Dilimizi ve ülkemizi yitirmek
Önce şu bilgiyi aktaralım…
2014 yılında yürürlüğe sokulmak istenen plân ve politikaya göre AB ile yapılan bir gizli anlaşma çerçevesinde, resmi dilin ülkemizde sadece Türkçe olması zorunluluğu kalkacak.
Çünkü resmi dilin sadece Türkçe olması, Türkiye’de binlerce mal ve mülk alan ve yerleşen AB üyesi ülkelerin vatandaşlarının durumu düşünülerek, Türkiye’de devlet daireleri başta olmak üzere vatandaşın her yerde kendisini daha iyi anlatabilmesi için, talep etmesi halinde İngilizce olarak yazışmalarını yapacağına yönelik bir protokol imzalandı.
İnternet sitesinde yer alan bir yorumda yer alan bu iddiayı kimi yerlerde de duymuş ve kaygılanmıştık.. Bilginin ne denli doğru olduğunu bilmiyoruz. Böyle bir gizli anlaşma yapıldı mı? Yapıldıysa kimler yaptı? Hangi geçerli ve haklı sebebe dayalı olarak böyle bir duruma ışık yakıldı…
Bu aralar mitinglerden, Cumhurbaşkanlığı seçiminden, erken seçiminden, partilerin birleşmesinden, Baykal’la Sezer’in anlaşamamasından vs den söz etmezseniz, gündemi takip etmeyen ve sıcak gelişmeleri zamanında yorumlamayan bir yazar konumuna düşüyorsunuz…
Ne yapalım, biz bugün de sıcak gündeme ara verip, çok önemli saydığımız ülkemiz adına kronik sayılan bir soruna değinmeye çalışacağız.
Yukarıda ki anlatıları okudunuz. Adamlar (AB) ülkelerinde kendi dillerinden başka, hiçbir dilde günlük yaşamda ve resmi platformlarda konuşma yaptırmazken, AB’ye alacağız dümeni altında, ülkemizde kendi dilleriyle çatır çatır resmi yazışma yapmak istiyorlar..
Meclis Başkanı Arınç, milletvekillerinin ağızlarına gelen şekilde rastgele imlâsı bozuk konuşma yapmamaları konusunda bir açıklama yapmış. Haberi bugün televizyonda izledik.
Gelelim işin bir başka boyutuna…
RTÜK’ün yaptırdığı bir araştırmaya göre, 75 bin kelimenin olduğu Türkçe, televizyon ekranlarında 500 ila 1000 kelime kullanılarak konuşuluyormuş. Hatta birlikte yaşadığı kadınları dövmesi sık sık gündeme gelen ünlü bir Türkücünün sunduğu programlarda sadece 300 kelime konuştuğu anlaşılmış. Dünyada şu anda 2 bin 700 dil konuşuluyormuş ve her yıl 24 dil ortadan kayboluyormuş. Türkçe’nin kaybolmaması için ciddi yasal düzenlemeler gerekiyormuş…(*)
Bugünden tezi yok, konuya ciddi olarak eğilmek gerekiyor.
Konfüçyüs’e sormuşlar;
“Bir ulusun tüm yönetimi sana bırakılsaydı ilkin ne yapardın?”
Büyük düşünürün vermiş olduğu yanıt söyle;
“İlkin dilini düzeltirdim… Çünkü dil düzgün olmayınca söylenen anlaşılmaz ve yapılması gerek yapılmadan kalır. Böyle olunca törelere ve sanat geriler, adalet yoldan çıkar, halk çaresizlik içinde kalır. İşte bundan dolayı söylenmesi gereken başıboş bırakılmaz. Bu her şeyden önemli…” (*)
Bir kere ülkemizde bu konuda yıllardır yapılmakta olan fahiş bir hatanın, büyük yanışlığın altını çizmemiz gerekir.
İlk ve orta öğretimde öncelikle Türkçe edebiyat derslerine ağırlık verilmeli, her ne sebeple olursa olsun eğitim, ana dilin, yani Türkçe’nin dışında yapılmamalı.
Branş derslerinin tamamı mutlaka Türkçe okutulmalı.
Üniversitelerde yabancı dil öğretilmeli ama bilim dersleri mutlaka Türkçe okutulmalıdır…
İşyerlerinin, medya kuruluşlarının, turistik tesislerin, otellerin, mağazaların, hastanelerin Türkçe dışında isim kullanmaları yasaklanmalıdır…
Bu yönde yapılması gerekenler daha da sayılabilir…
Önce, dili yitirmeye başladığımız zaman ülkemizi de yavaş yavaş yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini iyice anlamamız ve özümsememiz gerekiyor…
Ancak, büyük devlet adamı konum ve rolünde olanların, dil konusunda da önce söylemlerini eylemleriyle çakıştırmalı, yani milletvekillerinin ağızlarına geldiği gibi rastgele konuşmamalarını öğütlerken;
“Şeyini şey ettiğimin şeyi” demek gibi bir gaflete de düşmemeleri gerekir…
Bu işler hocanın dediğini yap ta, yaptığını yapma gibi ucuzluklarla izah edilemez ve değerlendirilemez…
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com
(*) “Ben RTÜK Başkanıyken” Sedat Nuri Kayış – Remzi Kitabevi (sayfa – 108)