DÖNGEL’DEN DÖNEMEDİN…..
Kaç gündür içim dışıma çıktı ağlamaktan. Onun badireli yaşamından sonra bu kadar hazin bir sona terk edilmesini, rabbimin bunu reva görmesini bir türlü kabullenemedim. Kafamda çizdiğim lider profiline Erdoğan’dan sonra en çok ‘o’ uyuyordu. Çünkü ne makam kibrine, ne hor görme özelliğine, ne de yaşadığı acılarla katılaşmış bir kalbe sahipti . Onunla röportaj için Ankara’ya gittiğimde, basın danışmanı Başak’ın odasında söyleşinin ikinci bölüm için beklerken, çok sevdiğim bir arkadaşımın eşinin ölüm haberini almıştım. O an yere yığılıp kalacakken Başak beni teselli etmişti. Bir diğer tesellim ise, Muhsin Yazıcıoğlu gibi değerli insanların hala yaşıyor olmasıydı ve az sonra odasında uzatılmış röportaj için tekrar buluşacak olmanın heyecanıyla ölüm acısını sindiren bir beğeniyi ona karşı duymanın, Acaba önümüzdeki seçimlerde Erdoğan’ı aldatacak mıyım diye düşünmenin keyifli bir acısını yaşıyordum. Çünkü beni her tavrıyla büyülemişti. Röportajı zenginleştiren onca cevherani sözlerinden sonra bana, “Hülya hanım, isterseniz ben cevapları çok uzattım ve siz aralara soru alabilirsiniz, röportajı genişletme inisiyatifini tamamen size bırakıyorum”demişti. Hangi lider bu kadar kendinden emin olurdu ki, hangi lider yanlış anlaşılma kaygısını bu denli duymayabilirdi ki, hangi lider beni en iyi şekilde ifade edebilirsiniz diye bir gazeteciye, bana göre “insana güvenme” felsefesine bu kadar uygun davranabilirdi ki?Bundan da öte hangi lider, kalabalığa karışsa da yanından geçtiğini fark ettiği bir bayana yol verebilirdi ki? Hangi lider devamlı gülümseyerek insanın içini ısıtır, siyasi arenada güreşen bir güreşçi olduğunu unutturabilirdi ki..?
Muhsin Yazıcıoğu’nu, Erdoğan’la benzeterek hüküm ve muhakeme etmemin nedeni, ikisinin de belli bir ideolojide yola çıktığı insanlardan bağımsız bir yol benimsemeleriydi. Yazıcıoğlu, yol, dava arkadaşları aleyhine tek bir laf etmeyerek gözümdeki ali cenaplığını, büyüklüğünü bir kez daha ispatlamış oldu.
Hani Fatih Sultan Mehmet’in , babasına gönderdiği şu güzel numunede, "Padişah sen isen ordunun başına geç; yok padişah ben isem, sana emrediyorum ordunun başına geç." dediği gibi aslında ülkenin başına geçmeyi hak edecek bir insandı o.
Annem de der ki, “iyilerin anası tez ağlarmış”, bu ona yapılmış bir zulüm gibi görünse de, bizim için bir nasihat niteliğinde. Ben Muhsin Başkanı ilahlaştıran, kahramanlaştıran herkese nedir arkasında duran efsane? diye sorarken, genel merkezde halkla ne kadar iç içe olduğunu, hiç kimseyi kapısından geri çevirmediğini gördüğümde, 1 saatlik röpotajın mutnebine karşı nasıl bir sabır sergilediğine baktığımda bundan da ötesi bir bilgeliğe kani gelmiştim. O ölmemeliydi, bize bağışlanmalıydı ama Allahın işine karışamam, şayet bu bir insan işiyse, Muhsin Başkanı daha da ölümsüzleştirdiğini bilmeli.
Allahım bu acıya ben dayanamıyorum, ailesini düşünmek bile istemiyorum, onun yokluğunun açtığı çukura bütün Türk Milleti yatırılsa sığamaz diyorum son söz olarak……
http://www.haberx.com/Gundem-Haberleri/Mart-2009/Yazicioglu-HaberXe-2007-Kasiminda-roportaj-vermisti.aspx
İşte onunla yaptığım röportajın giriş bölümü
“HANİ BEŞ BİLİNMEYEN, GAİP OLAN ŞEY VARDIR YA: KIYAMET VAKTİ, YAĞMURUN NE ZAMAN YAĞACAĞI, ANA RAHMİNDEKİ ÇOCUĞUN MAHİYETİ, SİMASI, YARIN HAYR VE ŞER OLARAK NE KAZANILACAĞI, İNSANIN NEREDE ÖLECEĞİ…İŞTE BUNLARA EKLEDİĞİM BİR BİLİNMEYEN DAHA VAR Kİ; DERGÂH-I İZZETİNDE BİR BAŞBAKAN EDASINDA İNSANLARIN MERAMLARINI DİNLEYEN, SORUNLARINA ÇARE ARAYAN BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ GENEL BAŞKANI MUHSİN YAZICIOĞLU`NUN NEDEN İKTİDAR MAKAMINA ÇIKAMADIĞI…SONRA ANLADIM Kİ, BAŞINI TIRNAĞIYLA TARAYAN, MİLLETİNE NEFER OLAN BU LİDERİN, HALK TARAFINDAN SEÇİLMEK DIŞINDA SEVİLMEK GİBİ DE BİR AYRICALIĞI VAR. BU MÜLAKATTAN SONRA BENİM GİBİ DÜŞÜNMEYENLER OLACAK MI GÖRECEĞİZ!….”