Yol çok uzun….Ta karşıki dağın içinden görünmez olup geçtiğimde anladım ki tepeleme birikmesi için neler binmiş üst üste. Sonra yol vermiş bari ben kalkamıyorum, üzerimden geçenler olsun diye. Ağaçları, otları vatandaşı yapmış kendine. Ve bu maal(yüksek) yüreğiyle tümseklere ders vermiş bilgelikle. Bir tahtel arza(yeraltı) küskünmüş, bir de arşa. Çünkü ne erişebilmiş ne eşebilmiş onları. İşte o dağ, küçük olanları ben yarattım demeyecek, büyük olanlara da magak(çukur) demeyecek o dağ…. Seslendiğinde sesini sana geri verecek kadar ağır, et bulamayana mantar verecek kadar eğik bir başı var. Söyle hala dağ olduğunu düşünüyor musun?
İnsan yerin göğün tek mimarı olduğunu bilirken şunu unutursa bir çok gaflete düşer derim ben. Kazarak, dizerek, çakarak, kırarak bir taşa şekil verebilir de kendisini yontmasını neden bilmez? Hadi yontamıyor, o zaman bıraksa da üzerini yosun(kadın) kaplasa, en azından o yumuşak bir hava vermez mi? Hadi ona da karşı….En azından çakmak taşı gibi birbirine sürtünmeden ısı versin etrafına….Onu da mı yapamıyor? Otursun oturduğu yerde birilerinin üzerine doğru yuvarlanmasın değil mi?
Adam ağlıyor ama elinde soğan, adam arıyor ama cebinde telefon, adam düşünüyor ama aklında bir başkası. Kardeşi ‘kardeş’ diyor, anası ‘yavru’ ama başkasının ‘it’ demeye dili varmıyor. Neden? Ne dağdan bir avuç toprak dolmuş ayağına, ne de taşa vurmuş kafasını. Yalancı gelmiş, kalaycı gidiyor. Böyle insanlar var aramızda….Damların, kömürlüklerin, madenlerin içinde kirlenmiş suratları yalasam az diyorum hayasızlığı alnına bant yapmış dolaşanları görünce.
Bir düşün
Ördek gölün kenarında ne yapıyor?
Ya pamuklar dallarında?
Yılanlar yuvalarında?
Bir ihtiyarın çarpılmış bacaklarından
Bir körün değneğine kadar hayat nasıl seyrediyor!
Ve düşün
Kedinin tüylerini diliyle düzeltişini
Köpeğin devrilip yatışını
Leğende yıkanan güvercinlerin kanat çırpışını
Hepsinin ortak bir amacı yok mu?
Fırsatları yaratmak
Fırsatçılık yaparak değil ama!
hulyaokur06@gmail.com