Aydınlık dergisi ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan'ın açıklamalarına yer vermiş, Çölaşan şöyle diyor:
“Neredeyse 'baskı' diyeceğim şekilde talep var. 'Türkiye Cumhuriyeti bir yere götürülmek isteniyor. Ne için siz oturuyorsunuz? Biz hazırız' diyorlar. Bakın bu çok güzel bir ifade. İnsanlar bizden öncü olmamızı bekliyorlar. Biz bu anlamda mitinglere başlamayı düşünüyoruz."
Açıkçası bu ifadeler bana 2007 yılını hatırlattı; birkaç sivil toplum kuruluşunun birleşip cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gül'ün şeriat getireceği (!) düşüncesiyle yaptığı mitingler vardı ve gerçek şu ki bu mitingler başarısız olduğu gibi ardından dört sene geçmesi ile birlikte paranoya düşüncelerde boşa çıktı.
2007 yılında Türkiye Cumhuriyeti kendi cumhurbaşkanını bile kendi iradesiyle seçememe durumuna gelmesi yetmiyormuş gibi o mitinglerde “Asker göreve!” sloganlarının yankılandığını kendi kulaklarımla duydum.
Hatta başka bir ayrıntıyı söyleyecek olursak, Türkan Saylan İzmir'deki mitingte “Ne şeriat, ne asker!” düşüncesinde olduğu için konuşturulmamıştı ve bağlamında da bu mitinglerin hangi amaçlar için hazırlandığı da ortaya çıkmıştı.
Şimdi aynı mitingler, aynı çağrıcı kurumlarla birlikte yapılmak isteniyor ve muhtemelen bu mitinglerin amacı da belli; halkı 'şeriat' paranoyasıyla meydana toplayıp büyük bir ekranda Recep Tayyip Erdoğan'a “yuh!” çekilmesi ve sonucunda birilerinin bu kötü gidişe (!) dur demesi için yapılacak.
Türkiye'nin kendini aşmış birçok problemi varken ve problemlerin çözümü AKP – CHP arasına sıkışmışken böyle mitingler anca birilerinin egolarını tatmin etmek için yapılacak; nitekim yapılan mitingler sonucunda birileri göreve çağırılacak, oysa ki kendi düşünceleri ne olursa olsun demokratik bir üçüncü yol seçeneği sunulmayacak.
Canım memleketimin emek sömürülmesi ve yoksulluk seviyesi maksimum düzeye fırlamışken, tüm bunların yanında insanların kimlik mücadeleleri mağduriyet mücadelelerine dönüşmüşken ve ortada hala birileri dokuz sene önce de olduğu gibi “Laiklik elden gidiyor!” şeklinde paranoyalara kapılmışken hiç kendinizi yormayın; bu iş AKP'nin iktidarını ve CHP'nin ana muhalefetini garanti altına almaktan başka bir işe yaramıyor.
Gittikçe yörüngesini sağa ve doğuya kaydıran bir AKP'nin karşısında adamakıllı bir muhalefet olmamasını bırakın; Türkiye'nin Kürt Sorunu'dur, Alevi Sorunu'dur, Başörtüsü Sorunu'dur gibi mağduriyet problemlerini zaten AKP ve CHP çözemez, bu sorunların çözümü demokrat bir sol seçenekten geçiyor.
Ama bunları dahi görmeyen bazı Kemalist kesim ve çevreleri takılmış bozuk plak gibi dokuz sene önceki aynı argümanları söylüyorlar ve 2007'deki cumhuriyet mitingleri sonucunda ortaya çıkan CHP – DSP ittifakı sonucunda başarısız oldukları gibi bunda da aynı şekilde başarısızlıklarını şimdiden ifade ediyorlar.
Kendilerince bu ülkeyi ve bu halkı sevdiklerini söyleyen bir kesim insanların böyle bir başarısızlığı dokuz senedir görmedikleri gibi şimdi göreceklerini de söyleyemem ama, kaybedeceklerini bile bile böyle bir işin altına girmeleri sevgiyi, aşkı mı temsil ediyor?
24-25 Aralık günlerinde yaptıkları Ulusal Yönetim Sempozyumundan da söz eden Çölaşan, Türkiye'nin sorunlarının çözümünün Kemalizm'de olduğunu ifade etmiş ve şöyle konuşmuş:
"Türkiye'de bugün Kemalizm tartışılıyor. Süresinin dolduğu, tasfiye edilmesi gerektiği iddia ediliyor. Hatta CHP'nin yeni kuralları, yeni yönetimiyle birlikte belirlenmek istenirken, çok yoğun da bir baskı altında tutuluyorlar. Aslında Kemalizmden ne kadar ayrılır, uzaklaşırsa CHP sanki halkla o kadar bütünleşecekmiş gibi bir tavır. Atatürkçü düşüncenin mirasçıları olarak derneğimiz bilim adamlarının görüşlerini almak, durum tespitini yapmak için bu sempozyumu düzenledik."
Bu açıklamaların üzerine ne denir bilemiyorum ama, Atatürkçülük'le Kemalizm'in birbirine karıştırıldığı apaçık ortada.
Bugüne kadar Kemalizm'in halk kavramını pek göremedim, üstüne üstlük sadece bir ırkı esas aldığını net bir şekilde yıllardan beri gördük, yaşadık; daha hala bunların üstüne Kemalizm'siz bir halk olmaz açıklaması ne demektir?
CHP Kemalizm'le hesaplaşıyor mudur bilemem, bana kalırsa hesaplaşmadığını da söyleyebilirim; cumhuriyetin kuruluş felsefesine uygun anti – demokratik bir statüko partisinin ve kendisini Kemalist diye açıklayan bir partinin halkı nasıl kucaklayabildiğini bugüne kadar hiç iktidar olamadıklarından çıkarabiliriz, sanırım bu da bazı şeylere açıklık getiriyordur.
Oysa bugün Türkiye'de gelişen olaylar çok farklı; Türkiye değişmekte olan ve yüzünü Batı'ya kaydırmak isteyen bir toplum dinamiğiyle mücadelesine devam ediyor, her ne kadar sorunlarının çözümü için demokrat bir sol seçenek iktidar kademelerinde olmasa da 1980 döneminde Fatsa'da Terzi Fikri'nin yaptığı gibi halka ideolojik sözlerden gitmeyip uygulamada en hümanist ideolojik pratikleri gösterebilmek en mantıklısı.
Böyle bir üçüncü seçeneği kimse aklına getirmiyorken ve mevcut durumdan nem alan bir iktidar partisiyle ana muhalefet partisi ortada varken bu mitinglerde bu durumu korumak adına açıkçası büyük hizmet ediyor ve Çölaşan'ın açıklamalarından yola çıkacak olursakta hizmet etmeye devam edecek.
Çünkü Türkiye halkı gerçekten neyi ne zaman yapacağını çok iyi biliyor; bugün geçmiş dönemde ANAP'ın seçim kaybetmeyeceğini söyleyen bazı mihraklara karşılık, bugün Türkiye halkı ANAP'ı tarihin tozlu sayfalarına kaldırmış durumda ve misyonunu tamamlayan her hareketi de bu şekilde kendi hafızasından silecektir.
O yüzden mağduriyetler eksenine inmeyen bir anlayışla, sadece bazı kesimlerin düşüncelerini dile getirmek ve bu dile getirilişin sonucunda diğer insanları bu düşüncelere adapte etmek açıkçası zorbalıktan başka birşey değil; Türkiye'nin sorunlarını çözemeyen, çözmek için bir adım atan ama, gerisini getiremeyen bir AKP'nin de bu halkın gözündeki değeri onun yerine gelecek daha iyisinin olmadığıdır.
Bu gerçeği unutmadan, AKP ve CHP ekseninden çıkıp üçüncü bir yol keşfetmek ve bu üçüncü yol için gerekli mücadeleyi göstermekte bu ülkedeki özgürlükçü solculara ve vicdan hassasiyetiyle mücadele eden insanlarına kalıyor; o insanlarda gerektiği yerde gereğini yapacaklarını biliyorlar.
O yüzden mitingler olsun veya olmasın ama, Türkiye'nin hali hazırda bekleyen pek çok problemi ve bu problemleri de çözüme ulaştıracak pek çok çözümü var da yok.
Varın olması için de tek şart; varların birleşip iki elin ses yapması gibi birlikte mücadele etmeleridir.
Yoksa miting felan hikaye.
E – mail: ekingun@gmail.com
Twitter: http://twitter.com/ekingunhx