BERLİN, 26/08(BYE)--- Tirajı günde 256 bin 185 olan muhafazakâr sağ eğilimli Die Welt gazetesinin 26 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Berthold Seewald imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Recep Tayyip Erdoğan ile ılımlı-İslamcı olduğu söylenen partisi AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinden beri Türkiye, kökten dinciliğin zannı altında. Türk politikacılarının 2006 yılında, 16. Benedict'in Regensburg konuşmasına gösterdiği sert tepkiler de bu çizgiye dâhildi. O dönemde Papa'nın sözlerinin "çok esef verici ve tedirgin edici" olduğundan söz edilerek özür dilenmesi gerektiği belirtilmişti. Papa'ya yüklenen kişi, Türkiye'deki Diyanet İşleri Başkanlığının Başkanı Ali Bardakoğlu'ndan başkası değildi. Bardakoğlu'na yalnızca ülkedeki 76 bin cami bağlı değil, kendisi aynı zamanda dinin devletle uyumlu bir şekilde yürümesini de garanti etmekle görevli.
Bardakoğlu'nun Milliyet gazetesine yaptığı açıklama bu yüzden o denli kayda değer: "Tarsus'taki St. Paul Kilisesinin şimdiye kadar olduğu gibi müze olarak değil kilise olarak kullanılması daha doğru olurdu." Bardakoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: "Eğer bir yer Hıristiyanlar için kutsalsa ve orada dinî ayin yapılmak isteniyorsa o zaman bunu yasaklamak için bir neden yoktur."
Dinin en üst düzey koruyucusu, bu tutumuna gerekçe olarak tam da Türkiye'de de aşırı eleştirilere neden olan İsviçre'deki minare yasağını gösteriyor. Bardakoğlu, İsviçre'de alınan kararın kendisini de rahatsız ettiğini belirtmekle birlikte, Türkiye'nin öncelikle kendi bölgesinde dinî özgürlükleri güvence etmesi gerektiğini savunuyor.
Bu her zaman böyle değildi. Daha 100 yıl önce Küçük Asya'nın yerleşimcilerinin neredeyse üçte biri Hıristiyandı. Bugün ise bu sayı tahminen sadece 150 bin. Bu sayının gerilemesinin başlıca nedeni, tıpkı Yunan-Türk savaşı ve Ermeni katliamında olduğu gibi aşırı milliyetçilik sonucunda gerçekleşen takibatlardı. Diğer yandan Hıristiyanlar sürekli olarak şiddetli ayaklanmaların kurbanı oldular ve kiliselerine eziyet çektirildi. Çok sayıda diğer kilise gibi Tarsus'taki Aziz Paul Kilisesine de el konuldu ve daha sonra Türk ordusu tarafından depo olarak kullanıldı.
Tam da Diyanet İşleri Başkanının Hıristiyan havarinin doğduğu yerdeki bir kilisenin geri verilmesi için girişimde bulunması, Avrupa'ya verilen yüksek siyasi bir mesaj olarak değerlendirilmelidir. Dahası: Devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de bir halkın sadece yaşadığı toprakların kültürü ve geçmişinin bilincinde olduğu takdirde kırılmadan var olmaya devam edebileceği tezinin ateşli savunucusuydu. Bu şekilde vatandaşlarını, Bizanslıların 1071'de yenilmelerinden sonra vatan edindikleri Küçük Asya'nın geleneklerini kabullenmeleri yönünde uyarmıştı. Şimdi AK Parti hükûmetinin üst düzey bir yöneticisinin, Kemalizm mirasının koruyucularının çoktan vazgeçtikleri bir çizgiye yönelmesinin, iç siyasi bir yanı var.