DİKTATÖRLÜK VE AYMAZLIK!
Ülke rejimi bugün nedir?
Cumhuriyet mi yoksa diktatörlük mü?
Resmi adının Türkiye Cumhuriyeti olması, cumhuriyet olmak için yeterli sayılabilir mi? Peki, diktatörlük ne demektir?
Türk Dil Kurumu’na göre:
“Egemen ve mutlak siyasi bir gücün, bir veya birçok kişinin oluşturduğu bir yürütme organınca, denetimsiz olarak yürütüldüğü siyasi bir düzen”
Bugün ülkede “egemen ve mutlak siyasi bir güç” var mı? Var.
Bu gücün ben yaptım oldu dercesine “denetimsiz olarak yürütüldüğü bir siyasi düzen” var mı? Var.
O halde ülkenin hangi rejimde olduğunu söylemeye gerek var mı?
***
Daha önce de yazmıştık:
Kimse durumu görmemezlikten gelmeye ya da hafife almaya kalkmasın!
2010 Türkiye’sinde artık iç savaşı çağrıştıran ciddi çatışmalar başladı…
Sanki kılıçlar çekildi kalkanlara siper olundu.
Kimin yarın hangi absürt gerekçeyle tutuklanacağı, kimin başına nasıl bir felaket geleceği kestirilemiyor!
Metin Toker’den (1955’den), (2010’a) sanki günümüze gönderilmiş anlamlı bir mesaj…
Bu önemli mesajı, kısa süre önce bu sütunda okurlarımızla paylaşmıştık.
Önemi ve okurlarımızın ilgisi ve günümüz konjonktürüne uygun düşmesi nedeniyle, okuyanların affına sığınarak bir kez daha sizlere birlikte paylaşacağız…
Birlikte dikkatle okuyoruz…
***
“Zamanımızda diktatörlükler bir günde kurulmuyor.
Böyle bir rejimi yerleştirmek için artık uzunca bir müddete ihtiyaç duyuluyor.
O yolda ilk adımlar evvela ürkek ürkek atılıyor.
Ancak mukavemetle karşılaşılmadığı takdirde ki sürat artırılıyor ve bir sabah uyandığınızda bakıyorsunuz totaliter idare başınızın üstündedir.
***
“Hele iktidara hükümet darbesi yaparak değil, demokrasinin usullerinden faydalanarak, yani milletin reyi ile gelmiş bulunanlar sonradan bir diktatörlük hevesine kapıldıklarında, mutlaka ve mutlaka ihtiyatlı davranıyorlar.
Artık belli olmuş sırayı takip ederek hürriyetleri teker teker azaltıyor, muhalifleri teker teker susturuyor, sonra hepsini birden yok ediyorlar.
1932 ile 1925 arasında Alman siyasi hayatının nasıl geliştiğini tetkik etmek bu hususta son derece faydalıdır.
***
“Totaliter rejimlerin yerleşebilmek için bir zamana ihtiyaç göstermeleri milletlerin büyük şansıdır.
O müddet zarfında diktatörlerin ümitlerini kırmak, hayallerinin asla gerçekleşemeyeceğini kendilerine hissettirmek, gidişe karşı barajlar kurmak mümkün hale gelebilmektedir.
“Eğer bir memleketin münevveri (aydınları) türlü sebepler altında, bahis mevzu zaman içinde demokrasiye ihanet etmezlerse…
Orada totaliter idare asla kurulmaz.
“Ne var ki teşebbüsü beşiğinde boğmak lazımdır.
Bunun içinse her şeyden evvel hakimlerin ve gazetecilerin, vazifelerini bir an dahi ihmal etmemeleri gerekir.
Bir milletin ana muhafızı nasıl orduysa, ayni şekilde demokrasi rejiminin ilk müdafileri de hakimler ve gazetecilerdir.
Bir idare o seddi aştı mı artık onu diktatörlük yolundan alıkoymak son derece güçtür.
***
“Totaliter rejime giden memlekette sıra aynıdır.
Evvela basın susturulur.
Bu iş için kullanılan organ adliyedir.
Gazeteciler en sudan sebeplerle mahkemelere sevk edilir.
“Onlar hakkında kolaylıkla hüküm alınırsa, bazı hakimler sızlayan vicdanlarına rağmen - bunlar yakınlarına vicdanlarının sızladığını söylerler, sonra ellerine havaya kaldırıp ‘ne yaparsın birader’ diye üzerlerine tazyik yapıldığını hissettirler- hükümetin istediği haksız kararları verirlerse, hele temyiz ayni sebepler yüzünden bunları tasdik ederse memlekette tazyikin artırılabileceğine kanaat getirilir ve bir adım atılır.
Basına böylece dehşet salındıktan sonra sıra mutlaka muhaliflere, onların elebaşlarına gelecektir.
***
“Bu sefer adliyeden onlar hakkında hüküm istenilir.
Hür basın ve muhalefet susturulunca diktatörlüğe giden yol açılmıştır.
Halbuki bu müddet zarfında iktidara ‘hayır’ demek kabildir ve o kadar zor değildir.
“Eğer niçin takibata maruz bırakıldıkları herkes tarafından mükemmelen bilinen gazetecilerin davaları sırasında, bütün basın onları tek bir vücut halinde tutarsa, onlar hakkında cereyan eden muameleyi tafsilatıyla ve büyük başlıklarla, resimler verirse, meseleyi umumi efkârın meselesi haline getirirse, iktidar bu neviden maceralara tekrar girişmekten ürkecektir.
***
“Arkadan bir tek hakim kendisine istenilen haksız kararı vermeyip, hak ve hakikati tazyik yapanların suratına çarparsa…
Diktatorya heveslileri mutlaka durur.
Bunu yapacak hakim ise sadece şeref kazanır.
İdare makamları kendisine ne yapabilirler ki.
Olsa olsa işine son vereceklerdir.
Böyle bir meselede ki kararından dolayı mağdur edildiği bilinen hakim bir kahraman mertebesine yükselir
Ve başkalarının avukatlıkta yıllarca elde edemediği şöhrete bir tek günde varır.
Bu aç kalmak mı lütfen söylenir mi?
***
“Eğer Nazi Almanya’sında muhalefet liderleri susturulurken böylesine davranabilseydiler.
Eğer Nazi Almanya’sında ilk tevkif edilen muhalefet liderini bir hakim derhal serbest bıraksaydı.
Eğer gazeteciler ve hakimler demokrasiye süfli sebeplerden dolayı ihanet etmeselerdi.
Ne kadar tazyik yapılırsa yapılsın sadece vicdanlarının ve vicdanlarının sesini dinleselerdi.
Bir Hitler memleketin başına bela kesilebilir miydi?”
( Metin Toker – Akis Dergisi – 27 Ağustos 1955) (*)
***
Daha ne söylenebilir ki?
BURHAN ÖZBEY
(*) Yazının alındığı kaynak; “Metin Toker’den Akisler” – Özden Toker – Kurtul Altuğ- Bilgi yayınevi – Birinci Basım Ekim 2007 – Sayfa 21-23.