Televizyonu açmış kanallar arasında zaplarken, Anadolu’da yerel bir gazetede çalıştığını öğrendiğim genç hanımın isyanına kulak kabarttım; “lütfen Sağlık Bakanlığı bu tam gün yasasını geri çeksin. Beynimde pimi çekilmiş bir bombayla dolaşıyorum ve ölmek istemiyorum!” diyordu.
Hem haberin içeriği, hem de konunun ilgi alanıma giriyor olması hasebiyle dikkat kesildim. İsminin Serpil olduğu söylenen hanım tam 6 yıldır, tıp dilinde –yanılmıyorsam- anevrizma denilen beyninde iki baloncukla geziyordu ve aynı doktora tedavi olmaktaydı. Baloncuklar devamlı büyüdüğü için her an ölümle karşı karşıyaydı. Bir kez ameliyat olsa da, iyileşemeyince doktor tekrar ameliyat olması gerektiğini söylemişti. Nihayet şartlar olgunlaşınca, doktoru “ameliyatı yapalım” diyerek gün belirlemişti. Genç kadın nihayet sağlığına kavuşmayı umut ederken ameliyata sadece iki gün kala, hiç ummadığı bir gelişme yaşamıştı; Sağlık Bakanlığı “tam gün yasası’nı yürürlüğe koyunca, bir tercih yapmaya zorlanan doktoru özel sektörü tercih etmiş ve kadının iyileşme hayalleri suya düşmüştü.
Aynı ameliyatı özel hastanede yaptırmaya kalksa 80 bin lira ödemek zorundaydı ve mağduriyetinin giderilmesi için televizyon ekranlarından işte böyle sesleniyordu Sağlık Bakanı’na.
İşte o an fark ettim ki; Bakanlığın ‘sadece 600 kişi’ diyerek azımsadığı ve akademisyen doktorları bağlayan bu karar, bir çok isimsiz mağdur bırakmıştı ardında.
NEDİR BU TARTIŞMALI “TAM GÜN YASASI?”
Daha evvel Anayasa Mahkemesi ve sonrasında da Danıştay’ın farklı kararlarıyla yargıdan dönen ama Kanun Hükmünde Kararname yoluyla 26 Ağustos’ta tekrar yürürlüğe giren “Yeni Tam Gün Yasası” Sağlık Bakanlığıyla doktorlar arasında tartışmalara yol açmaya devam ediyor. Başlangıçta tam gün yasası, (en yalın şekliyle) devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorlara ‘ya hastane ya muayenehane’ demek üzere çıkartılıyordu. Ancak zamanla uygulamada görüldü ki sorun sadece kamuda çalışan doktorlar değil. Zira özel sektörde çalışan doktorların da özel muayenehanelerini kapatmaları isteniyordu. Evet yasada görünen anlamda muayenehane hekimliği kamu ile bağlantısı olmayan hekimler için serbest gibiydi ama muayenehanenin ruhsatlandırılması için talep edilenler, (kapı genişliği, asansör, muayene odasında tuvalet vs.) pratik olarak muayenehaneciliği adeta imkansızlaştırıyordu.
Aslına bakılırsa sorun ‘tam gün çalışma’ yani mesainin tamamını kamu hastanesinde geçirme sorunu değildir. Sağlık Bakanlığı hekimlerin mesaileri bittikten akşam kurumlarından ayrıldıktan sonraki mesleki yaşamına basbayağı müdahale etmektedir. Yani yasa gerçekten de hekimin tam gününü yani 24 saati şekillendirmeye kalkışmaktadır. Daha da yalın şekliyle ifade etmek gerekirse; Sağlık Bakanlığı hekimlere ‘mesain bittikten sonra ne yapacağına da ben karar veririm’ demektedir.
Doktorların özlük haklarıyla ilgili bir dizi düzenleme öngören bu tasarıyla birlikte kamu ve üniversite hastanelerinde çalışan birçok doktor, özel sektörü tercih etti. Sağlık Bakanı Recep Akdağ ‘bu konuda sıkıntı yaşamayacağız, biri gider biri gelir’ şeklinde açıklama yapsa da, tasarı şimdiden sağlık hizmetlerinin en ciddi kısmını yüklenen üniversite hastanelerini ve hasta vatandaşları mağdur etmektedir. Sürekli takibi gereken kronik hastalıklarla ilgilenen hekimler bir bir ayrılınca hastaların durumunu düşünebiliyor musunuz?
Diğer yandan ‘sağlıktaki rant’ı engelleme gerekçesiyle yapılan tasarının yürürlüğe girmesi, zengin hastaları bağlamamaktadır çünkü zaten onlar tedavilerini muayenehane ve özel hastanelerde yaptırabilme kudretine sahiptirler. Peki fakir hastalar uygulaması zor –ve masraflı- ameliyatlarını kime yaptıracaklar? Tam gün konusundaki ısrar, ciddi rahatsızlığı olan ve üniversitelere gelen hastalar için adaletsizlik değil midir? Devlet kendi eliyle parası olana doktorunu seçme şansı verirken, parası olmayan devletin atadığı (misafir) akademisyen doktoru seçmek zorunda bırakılacaktır.
Tabi ki ideal olan hekimlerin tüm gün hastanede ve fakültede olmalarıdır. Ama bu takdirde devlet tatminkar bir ücretlendirme yapabiliyor mu? Ona bakmak lazım. Sağlık bakanlığı 7 bin lira maaş verirken, bir doçent yada profesör özel muayenehanesinde 20-25 bin lira kazanıyor. Dolayısıyla mesele maaş olduğunda “7000 liralık Tam Gün”ün uygulanabilmesi zaten imkânsızdır. En nihayetinde sözünü ettiğimiz meslek erbabı elma satmıyor, bilakis insan hayatı gibi azami hassasiyet ve de konsantrasyon gerektiren bir iş yapıyorlar. Ve sanatlarının karşılığını elbet talep etmeliler.
Bir diğer konu da; performans sistemidir ki, muayenehanesini kapatan hekim de performansa dayanan bir sistemin içine sokulmaya çalışılmaktadır. Bir hekimi performansa dayalı sistemde çalışmaya zorlamak, ona “hastana gerektiği kadar zaman ayırmalısın ancak ne kadar çok hastaya bakarsan o kadar da kazanırsın” demenin bir başka yoludur aslında. Bunun en doğal sonucu, ücret kaygısı yaşayan hekimin motivasyonunun ve kalitesinin düşmesi demektir. Bunun ucu da yine en çok hastalara dokunmaktadır.
Bakanlık, özelde çalışan veya muayenehanesi olan akademisyenine ‘derslere gir fakat ameliyata girme’ demektedir. Bu ise üniversite hastanesini bitirmeye yönelik bir adımdır. Zira tababetin öğrenilmesi için usta-çırak ilişkisine ihtiyaç vardır ve devlet bunu baltalayarak öğretim üyesinin bilimsel araştırma yapmasına, asistan yetiştirmesine engel olmaktadır. Bu sistem de, korkarım özel hastanelerin ekmeğine yağ sürmektir.
Doktorların tam gün yasasına karşı çıkmasını sadece paragözlük olarak değerlendirenler ve yasayı destekleyenler de var elbet. Ancak şu bir gerçek ki, dünyanın her yerinde doktorlar iyi kazanır. Çünkü tababet riskli bir iştir. Enfeksiyon kapma riskiyle her an karşı karşıya olmaları bir yana gecenin bir vakti, kafatası paramparça bir insanın tedavisini üstlenen, kolu kopmuş insanın kolunu diken, gözüne çivi batmış çocuğun gözünü ameliyat eden doktorun yaşadığı psikolojik travmayı da göz önünde bulundurmak gereklidir. Kaldı ki, bir başka yasa gereği hekim hataları, özel hastaneler de dahil, şartlarına bakılmaksızın hekimin bizzat kendisine ödetilmektedir.
Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından çok sayıda Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ameliyat oranları yüzde 50 oranında düşmüş ve pek çok bölümde aksaklıklar yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Başta hastayı, sonra da hekimleri mağdur eden bu tasarının tekrar revize edilip, konunun herkesi mutlu edecek bir şekilde ve bir an evvel çözüme kavuşturulmasını umuyorum.