Bir sonbahar soğuğu gibi yokluğun. Ne yanımda. Ne de çok uzağımda. Bir nem gibi ne gözümde ne yanağımda.
Bir kavis, bir kasvet, bir kesif gibi güzümde. Bir o yana bir bu yana. Seni kaybettiğim bir denizin boğulmadan yaşayan gaipliğinde, ölümüne kesin gözle bakılan karinesindesin sanki. Günlerdir kayığın üzerindeyim. Biliyorum ‘tali’nim ben hayatında. İkinciyim. İkincilim ama sen benim yaşamımda ilk olmasan da ölürken yanında olmak istediğim bir ilksin. Denizin kayalarına yapışıp kalan yosunlar gibi, bizi bekleyen katı günlerin üzerinde bir katman ot olmak istiyorum. Eğer sen yanakların su ile dolarken yutamadığın kadar seninle kalmamı istiyorsan, eğer sen saçlarını yukarıya doğru tarayan denizin ellerinden bana verilmek istiyorsan, Eğer sen gözlerin apaçık bir ölümü benimle istiyorsan bu denizin dibinde beklersin diye düşündüm. Ama?
Karardığında hava, duyduğum su şırıltısı, balıkların denize yazdıkları hikayelerin benimkinden daha acıklı olduğunu gösteriyordu.
Mesela; Mürekkepbalıklarının derilerinin altında bulunan kramatofor adındaki esnek bir katman ile derilerini renkten renge sokabildiklerini gördüm. Bu renk değişimi sayesinde kendilerini rahatlıkla kamufle ediyorlar. Renk değişimini iletişim amacıyla kullanıyorlar. Mesela bir dişiye kur yaptıklarında mavimsi bir renk, bir erkekle kavga ettiklerinde yani kur esnasında yanlarına bir başka erkek gelirse, dişiye bakan yarısına mavi, erkeğe bakan yarısına kırmızı rengi veriyor. Kırmızı, meydan okuma ve saldırganlık anında kullanılan uyarı rengi oluyor onun için. Ve aradığımda renkte tam olarak bu diyorum. Denize ihanetin dolayısıyla vurularak atılan bendenin den süzülen ‘kırmızı.’
Parmaklarımın arasındaki yüzme zarı, ayaklarımı birleştiren kuyruğum ve dökülmek için aşkının ters yüzüyle kazınmayı beleyen pullarım. Senin için oldum, sana daldım ve sana kavuşamıyorum.
Yarıkların arasında sıkışmış duruyorsan, bir parça kesilen kumaş istiyorum senden. Yok ben denizi çoktan terk ettim ve kıyıda kıyılan nikahımın, tek kırmızısı memurun yakası dersen, ne olur son ver bu yolculuğuma. Ha geri dönmem bilesin. Burada da kalmam. Bir yokluksa senden sonrası, deniz çekilene kadar ben bu aşkta varım!
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
(Bakara Suresi, 164)