Dayak!..
Dayak; cennetten çıkma derler ya, dozu insana kalınca cehenneme yol arkadaşı sanki...
Ayak; bir dayak uzvu gibi hızlı hızlı mahşer yollarında... Yorulmayacakmış gibi saydırıyor, gariban et kemik bileşimine tenhalarda menhalarda...
Yak; ‘bütün fotoğrafları, sazı, sözü, anıları, hayatı’, dedirtiyor bana...
Ak; ‘bok et bir çırpıda ak mak ne varsa’, gibi!..
‘Kkkk’; ‘ses geliyor gırtlağımdan, duyuyor musun, ne olur sıkma bu kadar!.. Yetmedi mi attığın dayak’, sanki...
Başından aşağı limon sıkılmış gibi şu ara tüm alfabe, sesli harfler özellikle... Bir ekşi... Bir yenmez... İçini tiksindiriyor...
Acı acı tükürükler uçuşuyor; gücü yeten yetene!..
Pis havalar koklayıp, iğrenç nefesler üflüyorlar, aşağılık terazisindeki okkaları kadar...
Ruhları kezzaplanmış ucubelerin müziği var, dans ediyorlar ulu orta her yerde...
Terlemiyorlar Allahtan; bir ufak göz taraması, ince bir burun koklamasına lütfeden, anlıyor hemen ve kaçıyor alabildiğine topuk topuk...
Kör olmamışsa gözleri tabii, millememişlerse kendilerini elhak; eften püften menfaatlerden...
Eli kolu ayarsız, müsvedde delikanlılar racon fatura eder oldular; odalarda, sofalarda, barlarda...
Kadın, adam ayırmadan...
Tokat talimi yapıyorlar, yüzleri kırışmamış nursuzlar; ısırıyorlar Ceylan gözlü, feleğin çember inşaatında çalışmış, çoluk çocuk sahibi anneleri..
Yere basmayan ayaklarına uçuş dersleri veriyorlar, zavallı Caneriklerinin başını eziyorlar...
Efendileri önünde çürüttükleri dizlerini, başkalarına yalatıyorlar şifa için...
Lakin unutuyorlar...
Bir tufan gibidir, dayak yelleri...
Belli olmaz içine kimi çekeceği...