanist” , “vefalı” , “arkadaş canlısı” olmanızı bekleyebilir ki?
Böyle bir konumda hayır ben, iş yaşamında da arkadaş canlısıyım deseniz de kim inanır ki?
İşte durum ortada… Öküz öldü ortaklık bitti. Çölaşan Hürriyet’ten gitti, Bekir coşkun’la “can ciğer arkadaşlık(!)” masalı bitti.
Sayın Emin Çölaşan ve Sayın Bekir Coşkun;
Sizler çok güzel şeyler yazar, duygularımızı okşar ve yazılarınızla; bol bol vatanı, ülkeyi, doğayı, hayvanları kurtarırsınız(!)
Ezilen halkım, zavallı çaresiz milletim edebiyatı yapıp, karşılığında 25 milyar liradan başlayıp 100 milyarlara kadar uzanabilecek tatlı aylıkları, ananızın hak sütü gibi alıp, yüklü banka hesaplarınıza yatırırsınız.
Bizler de 500 liralık asgari ücret ya da en kabadayı yedi sekiz yüz liralık aylıklarla sürünüp dururken; sizleri hayranlık duygusu içerisinde izlerken, ara ara bilmeden de olsa “göbeğimizi kaşırız” ya da “göbeğini kaşıyan adam” durumuna düşeriz.
Sizlerin on milyarlarca tutarında ki aylıklarınızı almanızda göbeğimizi kaşıyarak malzeme olur bundan da müthiş gurur duyarız(!) Sanırız ki, sizler de bizler gibi dünyaya geldiğinize pişman ve kötü yöneticiler düşmansınız.
Neylersiniz?
Dünya büyük bir tiyatro sahnesi, herkes mahir olduğu konuda rolünü oynuyor pastadan payını kapıyor.
BURHAN ÖZBEY