Cumhurbaşkanı “taraf” CHP Umut oldu
Sevgili okurlar….
Ömrümüzün 25 yılı devlette müfettiş, başmüfettiş ve teftiş Kurulu başkanlığı görevlerini yürüterek geçti.
Yolsuzluğun, soygunun, sömürünün ve görevi kötüye kullanmanın ne olduğunu çok iyi biliriz.
Çeyrek asırlık denetçilik yaşamımızda şunu açıkça gördük ki; niyetlenilmiş yolsuzluğa, malı götürmeye kolay kolay kimse engel olamıyor. Buna din de dahil… Çünkü minareyi çalan kılıfını hazırlıyor
Nice Allah korkusu taşıdığı izlemini veren, başı secdeden kalkmayan, umre ve hac yollarında sözde ibadetini yapıyor görünen muhteremlerin; para, pul, maddiyat söz konusu olduğunda nasıl kılık değiştirdiklerini ve dinden imandan nasıl anında uzaklaştıklarını ibretle gördük…
***
Milli Gazete yazarlarından Mehmet Şevki Eygi; “Sahte İslamcılar” başlıklı yazısında bu gerçeği çok anlamlı ve çarpıcı biçimde ortaya koymuştur… Sayın Eygi’nin söz konusu yazısını Milli Gazete arşivinden (Şubat 2010) bulup okuyabilirsiniz… Tavsiyem mutlaka okumanızdır…
Günümüzde “Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğiz” sözü hoş ve nostaljik bir slogan olmaktan öteye gitmiyor… Niyetine girilmişse ve ortada beceri varsa kimseyi kimse “Karun” olmaktan alıkoyamıyor… Günümüzde siyaset yoluyla kimin ya da kimlerin “Karun” olduğunu görebilmek zor değil…
Müfettişlik yıllarımızda, çalıştığımız kurumda üzerinde önemle durulan bir konu vardı.
Para, pul. alım satımla işi gereği yakın ilgisi olan personelin, uzun süre aynı görevlerde kalmaları sakıncalı görülür ve birkaç senede bir yerleri değiştirilmesi önerilirdi…
Devlet memuru konumuyla, hassas görev yapan satın alma memurlarının, sık sık yarattıkları olumsuz durumlar şöyle oluyordu:
Mübayaa (alım) için teklif alınan firmalarla çoğu zaman içli dışlı olunuyor ve zaman içerisinde, firmalardan mevzuat gereği üç teklif alma prosedürü, elden alınan uyduruk tekliflere dönüşüyor ve firmaların rüşvet mekanizmaları hızla devreye giriyordu…
O nedenle, görevlilerin yerlerinin ara ara değiştirilmeleri gerekiyordu. Yer değişikleri yapıldıktan sonra, satın alma memurlarının geçmişte yedikleri haltlar da bir bir ortaya dökülüyordu.
Firmalar, iş nedeniyle muhatap oldukları görevliler yerlerinden alınınca; hangi görevlilere nasıl rüşvet ya da hediye adı altında avanta verdiklerini korkusuzca açıklıyor ve yaşanan gerçekler bir bir ortaya çıkabiliyordu. Dürüst ve namuslu memurları istisna tutarak bu değerlendirmemizi yaptığımızı belirtmek isteriz…
O nedenle, iktidarların uzun süre işbaşında kalmaları, yapılan yolsuzlukların ortaya çıkarılabilmesi açısından son derece sakıncalı olmakta ve art arda gelen iktidar sürecinde yaşanan olumsuzluklar ve yapılan yolsuzluklar, ne yazık ki çoğu zaman mazinin derinliklerinde kaybolup gitmektedir… .
Sahte “takva” yani “din sömürüsü”, Allah kitap, umre, hac görüntüleri; yolsuzlukların tıkır tıkır yapılmasına engel olmuyor, çark her zaman olduğu gibi bilindiği şekilde dönüyor… İbadet görüntüsü “Allah la aldatmak”, çoğu zaman, amaca ulaşmada yani cepleri kasaları doldurmada en geçerli yol olmakta…
***
Yolsuzlukların ayyuka çıktığı konusunda sık sık ortaya atılan iddialar; -ki bu konuda Türkiye Partisi Genel Başkanı Eski AKP’li Bakan Abdüllatif Şener’in basına yaptığı çarpıcı açıklamalar göz önüne alındığında,- bu yönde ki kuşkulu düşüncelerin, haklılığı önemli ölçüde ortaya çıkmakta…
Her nedense, Başbakan Tayyip Erdoğan, Abdüllatif Şener’i muhatap alarak onun yaptığı suçlamalara yanıt vermiyor ya da yanıtlamaktan kaçınıyor… Bu sessizliğe sanıyoruz bizim gibi çok kimse anlam veremiyor..
Oysaki Başbakan çıkıp kamuoyunun önüne diyebilmeli ki: “ Ey Abdüllatif Şener bey, AKP döneminin iddia ettiğin hangi yolsuzlukları var? Çık ortaya bir bir açıkla, görelim bakalım!” Ancak, bu zamana değin Başbakan’ın Şener’e yönelik en küçük açıklamasına tanık olmadık…
***
Gelelim Kayseri Belediyesi’nde olduğu iddia edilen yolsuzlukların, Çankaya’da ki yansımasına…
Cumhurbaşkanı Gül, adı yolsuzluk iddialarına karışan Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki için dün ne dedi:
“Temiz, dürüst, şeffaf bir kişi kendisine sonuna kadar kefilim…” Hoppala!...
Haberi okuyunca, acaba yanlış mı okuduk diye duraksadık… Haber tüm basın organlarında yayınlanınca, işte bu olamaz dedik…Şaşırdık… Hayretler içinde kaldık!..
Ülkenin Cumhurbaşkanı, çıkmış ortaya çeşitli yolsuzluk iddialarının havada uçuştuğu ve yeniden yargıya taşınacak bir konuda, açık açık “taraf oluyor” ve görüş belirtiyor…
***
Abdullah Bey, Özhaseki hakkında yaptığı “bu açıklamasının”, toplumda çok büyük yansıması olacağını, kafalarda yoğun soru işaretleri yaratacağını tahmin edemeyecek denli siyasetin yenisi bir şahsiyet mi?
E… O halde bile bile neden “infial ve çok önemli kuşkular” yaratacağı belli olan böyle bir “taraflılık” görüşü ortaya koyuyor? Durum ve Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı iddialar, sanıldığından daha da mı vahim Acaba?.. Akla ilk gelen bu oluyor…
Öyle ya… CHP kurultayı öncesi, birkaç gündür AKP kanadından yapılan adeta panik içerisinde oldukları görüntüsü veren telaşlı açıklamalar,…
İçişleri Bakanı Beşir Atalayı’ın yaptığı uzun ve sürekli ayni şeylerin tekrarlandığı konuşma biçimi…
AKP’li kimi Kayseri milletvekillerinin telaş içinde ki kamuoyuna yönelik pek inandırıcı olmayan açıklamaları…
Olayı ortaya çıkarıp gündeme taşıyan CHP milletvekili Kulkuloğlu’na yönelik, AKP’li Kayseri milletvekili Elitaş’ın basın toplantısı yaparak “sen de kakasın” türü suçlayıcı açıklamaları…
Başbakan’ın bağıran, çağıran konuşmasıyla ortaya koyduğu hiddet ve şiddet fotoğrafı…
Bütün bunlara bakıldığında, ister istemez, acaba ileri sürülen iddialar gerçek mi düşüncesini ortaya koyuyor…
***
Bu açıklamasından sonra, Abdullah Bey’in, ülkenin Cumhurbaşkanı konumuyla tarafsız olmadığı, açıkça AKP’ye taraf olduğu şüphe götürmez biçimde kesinleşmiş durumda…
Hal böyle iken, iddialar yargıya taşındığında, yargıçların özgürce ve “Cumhurbaşkanı’nın taraflılık baskısı” olmadan karar verebileceklerine artık kim inanabilir?.. Bundan sonra açılacak davalarda, yargının vereceği karar ve karalara kim güvenebilir?
Çok bilinen iki atasözü ile yazımızı noktalayalım…
“Mızrak çuvala sığmaz”
“Güneş balçıkla sıvanmaz”
Gerçek ne ise, inanıyoruz ki önünde sonunda ortaya çıkacaktır… Bekleyeceğiz…
***
CHP’nin cumartesi günü yapılan kongresinden sonra, Haziran 2011 seçimine, iddialı gireceği yorumları yapılıyor… Yeni ve yenilenmiş bir parti meclisi bakalım CHP’ye neler kazandırabilecek önümüzde ki kısa süreç içerisinde göreceğiz…
Kemal Kılıçdaroğlu, Genel başkan olarak partisini iktidara taşıyabilecek mi? Hantallaşmış ve Baykal yönetimi ile adeta belli kişilerin tapulu malı durumuna getirilmiş CHP, yeni yüzlerle ayağa kalkabilecek ve adıyla değil de, icraatları, ilkeleri ve yarattığı güvenle gerçek anlamda halkın partisi olabilecek mi?
Cumartesi günkü Kurultay salonunda, Kılıçdaroğlu “ben ayaktayım, siz de ayakta olacak mısınız?” diyerek tüm delegeleri ve izleyenleri coşkuyla ayağa kaldırmayı başardı. Bakalım bu ayağa kalkış ve meydan okuyuş; demokrasi diye diye demokrasiyi bitiren, tüketen ve eriten AKP’nin işini bitirebilecek mi?
Kuru bakliyat, pirinç, bulgur, şeker kömür vs. çuvalları kapılara yığılmayı devam ederken; iftar sofralarında bir akşamda üzerinde “evet” yazan 70 bin adet gıda paketiyle “din sömürüsü” sürdürülürken; AKP diktatoryası nasıl bitirilir zor ama, iktidara susamış CHP’nin de “umut” olabileceğini, söylemek boş ve yersiz hayal olmaz…
BURHAN ÖZBEY