BRÜKSEL, 01/07(BYE)--- Tirajı günde 76 bin olan De Standaard gazetesinin 1 Temmuz 2010 tarihli sayısında Profesör Dirk Rochtus imzasıyla yukarıdaki başlık altında yayımlanan makalenin çevirisi şöyledir:
--Nisan Ayından Beri Kürt Milliyetçilerle Mücadelede 50 Türk Askeri Öldü. Dirk Rochtus'e Göre Askeri Strateji İşe Yaramıyor--
Dirk Rochtus, Anvers Lesiushogeschool'da uluslararası politika profesörü. Konu: Kürt sorununa 87 yıldır yanlış yaklaşım. Neden: Türkiye, Türk kimliğinden başka kimlikleri de tanıyan yeni bir Anayasa benimsemeli. Bu, askeri mantıktan daha faydalı olur.
Önemli bir sinyal: AB, Türkiye ile müzakerelerde yeni bir başlık açmak istiyor. Müzakereler son yıllarda çok zor ilerliyor. Görünüşte AB yeniden, yaklaşım süreci içinde Türk halkının desteğini almak istiyor. Ancak Türkiye'de, Türkler ve Kürtler arasında yaşanan gerginlik, Türk milliyetçiliğini arttırıyor.
Kürt milliyetçiliğinin silahlı kolu PKK 18-19 Haziran gecesi, Irak'a yakın Şemdinli'de bir sınır karakoluna saldırarak 10 kadar Türk askerini öldürdü. Nisan ayından beri sayı 50'ye yükseldi. Türk Hükûmeti endişeleniyor. Ordu hazırlanıyor, Türk askerlerinin şimdiye kadar gerçekleştirdikleri tüm operasyonlara rağmen PKK hâlâ "aktif".
Aylardır, nüfusun çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Güneydoğu Anadolu'da bir şeyler oluyor. Aralık 2009'da Anayasa Mahkemesi, parlamenter yollarla Kürt davasını savunan DTP'yi, "siyasi parti mezarlığına" dönüşen Türkiye'de gömdü. 2.700 genç, protesto eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle hapiste bulunuyorlar. Bir çözüm bulmak için Başbakan Erdoğan'ın Kürt açılımı planı gerçekten hayata geçemiyor. Devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün yandaşları Kemalistlerin muhalefeti nedeniyle hükûmet, bu planın adını "demokratik açılım" olarak değiştirdi. Merkezi yöntemle idare edilen Türkiye'de hâlâ Kürt kimliğine değin terimlerin kullanılması çok zor. Bölgenin sosyo-ekonomik kalkınması yönündeki önerilerle, kimlik, dil ve kültür konuları bertaraf ediliyor. Ancak yeterli olacağı belli olmayan bu planlar bile biraz geç, Cumhuriyetin kurulmasından 87 yıl sonra geliyor. Kürtler doğal olarak daha iyi yaşam şartları istiyorlar ve aynı zamanda kimliklerini muhafaza etmek istiyorlar. Asimilasyonla bir ulus kurma ümitleri için Atatürk bir gün "Ne Mutlu Türk'üm diyene" cümlesini söylemişti. Bu "Türk ulusu" fikrinde birçok Türkiye Kürdü kendini bulamıyor ve PKK gidip onları buluyor.
PKK ile Türk Devleti arasında mücadele yeniden alevleniyor. Ankara'da her türlü plan ele alınıyor. Muhalefetteki MHP, 1987-2002 yıllarında olduğu gibi Güneydoğu'da OHAL ilan edilmesini istiyor. Türk kamuoyu bunu istemiyor: OHAL tersine PKK'yı güçlendirir. Başka "muhteşem" bir plan ise Irak ile sınırın yeniden belirlenmesi: Saklandığı bölgelerde PKK ile daha iyi mücadele edebilmek için Türkiye topraklarının bir bölümünü Kuzey Irak ile takas edebilir. Bu iki planın altında da askeri mantık yatıyor. Erdoğan bunu kabul ediyor. Her Türk askerinin ölümüyle PKK'nın işini bitirmesi için Erdoğan'ın üzerindeki baskı artıyor. Erdoğan, "Kanlarında boğulacaklar" dedi.
Ancak Türkiye'de kan yerine biraz daha fazla mürekkep aksa; daha fazla özgürlük ile yeni bir Anayasa için mürekkep, Kürt davasına askeri olmayan demokratik bir çözüm getirecek yasalar için daha fazla mürekkep.