VİYANA, 02/09(BYE)---Tirajı günde 114 bin olan sol eğilimli Der Standard gazetesinin 1 Eylül 2010 tarihli sayısında, Markus Bernath'ın Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda ile yaptığı ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan mülakatın çevirisi şöyledir:
--AP Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda, Türkiye'de Anayasa Değişikliğinin Reddedilmesinin Hata Olacağı Görüşünde--
BERNATH: Türkiye'deki Cumhuriyet Halk Partisinden (CHP) arkadaşlarınız şu günlerde, anayasa değişikliğine kesinlikle "hayır" diyerek bütün ülkeyi geziyorlar. Bu durum sizi neden memnun etmiyor?
SWOBODA: Çünkü bir anayasa reformunu mutlak bir zaruret olarak görüyorum. Bazı unsurların doğru yönde geliştiği de doğru. Aynı zamanda Türk hükûmetinin anayasa değişikliğiyle yargının yönetici pozisyonlarının doldurulmasında parlamentonun etkisini artırmaya çalışmak gibi bir art niyet güttüğü inkâr edilemez. İsterdim ki CHP, alternatifleri vaktinde geliştirsin ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hükûmetiyle bir konsensüs arasın. Bu elbette karşı tarafın da böyle bir konsensüsü arzulaması şartına bağlıdır.
BERNATH: CHP'nin anayasa değişikliğine karşı temel argümanı, "hükûmetin bir 'sivil dikta' hazırlığı içinde olduğu" şeklinde.
SWOBODA: Bana göre, savunulabilir bir görüş değil. Türkiye'de ordunun rolü bastırılarak demokrasi güçlendirilmek isteniyorsa bu sivil dikta olamaz. Mesele, muhalefetin hangi alternatifleri geliştirdiği.
BERNATH: Yani daha fazla Avrupalı olanlar hâlâ Erdoğan ve partisindekiler mi?
SWOBODA: Avrupa'ya yaklaşmayı istedikleri, ülkeyi demokratik standartlara kavuşturdukları ve zayıf da olsa Ermeniler veya Kürtlerle uzlaşma çabalarını sürdürdükleri müddetçe "evet". Bana göre, muhalefetin bunları engellemesi değil, teşvik etmesi lazım. Erdoğan ve partisindekiler için AB'ye katılım mutlak surette ana hedef değil, aksine Türkiye'deki diğer değişimleri hızlandırmak için bir araçtır.
BERNATH: O değişimler neler olabilir?
SWOBODA: Öncelikle Türkiye için yeni bir dış politika ve ülkenin Yakın ve Orta Doğu'da güçlenen rolü söz konusu. Türkiye, Erdoğan'ın idaresi altında, ölçülü Müslüman ve milliyetçi bir ülke haline geliyor.