DOĞUM GÜNÜME ÜÇ GÜN KALA…..
Ben kimim, niçin geldim dünyaya, dünyaya geliş amacım nedir, giderken ardımda ne bırakacağım, giderken yanımda ne götüreceğim gibi klasik söylemlerle başlamayacağım yazıma rahat olun….
30 Ağustos 1979 sabahı annemi vaktinden bir ay evvel saran doğum sancılarıyla, dışarıdan duyulan asker yürüyüşlerinin eşliğinde doğmuş olsam da aslında doğum tarihimin, takviminin üzerinde biraz değişikliğe gitmek istiyorum. Çünkü ben hayata gözlerimi açtığımda henüz hiçbir şeyi göremiyordum, Allah’ın kör olarak yarattığı bizlerin, 2 haftalık olduğumuzda 45-90 derecelik , 2 aylık iken 180 derece açıyla takip ettiğimiz eşyaları, 4 aylık olduğumuzda gördüğümüz, uzanıp almak istediğimize ve görme fonksiyonunun tam olarak 5-6 yaşında geliştiği bilgisine göre dünyanın doğar doğmaz görülecek bir yanı da yokmuş aslında. Bu körlük bana göre görmeden hissetmenin, tanımanın, tatmanın, duymanın, dokunmanın ne demek olduğunu gösteren önemli bir delili. Bir bebek doğumdan sonra elini kolunu kullanabiliyor, ağlayabiliyor, gülebiliyor, beslenebiliyor, doğrulabiliyorsa görememesi çok düşündürücü olmalı.
Belki de bu yüzden bir çok açıdan kapadım gözlerimi güzelliklere, hep çirkinleri sevdim, hep çirkin dostlarım oldu, hep çirkin çizilmiş bir resmin, çirkin söylenen bir şarkının, çirkin yapılmış bir yemeğin, çirkin duran bir kıyafetin içinde buldum kendimi, çirkin huylu insanların genini aldım, çirkin kralların halk sınıfı içinde yer tuttum ama bir gün olsun yüksünmedim, gocunmadım çirkinlikten hicap duymadım, güzel bir arabaya atılan çizik yada güzel bir tende meydana gelen leke gibi göze batan bir noktaya çekmek istemedim güzelliği. O yüzden ilgim hep çirkine kaydı. Temizlik yaparken bile gözlerimi yumuşum ondan, ya tek bir toz zerreciğini yeniden fark eder, aynı yeri tekrar silmek zorunda kalırsam diye gözlerimi kapalı tutarım çünkü aynı yerin ikinci bir temizliği bana bir şey getirmez bilirim, toz arkadan yürür gelir, nankördür. Çirkin, içinde saklar güzelliğini, dışına taşısa sevdiklerinin oradan öteye olan meraklarını yok edeceğini bilir, içinde saklar çünkü elmas taşının yerini bulmak öyle kolay olmamalıdır, içinde saklar çünkü orayı gören vardığı yerden bir daha dönememiştir. Ayrıca çirkin insanlar ünlü Alman Besteci Moses Mendelssohn’un hikayesinde olduğu gibi fedakar bir geçmişten de geliyorlar. Fedakarlık çirkinliklerinin arka planı, arka yüzü, arka sokağı, arka bahçesi, arka odası, arka kapısı yada çadıra diktikleri direk cinsinden bir arka ama sonuçta gizli bir kumarda masaya konulan sermayenin dışımızı saran deriden ibaret olduğu kadar yada çok sevdiğin biri için kaybetmeye razı olduğun seni canından etmeyecek bir parça...... Mendelssohn’un hikayesinde Mendelssohn, hiç yakışıklı bir adam değildir, çok kısa boyunun olmasının yanı sıra, çok garip bir de kamburu vardır, günün birinde Hamburg’da yaşayan bir işadamını ziyarete gider, İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardır, Moses,bu güzel kıza umutsuz bir aşkla tutulur fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürker, o nedenle, değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemez, ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıkar ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulunur, kızın başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Moses’ı çok üzer, güçlükle başarabildiği konuşması sırasında çirkin aşık,bu güzel kıza bir soru sorar,"Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır mısınız?" "Elbette" diyerek yanıtlar güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıpMoses’ın yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru yöneltir, "Peki ya siz?"der, siz inanır mısınız buna?"Moses bir an bile duraksamaz, "Evet,ben de inanırım" der ve ekler:"Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Tanrı, onun evleneceği kızı belirlermiş. Benim doğumumda da, benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana ’Senin karın kambur olacak‘ der, O zaman ben bir istekte bulunmuşum Tanrı’dan. ’ Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur. Lütfen onun kamburluğunu bana ver ve onu güzel bir kadın yap’ dediğini söyler.. Moses’ ın bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırır,onun gözlerinin içine bakar, elini uzaatıp, Moses’ ın elini tutar ve daha sonra da onun, sevgili eşi olur.
Gözlerimi 5 yaşıma kadar kör eden Allah’ımdan bu yeni doğum günümde tekrar körlük istiyorum, görebildiğim herşeyin yerine hayallerimi koyabilmesini öğreneyim, bunlardan da mühim olanı, bana bahşettiği güzelliği beni nelerden yoksun bırakarak tasavvur ettiğini düşünmek istemiyorum, güzelliğimin yerine aynı ağırlıkta daha büyük lütuflarına erişebilseydim demek istemiyorum, çirkinleşen dünyanın güzel bir gök yıldızı, ağacı olamadıktan sonra, şerbeti çekilene kadar bekletilen bir tatlının afiyetle yenildiği yerde güzelliğin anlamını arıyor olmak istemiyorum, içimdeki ahlakı tanınmayacak hale getiren bir güzelliği değil, fani, zail, elemli, aldatan bir yüz için ki her ne kadar ‘pistir’demek dünyanın muhabbetinden ileri gelen bir şey olsa da o yüzün güzelliğinin şerre, çirkinliğinin hayra tekabül ettiği gerçeğinin uzağında olmak istiyorum, O yüzdendir ki bu yaşım için dileğim şudur:”Allahım ilk bakışta farkedilmeyen ama tanıdıkça güzelliği ortaya çıkan kullarından eyle ve çirkinlerin şirretinden beni KORUMA”