DERTLİ BAŞBAKAN
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayip Erdoğan dertli…
Bunu biz söylemiyoruz.
Başbakan çıktığı bir televizyon programında Türk halkı önünde söylüyor…
“Sinirli değilim dertliyim” demiş.
Bir de sinirli olsaydı acaba nasıl olurdu onu merak ediyoruz.
Peki neden dertli Sayın Başbakan?
Bize göre sadece basından, Özellikle Aydın Doğan medyasından bir de partisine “AKP” diyenlerden…
Ülkenin Başbakanı olarak Sayın Erdoğan, nasıl bir medya ve halk istiyor acaba?
Basın zinhar AKP’yi pardon AK Partiyi(!) ve Başbakanının tavırlarını ve icraatlarını eleştirmemeli…
Peki, Hürriyet, Milliyet, Vatan Gazetelerinin yazdıklarından hangisi yalan?
Özellikle 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden sonra, bu basın organlarının tam anlamıyla gazetecilik yapmaları suç mu oldu!
Deniz Feneri olayını sonuna kadar takip ederek Türkiye Cumhuriyet tarihinde en büyük yolsuzluk iddiasını taşıyan bir “sosyal faciayı” kararlılıkla izleyerek halkı ayrıntılı biçimde bilgilendirmesi “kötü gazetecilik” mi sayıldı…
Ortada son derece düşündürücü ve üzüntü verici durumlar var.
Partisinin ikinci adamı Bülent Arınç, RTÜK Başkanı ZAHİT AKMAN derhal istifa etmelidir diyor, başbakan hayır o Arınç’ın düşüncesidir, ben istifayı gerekli görmüyorum, Akman bana göre temizdir diyor.
Son yedi yıllık AKP döneminde ülkeyi yönetenlerin hukuka nasıl yaklaştıklarını ibret ve şaşkınlıkla gördük, görmeye de devam ediyoruz…
Mahkeme Akman’ın mal varlığına tedbir koyduruyor, hala Sayın Başbakan istifayı gerekli görmüyorum diyor.
Ülkenin Başbakanı, hiçbir zaman hukukun ve yasaların üstünde değildir.
Yasaların çıkarılmasında rol ve görev alır ama sonradan çıkarmış olduğu ya da önceden çıkarılan yasalara saygı duymak ve harfiyen uymak durumundadır.
Göreceğiz bakalım, Deniz Feneri olayının ve tabi ki Zahit Akmanın sonu nasıl tecelli edecek..
DOLMABAHÇE’DE BAŞBAKAN VE BÜYÜKANIT BULUŞMASI
Ne diyor Başabakan?
“Konuştuklarımız benimle mezara gidecektir ama Yaşar Büyükanıt açıklamaya kalkarsa ben de ilgili şeyleri açıklarım”
Bu durum da, konuşmanın uzun süre gizli kalabilmesi olanaklı mı?
Çünkü ortada son derece tahrik edici ve merak uyandıran bir durum söz konusu…
“”AÇIKLAMAYA KALKARSA BEN DE İLGİLİ ŞEYLERİ AÇIKLARIM” tam anlamıyla tehdit içeren böyle bir ifadeden sonra, olay kamuoyunda çok değişik biçimlerde yorumlanıp saptırılamaz mı?
Acaba (kişisel) ne büyük ve önemli şeyler oldu da, devletin ve ordunun tepesindeki iki insan kapalı kapılar ardında oturup gizli gizli iki saat konuştular ve anlaştılar diye şiddetli bir merak uyanmaz mı?
Açıklanmadığı sürece her şey akla gelebilir…
Kamuoyunda ki yaygın kanatlardan biri olan, Sayın Büyükanıt’ın eşinin devletin parasıyla yaptığı büyük harcamaların faturalarının önüne konulduğu iddiası…
Çok eminiz ki konuşmanın ses kaydı mevcuttur.
İster resmi yoldan ister gayri resmi olarak bu yapılmıştır.
Çünkü ülkede dinlenmeyen kimse kalmadı…
Durum, sosyal barışın sağlanması için, ne olup bittiyse gerçeklerin ortaya konulmasını gerektiriyor…
Aksi halde. İki taraf için de haksız, mesnetsiz yargıların doğmasına neden olabilir, oluyor da zaten…
Örneğin, Büyükanıt’ta bir milyon değerinde zırhlı bir arabanın tahsisi kamuoyunda ciddi rahatsızlık ve tartışma yarattı…
Öbür yandan Büyükanıt’tan görevi devralan yeni Genel Kurmay Başkanı ve daha sonrakiler acaba bizi ve orduyu ilgilendiren ne gibi konular bu gizli toplantıda konuşuldu ve kararlaştırıldı, diye merak edip rahatsızlık duymaz mı?
Her şeyden önce şerefli Türk Ordusu’nun şu ya da bu şekilde şaibe altında bırakılması söz konusu olmamalı…
Ordu adına emekli olmak üzere olan bir komutan, kimi sözler verip taahhütler altına mı girdi düşüncesi yıpratıcıdır.
Kim ne derse desin konuşma ayrıntısıyla kamuoyuna açıklanmadığı sürece rahatsızlık uzun süre devam edecektir.
Belki de, yakın gelecekte buharlı bir tencerenin içeriden gelen tazyik sonucu patlaması gibi bir olaya da neden olabilecektir.
Gerek Başbakan’ın gerekse Büyükanıt’ın devletimiz adına duyarlı ve sorumlu oldukları bilincinden uzak olacaklarını düşünmüyoruz.
O halde…
Evet o halde bu anlamsız ketumiyet ülkeye zarar vermeden bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.
Tabi kişileri (tarafları) ilgilendiren, özel ve gizli durumlar söz konusuysa, sonuca ulaşılması kolay kolay olanaklı olmayacaktır…
BURHAN ÖZBEY