ROMA, 30/06(BYE)--- Tirajı günde 676 bin olan Corriere della Sera gazetesinin 29 Haziran 2010 tarihli sayısında, Francesco Battistini imzasıylave yukarıdaki başlık altında yayımlanan Kudüs çıkışlı haber-yorumun özet çevirisi şöyledir:
--İlişkilerde Yeni Kopma: Türk Hava Sahası Askerî Jetlere Yasak--
"General Stern? Türkiye üzerinden uçuş yetkiniz yok: Polonya'ya gitmek için rotanızı değiştirmeniz gerekiyor." Tsahal'ın İnsani Kaynaklar Bölümü Sorumlusu General Elazar Stern'in emre uymaktan başka çaresi yoktu: Elinde uçuş planı, uçağın rotasını Yunanistan semalarına doğru kaydırdı.
Daha yüksek bir yakıt maliyeti ve Ankara ile İsrail arasındaki ilişkilerde son derece yüksek bir maliyet. Çünkü şu andan itibaren Türkiye'nin semaları "bütün İsrail uçuşlarına" (İsrail askerî radyosunun dün duyurduğu gibi) veya "sadece askerî uçuşlara" (Türk sözcünün belirttiği gibi) kapalı olacak. Her hâlükârda sembolik bir karar söz konusu. G-20 Zirvesi sırasında konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Evet, barış filosu vakasından sonra hava sahamızı kullanmak için bir yetki talebi oldu. Yetki verilmedi." sözleriyle olayı teyit etti.
Rotalar üzerinde kopma... 14 yıl sonra İsrail askerî jetlerine durdurma. İsrail devlet hava yolu şirketi El Al'a bilgi ulaşmadı ve uçuşlar devam ediyor. Doğu Avrupa ve Uzak Doğu yönündeki uçuş güzergâhlarının değişeceği kesin ama özellikle de dost Türk'ün nihai olarak bir eski dost olacağı kesin. Erdoğan şöyle söylüyor: "Biz fazlasıyla sabırlı olduk."
Marmara gemisinde bir ay önce yaşanan katliam için Ankara resmî özür dilenmesini istedi ancak bu özür hiçbir zaman gelmedi. İsrailliler ve iki yabancı gözlemciden oluşan Türkel komisyonu, dün Kudüs'te çalışmaya başladı ve programda öngörülen ilk görüşme, Başbakan Netanyahu ile yapılacak olan görüşme. Lahey Divanı için tanık toplayan "Gazze'ye Özgürlük" barışçıları, "Hiçbir şey." diyor, Türkler ise "Çok yetersiz." diyor. PKK'lı Kürtlere karşı kullanılacak Heron adlı pilotsuz uçağı denemek üzere gelen bir Türk askerî delegasyonu bugünlerde İsrail'de bulunuyor. Delegasyon gizli olarak ülkeye indi ve göze çarpmadan hareket ediyor. Müşkül duruma düşüren bir varlık: Erdoğan hükûmeti bütün anlaşmaları gözden geçiriyor; 5 milyar dolar değerinde Merkava tanklarının alımını ve bir buçuk milyarlık bir füze projesini iptal etti, diplomatik ilişkileri minimum seviyeye çekme tehdidinde bulunuyor.
Aslına bakılırsa bunu aylardan beri söylüyor. Türk Büyükelçi Ahmet Oğuz Çelikkol'un maruz kaldığı gibi Ayalon'un herkesin gözü önünde yaptığı aşağılamaları da sineye çekiyor. Türkleri iyi tanıyan biri, İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi Eli Shaked şunları söylüyor: "Türkler çok fazla bastırmıyor çünkü kör bir yolda olduklarını biliyorlar."
Batı'dan önce İran'ı kucaklama, Orta Doğu'yu korkutuyor. İran'ın Şiileriyle Türk Sünniler arasındaki bir müttefikliğin nasıl bir geleceği olur? Ayrıca Erdoğan, Osmanlı ihtişamını andığında hassas bir tuşa dokunduğunu biliyor: Türkler Arap değil ve Türklerin hâkimiyeti Arap dünyasında hoş bir hatıra değil. ABD ve Avrupa ile ilişkileri kopartmak riskli çünkü Türkiye'nin şimdiye kadar yaptığı ticaret ile rekabet edebilecek bir Arap piyasası yok. Ancak Erdoğan, politik anlamda kendisini kurtarmak için başka seçiminin olmadığını düşünüyor. Seçim vaatlerinden tek birini bile yerine getirmedi: AB, Kıbrıs'ın birleşmesi, Suriye ile ara buluculuk, Ermenistan'a yakınlaşma hedeflerine ulaşamadı. Bir buçuk yıldan bu yana İsrail üzerinde ısrar etmeye devam ediyor. Bir de şimdiye kadar hiç ilgilenmediği Filistinliler üzerinde... İmajını parlatmak için bundan daha iyi ne olabilir?