Dr. Mario Garcia, 100’den fazla ülkede 550 gazeteye tasarım danışmanlığı yapıyor. Dünyanın en ünlü tasarımcılardan biri olsa da, aslında o bir gazeteci. Belki de, gazetecilik gözüyle bakabildiği için tasarımda bu kadar başarılı. 19 yaşında Miami Harold’da kendi deyimiyle bir “çaylak” olarak işe başlayan Garcia, 63 yaşında ve 40. meslek yılını devirmiş bulunuyor.
Zaman gazetesinin bu yıl beşincisini düzenlediği +1T Gazete Tasarım Günleri’nde basılı gazetenin geleceği, iPad, geleceğin yayın teknolojisi gibi internet haberciliğini doğrudan ilgilendiren etkinlikler için davet alınca soluğu seminerlerde aldık.
Her zaman sayfa üzerine mürekkep olacak
Basılı gazetelerin geleceği üzerine konuşma yapan Garcia, “basılı gazeteler yok olacak”, “gazeteler internetten yayın yapacak” gibi öngörülere biraz temkinli bakıyor. Her zaman sayfa üzerine mürekkebin çıkacağını söyleyen Garcia’nın şunları söylüyor:
“Basılı gazete ortadan kalkacak mı? Kesinlikle hayır. Gazeteler 17. yüzyılda ortaya çıktığı zaman kitapların ortadan kalkacağı söylendi. Radyo ve televizyon çıktığı zaman da; gazeteler, kitaplar bitti artık denildi. Hiçbir ortam diğerini öldürmez. Diğerini teşvik eder; ama başka bir ortama daha az vakit bırakır.”
Basılı gazetelerin yok olmayacağını düşünen Garcia, öte yandan sombolik hâle geleceğini de inkar etmiyor. O’na göre, “basılı gazeteler 20 yıl sonra günlük olarak çıkmayacak. İnsanlar hafta içi dijital olarak haberlere ulaşacak.”
Yakın gelecekte gazetelerin çoğunlukla hafta sonu çıkacağı ve zengin içeriğe sahip eklere ağırlık verileceği düşünüyor.
Tabletler gazetecilik için vazgeçilmez
Apple’ın kurucusu Steve Jobs’un kameralar karşısına geçip iPad’i tanıttığı tarih olan 27 Ocak 2010’u gazetecilik tarihine geçecek kadar önemli olduğuna dikkat çeken Garcia, 5 yıl içinde yayınevlerinin gelirinin yüzde 30’u tabletlerden gelecek, diyor ve ekliyor: “Eğer gazeteci iseniz, dergide çalışıyorsanız, ürününüzü tablete dönüştürmeyi düşünmeniz lazım.”
Zamanın getirdiği yeniliklerin de etkisiyle insanların dünya algısı her geçen gün değişiyor. Hiç şüphesiz bundan gazeteciliğin yapılış şekli de etkileniyor. Yöntem ne kadar değişse de insanların editoryal süzgeçten geçmiş habere olan ihtiyacı kaybolmuyor.
Garcia’nın da değindiği gibi Twitter, Facebook gibi sosyal paylaşım siteleri nedeniyle herkes birer gazeteci ve herkesin birinci elden anlatacak sıcak bir hikayesi vardır.
Basılı gazetelerin sonu olacak veya olmayacak; gazetecilik tamamen dijital ortama kayacak veya kaymayacak, bunu zaman gösterecektir ama her ne ortamda olursa olsun “iyi bir hikayeyi” anlatacak gazetecilik sonsuza kadar devam edecek.
* * *
Mario Garcia’nın tasarım üzerine anlattıkları ve Türkiye’de çıkan gazeteler hakkında görüşleri özetle şöyle:
‘Çağdaş Gazete Tasarımı’ kitabımda da bahsettiğim 3 önemli prensip var:
1- Okunuşu kolay olmalı.
2- Bulunuşu kolay olmalı.
3- Çekici hale getirmelisiniz.
Türk gazetelerinin çoğunda bir mimari yok
Türk gazetelerinin çoğunda bir mimari yok. Hepsi aynı şekilde. Bu hafta inceledim, her şey birbirine girmiş durumda. Grid Zaman’da var, diğerlerinde var mı bilmiyorum. Örneğin Alman gazeteleri için grid şekli çok önemli. Son zamanlarda, dar sütunlar popüler; çoklu sütunlar, geniş sütunlardan daha fazla tutuluyor.
Renkli gazete her zaman çekicidir
Renkler, gazetelere ve dergilere kişiliklerini verirler. Okuma bilmeyen bir insana, renkli ve yazılı iki gazete için sunun. Yazılı olana ‘elitler ‘ için der. Almanlar Bild gazetesini okumadıklarını söylüyorlar; ama tuvalette Bild’i, metroda diğerini okuyorlar. Bild’de çalışmayı bir gün çok isterim; çünkü çok çılgın geliyor. Her bir sayfanın temel bir başlığı var. ‘Gel beni oku’ diyor. Bunlar, rengin büyüsü.
Diğer gazetelere bakınca; Zaman, Türkiye’ye ait bir gazete gibi durmuyor
Türkiye’deki gazetelerin bir kısmını inceledim. Sabah gazetesi bir meyve salatası. Bu fotoğraflara bakınca, hangi habere gideceğim? Allah bilir. Her bir resim birbiriyle mücadele ediyor. Biri ‘tutkulu ol’, diyor; diğeri de ‘uyu’... Renkler birbirini çekiştiriyor. Ama işe yarıyor da, tasarım başarılı. Milliyet de ısı azalmış; ama ilginizi bekliyor. Ama
çok daha iyi organize. Renkler daha iyi biçimde yedirilmiş. Zaman gazetesi ise ceketini giymiş, ayakkabıları cilalanmış bir gazete. İyi görünümlü bir çocuk. Ama bazen köyüler de kazanıyor. Böyle bir ortamda nasıl kazanacak? Türkiye’yle kıyaslarsak, Domingo ile Lady Gaga aynı odada şarkı söylüyor gibi. Zaman, diğer gazetelerin tasarımlarıyla kıyaslandığında Türkiye’ye ait bir gazete ruhu taşımıyor. Ülkenin diğerlerinin ruhuna uygun değil. Akvaryumdaki acayip balığı oynuyor. Kendi başına yüzen… Ama güzel; benim, hoşuma gidiyor.

Hiç tasarım okumadım; ama tasarım, hayatımda hep oldu
Gazeteciler, tasarımın itici güçleri sayesinde işi hayata geçiriyorlar. Bu güçlerden birincisi ve en önemlisi, hikâye anlatmak. Ben hayatım boyunca bir tasarımcı olarak değil, gazeteci olarak eğitildim. 19 yaşına çaylak olarak başladım. Bir muhabir olarak 1960’larda bir hikâyenin ne kadar heyecan verici olduğunu anlamaya başladım.
Pek çok Kübalı, ailem gibi, Miami’ye gelmiş. Bu yüzden İspanyolca’ya ihtiyaç vardı. Miami Harold’da İspanyolca bilen yoktu. Ben İspanyolca bilen biri olarak, yaşıtlarım gazetede kahve taşırken, katillerin hikâyelerini anlatmaya başladım. Hikayeyi alıp, 2-3 saat boyunca zaman harcıyordum. Bu beni baştan çıkarttı. Ben hiçbir zaman tasarım okumadım; ama hayatım boyunca tasarım devam etti. Tasarımın ikinci itici gücü, tipografidir. Hikâyeyi anlatmak için yazıya ihtiyacınız var. Üçüncüsü sayfa mimarisi. Dördüncüsü de, renk paleti.
Üç tür hikâye olmalı
Ben bir proje yaparken, her bir sayfada bir baş hikâye olmasına dikkat ediyorum. Birinci,hikâye, ikinci hikâye ve fısıltı… Fısıltı, bazen en baştaki haberden bile daha önemli olabilir. Baş hikâyeyi, ikinci hikayeyi nasıl anlatırım? Almanya’da bu hikâyelerin her bir öğesinin tipografik bir hikâyesi var. Her bir bölüm için farklı bir font kullanıyorsunuz. Bu da projenizde süreklilik oluşturuyor. Pointer Enstitute’ta öğrendim ki, insanlar ya parmaklarıyla ya da gözleriyle takip ediyor. Örneğin, France Football için, parmakla takip edilen rakamlar, sayılar var. Fısıltılar, iyi editörlerin ve iyi muhabirlerin ürünüdür. İnsanların hikâyeyi oluşturması için, bu baştan çıkartacak bir yapıda olmalı. En iyi tasarım departmanı, muhabirlerle ve editörlerle birlikte çalışır. Muhabirlerin gelmesini beklemeyin, siz onları çağırın.
Bir hikayeyi anlatmanın en iyi yolu fotoğraf kullanmaktır
Bir hikâyeyi anlatmanın iyi yolu, fotoğraf kullanmaktır. İkincisi, foto galeriler. Denver Post, bunun mükemmel bir örneği. Fotoğrafların önemi, gelecekte daha fazla olacak. İnfografikler de bir hikâyeyi anlatmak için çok önemli. İnfografikle anlatırsanız, kelimelerle anlatacağınızdan çok daha başarılı olursunuz. İngiltere-Almanya maçında
sayılmayan gol, infografikle çok iyi anlatıldı. ‘Bu hikâyeyi anlatmanın en iyi yolu nedir?’sorusunun sorulması gerekiyor. Tek başına ne fotoğraf, ne hikâye ne de infografik…
Foto muhabirlerinin önemi gelecekte artacak
Foto muhabirlerinin önemi gelecekte artacak. Muhabirler, kimseler okumasa bile uzun yazıları seviyorlar. Uzun hikâyeler geri dönüyor.
HaberX
[İlgili haber: Dumanlı: Geçmişin gazetecilik anlayışı artık sona erdi]