BERLİN, 02/07(BYE)--- Tirajı günde 256 bin 185 olan muhafazakâr sağ eğilimli Die Welt gazetesinin 2 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Richard Herzinger imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yazının özet çevirisi şöyledir:
--Yahudi Devleti, Düşmanları ve Dostları Tarafından Köşeye Sıkıştırılıyor. Ortakları da Araya Mesafe Koyuyor. Ülke, Yeni Müttefikler Arıyor--
İsrail, Batılı hükûmetler ve medya organları tarafından yoğun bir eleştiriye maruz kaldığını düşünüyor. Avrupa Birliği, İsrail donanması ile Gazze'ye karşı uluslararası hukuk uyarınca yasal bir şekilde uygulanan ablukayı delme girişiminde bulunan Filistin yanlısı eylemciler arasında meydana gelen çatışmadan sonra radikal İslamcı Hamas'ın hakim olduğu bölgeye uygulanan ablukaya son verilmesini talep etti. İsrail'e karşı yöneltilen tek taraflı ithamlar nedeniyle bugüne kadar bilinçli bir şekilde çekimser davranmış olan Almanya dahi bu talebe katıldı. Sözde "barış eylemcileri"nin aslında radikal İslamcı Hamas ile bağlantılı militan Türk örgütleri olması Batılı politikacılar ve medya organlarını İsrail'in "aşırı tepkisi"nden çok daha az rahatsız etmiş gibi görünüyor. Türk hükûmeti ise, sözde yardım gemisi "Mavi Marmara"nın bir Türk limanından Türk bayrakları altında provokatif misyonu için yola çıkması karşısında sessiz kalmış, hatta öfkeli İsrail karşıtı söylemler aracılığıyla bunu desteklemiştir.
Bütün taraflarca köşeye sıkıştırılan İsrail bunun üzerine Gazze'ye uygulanan ablukayı gevşeteceğini açıklamıştır. Batı dünyasının büyük bir bölümünün anlaşmazlığın tırmandığı bir dönemde bu denli belirgin ve tek taraflı bir şekilde İsrail'in karşısında yer almış olması, Batı'nın Yahudi devletiyle kurmuş olduğu sıkı stratejik ortaklığa sessizce sırtını dönmekte olduğunun en belirgin işaretidir. Batı'nın önemli bir stratejik müttefiki olan Türkiye'nin de dâhil olduğu İsrail düşmanı güçlerin baskısına boyun eğilmesi yönündeki eğilim şunu göstermektedir: İsrail ile üst düzey özel ilişkiler kurulması artık Batı tarafından izlenen siyasi konsepte uymamaktadır. Bu tür ilişkiler daha ziyade "İslam dünyası"na yakınlaşma girişimleri önünde engel olarak görülmektedir. Batı dünyası artık İslamcılığa karşı mücadeleyi savaş şeklinde vermek istememektedir ya da artık bunun maliyetini karşılayamayacağına inanmaktadır. Askerlerin Irak'tan sonra Afganistan'dan da mümkün olduğunca hızlı bir şekilde geri çekilmesi yönünde işaretler mevcuttur. Bu nedenle önde gelen Müslüman ülkelerin kızdırılmaması gerektiği düşünülmektedir. Bunun haricinde Batı dünyasındaki algılamada İsrail ile kurulan ilişkilerin ahlaki boyutu olarak holokostun önemi ortadan kalkmaktadır.
Bu nedenle, günümüzde İsrail'den uzaklaşılmasının nedeni yalnızca hükûmetler arasındaki geçici siyasi görüş ayrılıkları değildir. Bu gelişme daha ziyade, Batı'nın Yahudi devleti ile kurduğu özel ilişkilere yavaş yavaş sırtını dönmekte olduğuna işaret etmektedir.
Batı muhtemelen İsrail'in tam olarak düşmesine izin vermeyecektir, zira –en azından umut edelim ki- İsrail'in düşmanları karşısında yalnız bırakılması Batılı demokrasilerin kendilerinin teslim olması anlamına gelecektir. Ancak İsrail, Batı dünyasının Orta Doğu'daki stratejik -ahlaki uzantısı olarak özel konumunu dünya politikasındaki yeni dengeler sonucu ortaya çıkan baskı nedeniyle gelecek yıllarda büyük ölçüde kaybedecektir.
Bu, İsrail'in geleceğine ilişkin durumun kötüleştiği ve hatta Yahudi devletinin sonunun başlangıcı anlamına mı geliyor? Mutlaka bu anlama gelmek zorunda değil. Batı'nın gücünün azalması sonucu uluslararası sistemde ortaya çıkan denge değişikliklerine İsrail de kendisini hazırlamalı ve tamamlayıcı nitelikte yeni müttefikler aramalıdır. Bu kesinlikle ütopik bir düşünce değildir. Örneğin İsrail dünya gücü olmayı amaçlayan Hindistan ile hâlihazırda mükemmel ekonomik, askerî ve stratejik iş birliği gerçekleştirmektedir. İsrail, Hindistan'a en fazla ileri teknoloji silah sevk eden ülkedir. İsrail ve Hindistan ayrıca, İslamcı terörizm tehdidiyle doğrudan karşı karşıya bulundukları düşüncesindedir. Hindistan dikkatini özellikle Pakistan'a yöneltmektedir, ancak aynı zamanda Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki İslamcı etkinin ortadan kaldırılmasına da büyük bir ilgi duymaktadır.
Hindistan'ın ekonomik yükselişi sırasında bu bölgelerde siyasi-stratejik etkisini de artırması İsrail'in yalnızca yararına olabilir. İsrail-Hindistan iş birliği ayrıca, İsrail ile ABD arasındaki stratejik ittifakın yenilenmesi imkânını da sunmaktadır. Zira ABD de Hindistan'ı uzun vadeli bir ortak olarak görmektedir.
Peki ya Avrupa? Avrupa hâlihazırda siyasi ve ekonomik çöküşüne karşı mücadele etmek zorunda olduğu için, günün birinde şimdiki gibi kritik bir durumda İsrail'e karşı böylesine kibirli bir muamele uygulamış olmaktan üzüntü duyabilir.