BRÜKSEL, 12/07(BYE)--- Tirajı günde 50 bin olan De Morgen gazetesinin 12 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Ayfer Erkul imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:
Avrupa Birliği Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton yarın Türkiye'ye gidiyor. Ashton'ın Türk siyasetçilerle yapacağı görüşmenin ana konusu, Türkiye'nin çok zor geçen AB üyeliği süreci olacak. Türkiye'nin artık konuyla o kadar ilgilenmemesinden ve Doğu'ya yönelmesinden endişeleniliyor.
Batı, Türkiye'nin dış politikasını yakından inceliyor. Gazze filosuna düzenlenen saldırıdan sonra İsrail ile ilişkilerin soğuması dışında Ankara'nın İran konusundaki inatçı tutumu da var.
Genişlemeden sorumlu Komisyon Üyesi Stefan Füle'nin eşlik edeceği Catherine Ashton, yarın Ankara'da Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve AB'den sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış ile görüşecek. Görüşmeler sırasında Türkiye'nin yeni dış politikası da ele alınacak. Son aylarda, giderek Doğu'ya yöneldiği için Türkiye, Batı ülkelerinin eleştirilerine hedef oldu. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "neo-Osmanlı politikası" için eleştiriliyor.
Türkiye, komşularla "sıfır sorun" politikası izlediğini söylerken, Ankara'nın İran ve Suriye ile yeni ilişkileri yakından izleniyor. Bu çekingenlik, Türkiye'nin Brezilya ile birlikte İran nükleeri konusunda anlaşma imzalama girişimiyle daha da çok arttı. Bu anlaşma ABD ve Güvenlik Konseyinin diğer üyeleri tarafından çok eleştirildi. Ankara ise birkaç gün sonra aynı Güvenlik Konseyinin İran'a daha sıkı yaptırım kararı alması üzerine sivri bir tepki göstermişti. O gün Türkiye ve Brezilya yeni yaptırımlara karşı oy kullanan iki ülke oldu.
ABD ve AB aynı zamanda Türkiye'nin İsrail ile yeni ilişkilerinden endişeleniyor. Bu ilişkiler, İsrail'in Gazze'ye yardım filosuna saldırması üzerine en alt düzeye indi. Olayda 9 Türk vatandaşı hayatını kaybetmişti.
Yarının ana konularından biri de Türkiye ile AB arasında zor ilerleyen üyelik müzakereleri olacak. Geçen hafta Başkan Obama verdiği bir röportaj sırasında AB'nin Türkiye'yi üye olarak kabul etmesinin akıllıca olacağını açıkladı. Obama, aynı zamanda Türkiye'nin genelde Batı'ya yönelik dış politikasındaki değişiklik nedeniyle bu çekingenliğin anlaşılabilir olduğunu da söyleyerek şöyle konuşmuştu: "Durumun Avrupa'yı rahatsız etmesini anlıyorum. Ancak bu şüpheler Türk halkının Avrupa'yı algılamasında da rol oynayacaktır. Kendilerini Avrupalı hissetmezlerse doğal olarak başka yerlerde başka müttefikler arayacaklardır."
Müzakerelerin 35 başlığından sadece 13'ü açıldı. Kimse Türkiye'nin 2020'den önce üye olabileceğini düşünmüyor. Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin en önemli konularından birini de Türkiye'nin tanımayı reddettiği ve 10 bin asker bulundurduğu Kıbrıs konusu teşkil ediyor. Diğer zor bir konuyu ise Almanya ve Fransa gibi ülkelerin tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık önerisi oluşturuyor. AB ile ilişkilerden sorumlu Bakan Egemen Bağış cumartesi günü yaptığı bir konuşmada, Berlin ve Paris'in tutumunu "ikiyüzlülüğün ve çifte standardın tam örneği" olarak yorumlayarak, "dürüst bir muamele yapılmıyor ancak biz yılmayacağız" ifadesinde bulundu.
Geçen ay Başbakan Erdoğan da Rize'de yaptığı bir konuşmada bu dürüstsüzlüğe değindi: "Bir Hristiyan kulübü oluşturmuyorlarsa Avrupalı liderler Türkiye'yi kabul etmek durumundadır." Erdoğan ayrıca, Türkiye'nin 1998 yılından beri üye aday olmasına rağmen eski Doğu Blokundan ülkelerin AB üyesi olmalarını eleştirdi. Erdoğan, "bu ülkeler Türkiye'ye nazaran geri kalmış ülkelerdir. Bunlardan hiçbiri Türkiye ile mukayese edilemez" yorumunda bulundu.
Ashton'un ziyaretinin, Türklerin müzakereler konusundaki öfkelerini yatıştırması gerek. Türk halkı, müzakerelerin başladığı 2005 yılındaki kadar coşkulu değil ve Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda üye olmamasını o kadar önemli bulmuyor. 2004 yılında Türklerin dörtte üçü AB üyeliğini destekliyordu. Kamuoyu yoklamalarına göre şimdi halkın sadece yarısına yakını AB üyeliğini destekliyor. Bu durum, Türkiye'nin ekonomik açıdan bir güç hâline gelmesi ve durumunun birçok Avrupa ülkesinden daha iyi olmasıyla açıklanabilir. Bundan 10 yıl önce enflasyon yüzde 72 ve bütçe açığı GSMH'nin yüzde 16'sını oluşturuyordu. Geçen hafta ise 2010 yılının ilk 3 ayında ekonominin yüzde 11,4 büyüdüğü ortaya çıktı.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu yine de "Türkiye AB'den vazgeçemez" diyor. Geçen hafta İngiltere'de olan Davutoğlu, "AB üyeliği, Türkiye'nin başlıca stratejik hedefidir. Kimse Türkiye'yi bu süreci yavaşlatmakla suçlayamaz" ifadesinde bulunmuştu.