DERİN FENER(!)
“Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.” (Giordano Bruno)
“Bir kimse ile münasebet kurmadan evvel, sakın onun ibadet ve takvasına bakmayın. Onun sikke ve dinar ile olan münasebetine bakın” Hz. Muhammed
Adaletsizliğe karşı duyulan tepkiyi doruk noktada oluşturan; bulunulan her ortamda, namludan çıkan mermi etkisinde adalet adalet diye var gücüyle bağırma isteği uyandıran olaylardan biri ve kuşkusuz en önemlisi; Türkiye’de “Deniz Feneri” davasıdır. Daha doğrusu “Deniz feneri” faciasıdır!
Facia ki ne facia!...
Olay Almanya’da başladı. Alman mahkemesi en kısa sürede gereğini yaptı ve kararını açıkladı; “soygunun asıl büyük failleri Türkiye’de.”
Asrın soygunu diye nitelenen ve “Deniz Feneri” adı altında yürütülen davadan; bir hafta öncesine kadar, ne olup bittiği konusunda en küçük bir gelişmeye, vatandaşlar olarak tanık olmadık! Aradan üç seneye yakın bir süre geçti, derin sessizlik hiç bozulmadı…
Bir gizlilik ki, sormayın gitsin…
Ergenekon ve Balyoz davalarında alınan ifadeler anında online olarak(!) tüm ayrıntılarıyla gazete ve televizyonlarda yayınlanırken, “Deniz Feneri” davasından ne olup bittiği konusunda tek bir haber basında yer almadı.
Kimin haddine ki, bu konuda bir haber ele geçirse bile bunu yayınlamak.
Hele bir de yayın yasağı konmuşsa…
Peki neden Ergenokon ve Balyoz davalarında yayın yasağı konmadı?
Bu davalarda alınan ifadelerle ilgili bir sürü uçuk kaçık haber, yandaş medyada her gün tefrika halinde yayınlanırken; yetkililer, ilgililer, sorumlular(!) gizliliğe uymamak suçtur neden demedi, diyemedi? Çünkü yukarıdakilerin işlerine öyle geliyordu…
İşçi Partisi’nin takdire şayan bir yaklaşımla açtığı dava sonucu, üzerine gidilmek zorunda kalınan olay; üç yıllık gizem ve gizlilikten sonra(!) su üstüne çıktı. Haklarında iddialar bulunan ve Alman mahkemesinin “Asıl büyük failler Türkiye’de” nitelemesini yaptığı malum şahısların, nihayet gözaltına alınıp sorgulamalarına başlandı…
Sevgili okurlar zamanlamaya dikkat!
Seçim bitmiş, AKP adına oy kaybı tehlikesi atlatılmış… Türkiye’yi sarsan futboldaki şike soruşturması ülkeyi sallıyor… Meclis’te yemin krizi gündemin birinci konusu… Ne tesadüf ki “Deniz Feneri” davası ile ilgili gözaltılara böyle bir ortamda start veriliyor(!)
Şimdi hangi Allah’ın kulu diyebilir ki; “Deniz Feneri” davası AKP hükümetinin baskısı ve talimatı altında olmadan, tümüyle bağımsız yargının(!) takdir süreci içerisinde yürütülmüştür?.. Buna kuşlar bile güler…
Caner Taşpınar ve Asuman Aranca’nın geçtiğimiz hafta Aydınlık’ta yayınlanan çok önemli haberinin bir bölümünde şöyle deniyor:
“Alman Savcılar ‘Asıl failler Türkiye’de’ dediği 2. Deniz Feneri e.V davasında hazırladıkları fakat mahkemeye sunmadıkları iddianamede şu saptamayı yaptılar: “…Zimmete geçirilen paralar Türkiye’de AKP gibi partiler ve İslami örgütlerin finansmanında kullanılmıştır. (Sayfa: 5-6)” Bu iddianın mahkemece suç kabul edilmesi durumunda AKP olası bir kapatma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada bu iddialara yer verilip, verilmeyeceği ise merak konusu. (…)
‘Yüzyılın bağış skandalı’ olarak adlandırılan ve Almanya’nın ‘Asıl failler Türkiye’de’ dediği 2. Deniz Feneri e.V davasının Türkiye ayağındaki soruşturma İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Cengiz'in suç duyurusu üzerine Türkiye'de de başlatıldı. Gözaltılardan sonra bir açıklama yapan Av. Cengiz, ‘Kapatılması mümkün olmayan bir durum. Yaklaşık 3 yıla yakın süredir deliller belli ölçüde karartıldı. Ancak deliller o kadar çok ve açık ki kapatılması mümkün değil’ dedi.”
“Deniz Feneri” davasıyla ilgili dışarıya sızar düşüncesiyle olayda sanık olarak adı geçenlerin sorgulamalarının prosedür olarak ilk önce emniyette yapılması gerektiği halde, bu yapılmadan direkt olarak savcılıkta sorgulamaların yapıldığını basından öğreniyoruz.. Konu; “polise güven duymamak!” Polis içerisinde ki cemaatçi çetelerin varlığını bağıra bağıra söyleyen ve yazanlar o halde ne ölçüde haklıydılar? Lütfen birileri bunu yanıtlasın!
Gel de şimdi başınızı pencereden dışarı uzatarak dışarıya doğru var gücünüzle ADALET ADALET NEREDESİN? diye bağırmayın!
Madem böyle bir kuşkular taşıyordunuz, madem böyle bir uygulama vardı da neden bunu Ergenekon, Balyoz davalarında, futbolda ki şike sorgulamalarında uygulamadınız? Allah aşkına ses verip söyler misiniz?
Hangi davanın suçlusu varsa mutlaka cezasını çekmeli. Ancak adaletten bir gram ayrılmadan! Kayrılıp, kollamalar yapmadan! Bizden onlardan hesabına girmeden! Vicdanları isyan ettirmeden!...
Bu satırlar yazılırken, “Deniz Feneri” zanlılarının tutuklanmak istemiyle savcılıkla mahkemeye sevk edildiğini, televizyon ekranlarında alt yazı olarak geçiyordu.
Yine ünlü fıkrada ki gibi “dü bakali bu işin sonu nereye varacak” saflığı içerisinde, olanın bitenin ne olacağını(!) bekleyip göreceğiz…
Son söz: Adalete ve uygulayıcılarına, ülkenin yönetiminde söz sahibi olanlara güvenememek; yurttaşlar olarak çok büyük talihsizlik ve yürek yangısıdır!!!!...
BURHAN ÖZBEY