Doktorun mide bulantısı teşhisi
Son zamanlarda mide bulantılarımız iyice arttı…
Uzun süre direndik ama geçmeyince doktora görünmek şart oldu…
Doktor yaşını başını almış deneyimli bir zat…
Bulanan midemizi iyice kontrol etti.
Tahliller yaptırdı, rontgen filmleri çektirdi…
Ancak midemizde bir şey bulamadı…
Dedi ki:
“Muhterem midenizde tıpbi açıdan bir şey görünmüyor. Bize göre mideniz sağlam…”
“Peki doktor bey midemiz sağlamda neden öyleyse zaman zaman bulanıyor?
Doktor:
“Tıpbi olarak bulanmaması gerekir…”
“Bulanıyor doktor hem de ne bulanma!”
Doktor kafasını kaşıdı.
“Allah Allah nasıl oluyor bu iş anlayamadım” dedi…
Sonra birden aklına bir şey gelmiş gibi aniden bize döndü dedi ki:
“Muhterem siz sıkça gazete okur musunuz?”
“Tabi doktor bey günde en az sekiz on gazete okuruz”
Doktor yeniden sordu:
“Gazetelerde ki köşe yazarlarını da okur musunz?”
“Ne demek okur musunuz? Tabi okuyoruz”
Doktor gülümsemeye başladı…
“Bulduk dostum midenizin bulanma nedenini”
Doktor bir soru daha sordu.
“Hiç ayırım yapmadan bütün köşe yazarlarını okur musunuz?”
“Tabi okuyoruz…”
Doktor:
“Artık hiç şüphem kalmadı” dedi.
“Peki neymiş kusacak gibi midemizi bulandıran doktor bey?”
Doktor gülerek yanıt verdi:
“Son yıllarda özellikle son aylarda sayıları gittikçe artmakta olan “yalaka, yağcı, kukla, satılmış yazarların yazdıklarını okumanız…”
Doktor devam etti:
“Zira mide bulantısından bize başvuranların sayısının giderek arttığını görüyoruz…”
Doktora sorduk:
“Doktor bey bu yeni bir hastalık mı?”
Deneyimli doktor yanıtladı:
“Valla son 6 -7 yıldır çok arttı. Bundan 8 -10 sene önce de oluyordu ama bu kadar olmuyordu. Binde bir iki…”
Bu, şu anlama mı geliyor Sayın doktor:
Ne kadar yağcı, yalaka, yandaş olayları saptıran, paraya pula düşkün, çoğu yalılarda, konaklarda oturan, devlete ait kaynaklardan avanta paralar kaparak sadece iktidar kuklalılığı ve köleliği yapan; şeref, haysiyet gibi kavramları hiç sorun etmeyen, esasen bunlara da ihtiyaç duymayan yazar takımı bu iktidar döneminde çok çok arttı, öyle mi?
Doktor:
“Evet aynen öyle… Ben de benzer sıkıntıyı çekiyorum… İktidar yalakası, yandaş, yağcı takımının köşe yazılarını okuyunca, mideme sizin gibi bulantılar geliyor…”
Doktor bizden doluymuş… Başladı anlatmaya…
“Bak muhterem, Türkiye bugün Cumhuriyet rejiminden giderek uzaklaşıyor ve tarikat, cemaat destekli, şeriat yolunda İslami bir devlet konumuna dönüşüyorsa…
Ekonomisi, Büyük Orta Doğu Projesi’nin başarıyla sonuçlanması için ABD’nin desteğinde belli plan programlar kapsamında ülkeye sokulan ve her an kaçmaya hazır sıcak parayla ayakta duruyor ve cilalanıp parlatılıyorsa…
İnsanlara takdir edilen 629 liralık asgari köle ücreti, açlık sınırının dahi altında olmasına karşın, iktidar sözcüleri tarafından bu kepazelik ekonomik mucize olarak gösteriliyorsa..
Milyonlarca aç, yoksul ve sefil insan, birkaç kilo bulgur, fasulye, makarna, mercimek karşılığı, çaresizliklerini oya tahvil etmeye mecbur kalıyorsa…
İnsanların telefonları dinleniyor ve özel hayatlarına giriliyorsa…
Başbakanın çıkıp kürsüde ve milletin önünde adını söylemeye çekinerek “Okyanus ötesi…” diye tanımladığı toplumda “F” tipi cemaat diye söylenilen Fethullah Gülen cemaatinin üyeleri, devletin omurgasına tam anlamıyla yerleşecek boyuta gelmişse…
Adına 3M denilen bir ABD’li firmanın “Biz Türkiye’ye malımızı iyi fiyatlarla satmak, ihaleler almak için belediyelere bol miktarda rüşvet dağıttık diye alenen açıklama yapmasına karşın; iktidar bu zamana kadar inandırıcı biçimde olayın üzerine gitmiyorsa ve aradan uzun süre geçtiği halde, rüşvet alan belediyeler ortaya çıkarılmamışsa ve de çıkartılma olasılığı sıfıra yakınsa…
Gazeteci Mustafa Balbay’ ın tanımı ve ifadesiyle “Silivri zulümhanesi” ne suçu günahı ne olduğu anlaşılamayan; okunmasın okununca da bir şey anlaşılmasın diye binlerce sayfalık güvenilir olmayan iddianameler hazırlatılarak açılan Ergenekon adlı davaya karşı, “Deniz Feneri” denilen vicdan sızlatan olayın davası zamanın unutturucu sürecinde, kamuoyuna hiçbir şey sızdırılmadan bir yerlere doğru götürülüyorsa…
Aydın geçinen koca koca insanlar, sözde Atatürkçüyüm, laik demokratım diye kağıttan kaplan gibi rakı masalarında aslan kesilirken, yaşanan haksızlıklar karşısında kendi gölgelerinden korkup sütre gerilerini saklanmayı yaşam biçimi halinde getirmişlerse…
Dinci takımı, iktidarın bahşettiği ihaleler yoluyla beslenip gittikçe haram ve hileli parayla ülkenin zengin kitleleri durumuna gelmiş ve haram paralarıyla tarikatlara ve malum cemaate destekler verme durumuna geliyorsa…
Siyasilere, erk sahiplerine; karun gibi servetlerine yönelik “mal varlıkları” sorulunca, müthiş derecede hiddetlenip, şiddetlenip, bağırıp çağırıyor, köpürmelerinden tepelerinden ayak uçlarına kadar kızarıyorlarsa…
Tan yeri ağarırken, uydurma gerekçelerle suçsuz günahsız oldukları halde, evleri basılma korkusu taşıyan insanlar, emniyetin evlerini aramaya geldiklerinde; aramaya gelen polislerin yanlarında suç teşkil edecek deliller getirerek, sanki bu delilleri aradıkları evde buldukları gibi gösterip her an bir komplo yapmalarından büyük ölçüde korkuyorlarsa…
Ülke yönetimi tam anlamıyla korku, baskı ve tehditler yaratarak, halkın gözü kulağı olan özgür medyayı felç eder duruma getiriyorsa…
İnsanlar, haksız ve hukuksuz biçimde, bir cemaatin üyesi olduğu iddia edilen yargı organları tarafından sorgulanıyor, yargılanıyor ve tutuklanıyorsa…
Ve bütün bunlara karşın, satılmış basının; yandaş, yalaka, kukla, satılmış gazeteci ve köşe yazarları, insanları iğrendirecek, tiksindirecek ve nefret ettirecek biçimde gazetecilik mesleğini ayaklar altına almışlarsa…
Midelerin sürekli bulanmasının önüne geçebilmek ne yazık ki olanaklı mümkün değil…
Ülkeyi bu duruma getirenin baş sorumlusunun yereliyle, geneliyle Türk basını olduğunu altını çizerek söylemek gerekir.
Evet dostum bugün Atatürk Türkiye’sinin tükenişini görerek hepimiz açı çekiyor ve kahroluyorsak BUNUN BAŞ SORUMLUSU bir yanda yandaşlaşan, öbür yanda işadamı medya patronu kuklası durumuna gelerek, gerçekleri yazmayan, kötü gidişe neden olan İKTİDARLA mücadele etmeyen, kısaca basın etiğine göre asli görevini yerine getirmeyer MEDYADIR!...
Mesele bu kadar net ve açık!...
Meğer doktor bizden daha dolu ve isyan doluymuş…
***
Sevgili okurlar…
Haziran 2011 seçimleri ne gösterecek ve Türkiye’yi nerelere götürecek göreceğiz… Bu gidişle AKP’nin “kendine özgü” metot ve planlarla(!) birinci parti olacağı artık görülüyor… Ama tek başına iktidar olacak mı onu kestirmek zor…
AKP’nin iktidardan gitmemek için her yolu deneyeceği kehanet sayılmaz. Bakın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün süresinin bile 5 ya da yıl olacağını henüz belirlemiyor ve açıklamıyorlar. Seçimin sonucuna göre açıklayacaklar. AKP yeniden tek başına iktidar olursa, Abdullah Gül’ün süresinin 2012’de bittiğini ilan edecekler…
Sonuç olarak…
Türkiye’de BÜYÜK HESAPLAŞMA er geç olacak. Şu kesin ki, çok uzun sürmeden AKP, ANAP gibi dağılıp tarih olacak… Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü zaman gelecek birbirlerine düşecekler…
BURHAN ÖZBEY