Gazete patronluğuna iktidar ilişkilerini kattı.
Büyük bir ihtimalle Zafer Mutlunun öngörülerini değerlendirerek Aydın Doğan’nın dümen suyuna girdi. Aydın Doğan’a gerçek medya patronu misyonunu öğreteceğine, onu izledi Ancak bu dönem içinde onun da içinde bir başka Dinç Bilgin onu izlemiş. Söylenilen yalanları, gereksiz ezberleri kayıt etmiş.
Zenginleşmenin kendini de bozduğunu görmüş.
O insanın gözlerine bakamadan konuşan adamın içinde bir başka biri daha varmış. Ama onu çok yakınındakiler kendinden vaz geçirmişler. Gerçek Dinç Bilgin nöbette kalmış.
Sonra itibarı ve parası bitince o nöbetci Dinç Bilgin ortaya çıkmış. İtiraflarda bulunmuş.. Zaten ortaya dökülen 28 şubat fesadının içini kendi ile doldurmuş.
Bu arada bizim kiralık yalımıza kendinin de davetli olduğu halde Evren’nin geldiğini söylemiş. Buralarda iyi kayıt etmemiş. 12 Eylül’den çok sonra, eşim Mehmet Barlas’ın yine politik nedenlerle işsiz kaldığı bir dönemde gündüz vakti geçmiş olsun demeğe gelmişti. O zaman Cumhurbaşkanı idi.
Dinç Bilgin de ne davetliydi, ne de bizim davet ettiğimiz kimse vardı. İşsiz kalmış bir yazara geçmiş olsun demekten ibaretti.
Neyse Dinç Bilgin kendi günahları ile ilgili notları iyi tutmuş.
Bugünlerde aynı yolda daha uzun zaman harcayan Aydın Doğan da sahne arkasında gibi rol almaya mecbur kaldı. Onu da çok yakın yönetmeni şaşırttı.. Her kalıba girerek basın etiğini yok saydılar. Darbeci oldular. Sivil Türkiyeye adapte olmak istemediler. Arkalarında Mesut Yılmaz, Hüsamettin Özkan vardı. Mutlu zamanlar geçirdiler. İstanbul protokolunun baş köşesine oturdular. Koçlar, Sabancılar onları taltif etti. Mehmet Emin Karamehmet bile bunların izdüşümüne düştü. O da yenildi.. Şimdi bu adamların biribirleriyle dost olduklarını sanmıyorum... İtibarları da yok. Değmedi..
Dinç Bilgin’nin içindeki Dinç Bilgin’e içimden bir gerçek selam göndermek geldi...