Demokrasi ve Hukuka Ergenekon Tezgâhı
Cezaevinde, bütün hayatımda ağlamadığım kadar çok ağladığımı söyleyebilirim. Bu kirli ve kalleşçe hazırlanan oyunu hazmedememenin ve milletin sessiz kalmasının verdiği acıyı kelimelerle anlatmak mümkün değil.
Hele ‘beni de alırlar…’ düşüncesiyle ortadan yok olan, kaçan ya da saklanan sözde arkadaş ve dostlarımı anlatmam imkânsız.
Eşimin ailemin cezaevi sürecinde yaşadıklarını, rüşvet isteyen pişkin müdürleri, sözde yüksek güvenlikli cezaevinde üzümden şarap üretip, kafayı bulan uyuşturucu mahkûmlarını, telefon muhabbetlerini ve birbirinden komik, saç baş yolduran anekdotları bu kitaptan kısa bir süre sonra çıkartacağım kitapta okuyacaksınız.
…….
Hayatımın en kötü günlerini geçirdiğim Bayrampaşa, Kandıra ve Silivri Cezaevleri ile ilgili ayrı bir kitap yazacağım için cezaevi yaşantımı, çarpıcı anekdotları bu kitapta kısaca geçmek istiyorum.
Tutuklanıp Bayrampaşa Cezaevi’ne gittiğimde başlayan şoku yaklaşık 40 gün sonra atabildim…
Geceleri sürekli üşüyerek ve ağır iftiraya maruz kalmanın verdiği kızgınlıkla ağlayarak geçti.
Bayrampaşa Cezaevi’nin karantina kısmında bir hücreye konduğumda üzerimdeki ceketi yastığa sarıp başımı koyabildim.
Türkiye’nin en azılı terörist ve katillerinin bulunduğu Kandıra’da badem bıyıklı müdürler ve bayramda bile üşüdüğüm için istediğim bir battaniyeyi vermeyecek kadar gaddarlaşmış infaz memurlarının bizimle nasıl oynadıklarını detaylı olarak yazacağım.
………….
Doç Dr. Ümit sayın (cezaevinde) tamamen dünyadan koptu.
Paltoyu uzun zaman sonra sırtından çıkarttı.
Ağır depresyon ve sinir ilaçları aldığından sürekli uyuyor.
Sadece yemek için bir ya da iki kez kalkıyor.
7 Aydır yıkanmadı, yüzünü bile yıkamıyor.
Son zamanlarda ilaçları içip bir süre sonra da altına kaçırıyor.
Bok içinde uyuyor.
Kilodunu değiştirmek ve banyo yapıp yıkanmak yerine sadece pijamasını değiştiriyor. Kokudan duramıyoruz…
Gardiyanlar Sayın’ın dışkılı çarşaflarını tutmamak için alırken gazete kağıdına sarıp alıyordu…
***
Yukarıda okuduklarınız, Ergenekon davasından tutuklanıp 11 ay içeride yatmış olan, gazeteci Vedat Yenerer’in Bilgi Yayınevi’nden yeni çıkan kitabı “Demokrasi ve Hukuka Ergenekon Tezgahı” ndan alınmıştır.
Kitap son derece ilginç, şaşırtıcı, üzücü vicdan sızlatıcı ve isyan ettirici anlatımlarla dolu…
Tutuklu olarak içeride kaldığı sürece yaşadığı olayları, uğradığı haksızlıkları, kitabında anlatan Sayın Yenerer; gördüğü kötü muameleleri ve polis teşkilatı içinde gözlemlediği cemaate yakınlığı, kendisi gibi haksızlığa uğradığını ve günahsız yere içeride yattığını düşündüğü ve çoğu kamuoyunca yakından tanınan 28 ismin davada ve cezaevindeki durumlarına çarpıcı anlatımlarla kitabında yer vermiş…
***
Eğer Sayın Yenerer’in anlatımlarda eksik, hata ve gerçek dışılık yoksa (ki olduğunu da hiç düşünmüyoruz) Ergenekon davasında pek çok ismin başı boş yere yanmış ve cezaevinde çok kötü koşullarda yaşamışlar ve halen de sanıyoruz ayni kötü koşullarda yaşamaya devam ediyorlar…
Masum, günahsız, ve darbe girişimi olaylarıyla hemen hemen hiç ilgisi olmayan insanlar, şayet bile bile, “cemaatçılık” ve “kindarlık” güdülerek, taraflı olduğu iddia edilen savcı ve hakimlerlerce haksız yere tutuklanmışlarsa, bunun vebalini bırakın bu dünyayı, yarın öbür cihanda bile ödeyemezler…
Kul hakkı yemek demek, sadece insanların parasını pulunu haksız yere ve kötü niyetle yemek gasp etmek değildir. Masum ve günahsız insanların aylarca, yıllarca, özgürlüklerinden, çoluk çocuklarından, işinden gücünden ve sosyal yaşamdan etmek de, “kul hakkı yemektir”
Ne diyor Yüce Yaradan “Kul hakkı yiyen benim karşıma gelmesin.”
Gerçek Müslümanların ve Allah korkusu taşıyanların; bırakın insanların hakkını yemesini ve hukukunun çiğnenmesini, İnsanlara kötü kelam etmekten bile özenle kaçınırlar…
Burada bir saptama ve hatırlatmada bulunalım.
Dinin kendi tekellerinde olduğunu ve sadece kendilerinin iyi Müslüman ve yeri dolmaz kul olduklarını iddia edenler ve sananlar; artık biraz geri dursunlar.
Her türlü naneyi yiyeceksiniz, başta en azından ona buna kötü kelamlarla saldırıp seviyesizce ahkâm keseceksiniz, insanların din kapsamında olmayan kutsallarına bile arsızca saldıracaksınız, sonra da dinin sizin tekelinizde olduğu havalarına gireceksiniz. İşte bu olmuyor. Hem de hiç olmuyor… Lütfen artık geri durun. Din sizin tekelinizde değil.
Sonuç:
Bilmediğimiz gerçekleri gözler önüne serdiği, yaşanan dramı çarpıcı anlatımlarla yüreklice ortaya koyduğu ve bu uğurda, hakkın ve hukukun geçte olsa tecellisinde yoğun uğraşlar vermeye azimli olduğunu, yeni kitaplarıyla Türk halkını “ Ergenekon Tezgahı” konularında bilgilendirme kararlılığında olduğunu takdirle gördüğümüz, kitabın yazarı yürekli insan Gazeteci Sayın Vedat Yenerer’i içtenlikle kutluyoruz…
Ülke gerçeklerine duyarlı, “bana dokunmayan bin yaşasın” talihsizliğine teslim olmamış ve hak, hukuk, adalet konularında duyarlı, gerektiğinde ülke ve vatan sevgisi uğruna her zaman “parmağını taşın altına sokmak” gibi asaleti yaşam biçimi edinmiş herkese, Sayın Yenener’in Bilgi Yayınevi’inden yeni çıkan kitabını mutlaka okumalarını içtenlikle öneririz…
BURHAN ÖZBEY