HaberX’ten Hülya Okur, İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim üyesi, Taraf Gazetesi Yazarı Sosyolog Ferhat Kentel ile geniş persfektifli bir röportaj gerçekleştirdi. Söyleşinin tamamı 14 Haziran Pazartesi siz değerli okurlarıyla buluşacak. Söyleşinin; referandum, İsrail ve CHP solu ile ilgilili bölümlerini sizler için yayınladık. İşte başlıklar:” Anayasa Mahkemesinin kararları hukuki görünse de siyasi kararlar, inançlı insanlar İsrail’e gereken öfkeyi gösterdiler, solcular kendi göbeğini seven, kendini seven, narsist insanlar olarak kalıyor, sol elindeki aşkı AKP’ye kaptırdı, Kemalizm’e bulaşmış bir solcu, bununla yaralı bir ilişki içinde, CHP’nin derdi, radikal bir dönüşüm veya yenilenme değil, değişimin CHP’den geleceğine inanmıyorum”
HaberX- Hülya Okur
12 Eylül’de referanduma sunulacak Anayasa paketinin iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, şekil yönünden inceleyecek. Sizce şekilsizlik kararı çıkar mı?
Pardon sadece şekil yönünden mi inceleyecekmiş? Anayasa Mahkemesinin, Yargıtayların aldıkları kararların tamamen siyasi kararlar olduğunu düşünüyorum büyük ölçüde, hukuk belki çok az giriyor olabilir ama esas olarak devlet içindeki dönüşüm sancıları ve çatışmaların ilişkin olarak, yüksek yargı rejime karşı direnen belli payandalarından biri olduğu için çok da fazla hukuksallık içermiyor. Hukuk adı geçiyor ama çok siyasi kararlar. Dolayısıyla o siyasi kararlar, gündeme göre değişiyor. Şekil dedilerse bu iyi bir şey, sırf şekil yönünde karar vermeye çalışacaklarsa.
***
Katıldığınız bir tartışma konusunun adı yedi günahtan öfke idi. Bugün ise on emir tartışmaları içinde kalıyoruz. Sizce bu son İsrail vakasında inançlı insanlar olarak yeteri kadar öfkeli miydik?
Herkesin bir inancın var; dinsel inanç yada kemalist inanç. Herkesin bir inancı var ve her inanç sahibi de kendi hanesine, kendiduygular dünyasına bir hasar geldiği zaman tepkilerini çok yoğun bir şekilde gösteriyor aslında. O anlamda bu Gazze meselesinde evet, dindar insanlar, inançlı insanlar gereken öfkeyi gösterdiler ama orada o kadar net çıktı ki, bir sürü insan da –Niye bu kadar celalleniyorsunuz, Araplar dururken size ne oluyor, şimdi bak, İsrail’le aramız bozuldu” derken orada inançların kendi önceliklerini görüyorsunuz. Burada bırakalım sosyolojiyi, böyle bir şeyin açıklamasını bile yapmak bana zul geliyor. Kalbi bile kompartımanlara ayrılmış; bu bana değer, değmez diyen bir takım olaylar, anlamaya bir şekilde çalışmak. Oraya giden insanlar niye gittiler, oraya giden insanlar çember sakallarını görmek, nasıl bir akıl, vicdan tutulmasıdır bilmiyorum.
***
Sola olan aşkı elde etmeye çalışıldıkça elden kaçan bir aşk tasviriyle anlatmıştınız bir yazınızda. Solda aşk, yaşandığı ve yaşanamadığı ölçüde nelere muktedir?
Orada kasttettiğim; solun ulaşmak istediği dünyayı bir tür metaforlaştırmak üzere anlatmaya çalışmıştım. Peşinden koşuyorsunuz, sosyalizm diyelim, daha eşit, daha adil bir dünyanın peşinden koşuyorsunuz ama bir türlü ulaşamıyorsunuz o dünyaya.O sırada başkaları sizin yapmak istediklerinizi yapıyor yani o aşka başkaları el koyuyor. Bu şundan kaynaklanıyor; solun ruhuna, ideolojisine sinmiş olan Türkiye versiyonuna daha da bariz sinmiş olan bilenler ve bilmeyenler…Biz solcular biliyoruz herşeyi, bir de bilmeyen halk var. Dolayısıyla ben anlatıyorum halka birşeyler ama halk beni dinlemiyor ama başka birilerini dinliyor aslında. Ya halk benim tanımladığım o, sosyalizm aşkına ulaşmayı asla benimsemiyor, reddediyor ama islamcısı, AKP’lisi falan birileri o halkı ikna ediyor. Halk da tatmini buluyor orada, böyle bir yerde aşk, kabaca. Elinde kalıyor aşk, hep kendi kendine kalıyor, kendi kendine hayran bir şey çıkıyor, ben bu aşkı da biliyorum, sevgilimi de biliyorum, sevgilimin kim olması gerektiğini gibi halkın kim olduğuna dair o kadar çok emin konuşan bir dil ki bu, sonra hiçbir şey anlamamış oluyor, elinden kaçırmış oluyor, sonra yapayalnız kendi göbeğini seven, kendini seven, narsist….ama öyle bir ‘sol’ da olmuyor sonuç olarak, o kadar küçücük bir şey, kendi içinde dünya kadar parçalara bölünüyor. Her bir solcu böyle bir zehirlenmeden geçmiş durumda. Hele Kemalizm’e bulaşmış bir solcu, bununla yaralı bir ilişki içinde. 10 tane solcu birarada oturuyorlar, hareket kurmaya çalışıyorlar, bunların içinde muhakkak bir şeyler oluyor, her solcu en iyi bilen olduğunu düşünüyor. Yeni yeni şöyle bir şeyler duymaya başlıyoruz sol girişimlerde bulunanlardan:”Arkadaşlar yazışalım, benim söylediklerim bunlar, ama bu yolda yürürken tabi ki sizi etkilemeyi isterim ama değişmeyeceğim anlamına gelmez, etkilenmeye açığım, bu tartışmayı da etkilenmeye açık olduğum için yapıyorum diyen bu çok net kuran bir takım insanların da solun içinden sesleri gelmeye başladı. Bu biraz da tevazuyu getiriyor, kibirden çıkıp, dünyaları ben değiştiririm, ben yaparım, ben geleceği biliyorum diyen kibirli bakış yerine daha mütevazi bir sol herhalde daha makul bir şey oluyor.
Sol üzerinden gidersek, 2007’de danışmanlığını yaptığınız, GENAR ile yapılan Türk solu araştırmasında toplum, CHP’nin başına Sarıgül’ün geçmesini istemişti. Bugün solun okları Kılıçdaroğlu’nu gösterirken aynı kabullenişi görebiliyor musunuz?
O zaman Sarıgül de, şimdi Kılıçdaroğlu da, CHP’yi ne kadar sol dersek, kabaca kendilerine bir tür -sosyal demokrat- etiketini yapıştırmaya çalışan bu tür merkez partilerde devletçi bir partiden, devletçi bir zihniyetten bahsediyoruz. Bunların en önemli meselesi, radikal bir dönüşüm veya yenilenme değil. Bunlar daha çok iyi maç çalışması yaparak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bir takım bu, kitle nezdinde de ne bir adım büyüyen, ne bir adım küçülen CHP gibi bir partinin en önemli meselesinin aslında Baykal olduğunu düşünüyorlar. Baykal operasyonu yapanlar da bunu düşünüyorlardı. Baykal’ı devirmenin yeteceğini düşünüyorlardı. Baykal’ın yerine Kılıçdaroğlu yada Sarıgül’ün gelmesini yeterli düşünüyorlar. Bunlar geçici bir süre. Bir takım sonuçlar yaratabilir ama uzun vadede değişimin ancak çok temelden çok radikal bir iç hesaplaşmayla, iç sorgulamayla ancak bu partilerin değişebileceğini, klasik, merkezde duran bir ‘sol’ görünümlü bir hareketin daha çevreye de yayılan bir sol hareket olduğunu düşünüyorum ama ben böyle bir şeyin CHP’den geleceğine inanmıyorum. Sosyolog olarak diyebilirim ki, “Evet gelebilir, böyle bir şey her zaman mümkün”Çünkü beklemedik sonuçlar diye bir şey vardır, birisi bir hareket yapar, o bambaşka sonuçlar doğurur, hiçbirimizin hesaplamayacağı öyle bir durumdur. Partiye yle bir akım olur ki, partinin örgütlenmesi değişir ki, delegesiyle daha demokrat olur, daha sol fikirlere açılır, toplum çevresiyle, islami kesimle daha çok barışan bir politika izlenmeye karar verililir, o zaman; islamcılık, şeriat, laiklik gibi meseleler derdimiz olmaktan çıkar, çok daha gerçek meseleleri konuşuruz. Her parti demokratikleşmenin ne olduğu konusunda kafa patlatır ve bu siyaseten daha zengin bir siyaset alanına ulaşmamızı sağlar ama şunda çok iyimser değilim. Beklentilerim de yok açıkçası.