Son Haberler
10.02.2012 Cuma 05:39
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%0,00
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

Dragomanlar ülkesinde yerli bir aydın: Kemal Tahir
Kemal Tahir, Cumhuriyet döneminin 'muzdarip aydınlarından biriydi. Hazır kalıplardan daima uzak durdu, resmi söylemlere ve dayatmalara rağmen tarihi düzünden okumaya hep karşı çıktı. İktidarlarca cezalandırılmak, dışlanmak, görmezden gelinmek pahasına kendisiyle ve ta­rihiyle hesaplastı. Edebiyat eserleri kadar özgün fikirleriyle de entelektüel tarihimizde belirle­yici oldu. İşte 13 Mart'ta 100. doğum gününü kutlayacağımız büyük yazarın hayat hikâyesi... 03.03.2010 11:41

Talattin Karaca

Tanzimat'tan sonraki Türk ta­rihi, esas itibarıyla Dogu-Batı çatışmasının ürünüdür. Aydınlar ila bu çatışmanın göbeğinde, Doğu ile Batı arasında savrulup durdu­lar. Yaşadıkları, bir bilinç yaralanmasıydı, sonra bellekler silindi, kütüphaneler tuğla yığınlarına dönüştürüldü Drago­manlar (tercümanlar) aydın sayıldı; çünkü onlar egemendi ülkede, Cemil Meriç'in deyişiyle 'müstağrip aydınlar'dır onlar: İmpkralya'nın dragomanları !... Bu 'kapıkulu aydınları', yalnızca tercümanlık yaptılar; üstelik sadece Batı'nın tercümanlığını... Hiçbir zahmete katlanmaksızın, sorgulamaksızın, eleşlirmeksizin, toplumsal yapımıza uyup uymadığına bakmaksızın, Batı'daki ha­zır kalıpları aynen alma yoluna gittiler. Bu  'Dragomanlar Cumhuriyeti'nde, çok az aydın mütercim olmayı reddetti, ikti­darlarca cezalandırılmak pahasına, öte­lenme, dışlanma, görmezden gelinme pahasına, ana bellekten kopmaya, ka­pıkulu aydını olmaya direndi; o dire­nişle kimilerinin beyni, âdeta Doğu ile Batı anısında çarmıha gerildi, drago­num olmaktansa ya 'ârafta asılı kal­mayı ya da kendi köklerini arayan bir arkeolog' olmayı yeğlediler. Kimileri fildişi kulelerinde inzivaya çekildi, ki­mileri hicreti seçti, kimileri hapse tıkıl­dı. Mehmet Âkit, Cemil Meriç, Nuret­tin Topçu, Ahmet Hamdi Tanpınar, İdris Küçükömer, Dr. Hikmet Kıvıl­cımlı, Oğuz Atay. Sezai Karakoç...

'Muzdarip' bir aydın

Kemal Tahir de onlardan biriydi. On­lardan; yani "muzdarip aydınlardan biri, bu ülkenin sorunlarını tarihsel bir perspektif içinde ele alması, günümüze ve geleceğe ilişkin saptamalarını yatay değil dikine araştırmalarla yapması, en önemli özelliklerindendi. Dragomanların aksine, kopyadan, hazır kalıplardan daima uzak durdu; resmî söylemlere ve dayatmalara rağmen tarihi düzünden okumaya karşı çıktı, cebinde tersi düze çeviren 'yerli bir ayna' vardı. Ârafta mıydı? bence değildi. Çünkü ne beyni ne gönlü Doğu ile Batı arasında savrul­du. Yeri, Doğu'dur, yönüyse kendi toplumu, kendi tarihi. Düşünceleri, zaman içinde elbette değişmiştir, ama hep aynı yönde olmuştur değişim. Oğuz Atay, Günlük’ünde, ondaki değiş­meyi ve kendisini dahi yargılayabilme cesaretini, hesaplaşmanın bir önkoşulu olarak görmüş ve şu önemli saptamala­rı yapmıştır: "Bu çok önemli. Hesaplaş­ma, bizdeki insanların ne kadar ihtiyacı var buna? Kemal Tahir gibi, insan bir yandan kendisiyle hesaplaşabilmeli ki, başkalarıyla ve tarihle hesaplaşma ce­saretini gösterebilsin."

Kısaca, Kemal Tahir hesaplaşabilen bir aydındı. Yapıtlarında kendisiyle, tarihle, iktidarla hesaplaştı Türk entelektüel tari­hinde iz bıraktıysa bundandır; yani dragomanlarla yollarını ayırdığından.

Saraylı bir aile

13 Mart 1910'da, İstanbul'da, Vezneciler'de, Sultan Abdiilhamid'in babasına hediye ettiği kagir bir konakta doğdu Kemal Tahir (İsmail Kemalettin Demir). Babası Tahir bey, alaylı bir deniz suba­yıydı.   İkinci  Abdülhamid'in  Hünkâr Yaverliğini yaptı,  Yıldız Sarayı'ndaki marangozhanede Sultan'a yardım et­mekle görevliydi. Annesi Nuriye Ha­nım,  Kafkasyalı  Abhazlardandır,  Sa­ray'da Sultan Hamit'in kızı Naile Sultan'ın  hizmetindeyken Tahir Bey'le   evlendirildi.   İnce yapılı, ufak tefek, beyaz tenli,  hafif çilli  Nuriye Hanım  -Saray'daki adı Hubser'di-  geleneklere sımsıkı bağlı bir kadındı, o nedenle hiç resim çek­tirmedi. İmparatorluk­taki çalkantılar ve çekişmeler,   Sul­tan   Hamid'in hediye ettiği kagir konakta mutlu bir hayat sürdüren Saray'a mensup Tahir Bey ailesini de etkiledi. 1908'den sonra idareyi ele ge­çiren İttihat ve Terakki Cemiyeti, Abdülhamid'e yakınlığından olsa gerek, Yüzbaşı Tahir'i, rütbesini indirerek emekliye ayırdı. Ailenin en büyük oğlu Kemal Tahir işte bu dönemde doğdu. Ancak Balkan Savaşı patlak verince, 1912'de Tahir Bey yeniden silah altına alındı, savaş bitince sivil hayata dön­düyse de bu uzun sürmedi. Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale'de savaş­tı, yaralanınca cephe gerisine, Nazilli'ye atandı. Bir süre sonra eşi Nuriye Ha- nımla oğulları Kemal Tahir ve Nuri Tahir'i yanına aldırdı. Aile, o savaş yılla­rında bir süre Nazilli, Burdur ve Aydın'da kaldı. Birinci Dünya Savaşı bitin­ce İstanbul'a döndüler. Kemal Tahir, kardeşi Nuri Tahir'le Kasımpaşa'daki Cezayirli Hasan Paşa Okulu'na kaydol­du. Babaları Tahir Bey ise ailenin geçi­mini sağlamak için, her sabah erkenden kalkıp, içinde avadanlıkları bulunan zembilini alarak dülgerliğe gitti.

Aile, 1923'te Vezneciler'deki kagir konağa taşındı, Kemal Tahir de Galata­saray Sultanîsi'ne girdi. Bu arada, eğiti­minde ve yetişmesinde büyük payı olan sevimli ve babacan amcası Süleyman Bey'in vefatı Kemal Tahir’i derinden etkiledi. Ancak acılar bununla da bitmedi, anneleri Nuriye Ha­nım, küçük kardeşleri Rafip 'Fahir'in doğumunun hemen ardından vereme yakalanıp karlarla kaplı bir günde ha­yata gözlerini yumdu (1926). Saraylı Hubser Hanim, arkasında küçücük bir bebek olan Ratip Tahir'i, lise öğrencisi olan Ke­mal Tahir ile Nuri Tahir’i ve      kocası Tahir Bey'i aniden bırakıp bu dünyadan göçmüştü. Çaresiz baba, küçük Ratip'i bir süre Nuriye Hanım’ın köyüne bırak­tı, sonra onu da yanına alarak Şebinka­rahisar'a gitti, ardından da Binnaz Ha­nım'la evlenip Vezneciler'deki evlerine döndü. Aile dağılmış, annesini yitirmesi Kemal Tahir'i derinden sarsmıştı. Hem bu olay, hem de geçim sıkıntısı nedeniy­le genç Kemal Tahir 1930'da, 10. sınıf­tayken Galatasaray Lisesi'ni terk edip Karaköy Palas'ta bir avukatın yanında çalışmaya başladı. Ancak aldığı ücret, ai­lenin geçimine yetmedi, çare olarak bir süre Zonguldak Maden Kömürü İşletmesi'nde ambar memurluğu yapmayı kabul etti, 1932'de istanbul'a döndü.

Yıkılış döneminin çocuğu

Buraya kadar verdiğimiz bilgilere göre, annesi ve babası Saray'a mensup bir ai­lenin çocuğudur Kemal Tahir. Kısacası, bir Osmanlı ailesinin oğlu. Saray gele­neği içinde yaşamış ve o terbiyeyi almış Nuriye Hubser Hanım ile İkinci Abdülhamid'in Hünkâr Yaveri ve marangozu Yüzbaşı Tahir Bey'in çocuğu. Tahir Bey, Sultan Hamid'i o kadar sevmişti ki, padişahın kendisine imzalayıp ver­diği fotoğrafı, ömrünün sonuna dek misafir odasının baş köşesine astı, ayrıca çeşitli zamanlarda kendisine hedi­ye edilen "çorap, mendil gibi eşyaları kullanmadı, hep sakladı. Çocuklarını bayramlarda daima Saray'a götürür, Naile Sultan'ın elini öptürürdü. Kemal Tahir, Osmanlı Sarayı'na mensup an­ne ve babasını hiç unutmadı, Bir Mül­kiyet Kalesi’nde Mahir Bey karakteri aracılığıyla babası Tahir Bey'in, ailesi­nin hayat hikâyesini anlattı; aslında anlattığı bir bakıma ailesi, babası, ba­basının cepheden cepheye koşturması ve kendi evinde çıkan bir yangında ölmesiydi; yani Osmanlı'ydı, Osman­lı'nın, Kerim Devlet'in yıkılışı.

Babıâli Yokuşu'nda

Özetle, Saray'a mensup bir ailenin, bir imparatorluğun yıkılış döneminin ço­cuğudur Kemal Tahir. Yıkılışı bizzat ve derinden yaşamış, o nedenle bu yan­gına, muzdarip bir aydın olarak çare aramıştır ömrü boyunca. Kalesi yıkılan bir imparatorluğun yalnız ve ailesini kaybetmiş (devletsiz) çocuğu, döne­min çoğu aydını ve şairi gibi Babıâli Yokuşu'na sığınır ilkin.

Çoğu yazar gibi, şiirle adım attı Ke­mal Tahir matbuat dünyasına. İlk şiirle­rini 1931'de îçtihat'ta yayımladı. 1933'te Kenan Sahabettin, İdris Ahmet, Ziya İl­han, Yakup Kadri, Nuri Tahir, Ertuğrul Şevket, Fakih Özden ve Arif Nihat As­ya gibi yazar ve şairlerle Geçit adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. O yıllarda Fat­ma İrfan Hanım'la tanıştı. Sevdi onu. 1933'ten 1938'e kadar uzun, heyecanlı aşk mektuplan yazdı sevdiğine, mah­pusluk günlerini, topluma, edebiyata dair düşüncelerini anlattı. Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde çalıştı.

 

"Allah'ı kaybettim sanıyordum"

1930'lu yılların başlarında Mustafa Ke­mal'e, cebinde fotoğrafını taşıyacak ve sevgilisine bir fotoğrafını gönderecek denli hayrandı. Dönemin çoğu aydını gibi dinden uzaktı; ancak Fatma İrfan'a yazdığı 16 Ocak 1934 tarihli mektubun­da bir camiye gittiğinden söz ettikten sonra devam eden şu satırlarda, bir ara kaybettiğini sandığı Allah'a olan inana­nı dile getirmekten geri durmadı: "Al­lah, İrfan, camilerde bütün azameti ve haşmeti ile hâlâ yaşıyormuş. Ben onu içimde kaybettim sanıyordum. Hâlbuki, o kadar çabuk buldum ki..."

1934-36 yıllan arasında Yedigün ve Karagöz dergilerinde çalıştı, öyküler ya­yımladı. Aynı yıllarda Varlık ve Ses der­gilerinde takma adlarla şiirler kaleme aldı. Ve bu arada, Namık Kemal için çe­şitli şair ve yazarlarla bir anket yaptı. Falih Rıfkı (Atay), Vâ-Nû (Vâlâ Nureddin), Hüseyin Cahid (Yalçın), Peyami Safa, Ercüment Ekrem (Talu), Saadettin Nüzhet (Ergun), Kerim Sadi (Cerrahoğlu), Dr. Fuad Sabit, Hüseyin Avni (Şanda) ve Suat Derviş, ankete yanıt verdiler. Anketi, 1936'da Namık Kemal İçin Diyorlar ki adıyla bastırdı. Bu bro-şür, edebiyat dünyasında geniş yankı buldu. Ankette, yazar ve şairlerin Na­mık Kemal için söyledikleri kadar -bel­ki daha fazla- Kemal Tahir'in konuştu­ğu yazar ve şairler hakkındaki saptama­ları dikkati çekiyordu. Örneğin Kemal Tahir'e göre Vâ-Nû; "Epiyce konuştuğu (...) halde hiçbir şey söylememişti. Her zaman olduğu gibi, ihtiyattan ayrılmı­yor, fikrini söylemekten çekiniyordu." Peyami Safa; "Dev gibi dünya hadisele­rini laf arasında misal olarak gösterme­si, fakat bu hadiseler arasında parça parça durarak işine gelen taraflarını alıp, başına sonuna ehemmiyet verme­mesi onun tıpa tıp bir küçük burjuva entelektüeli olduğunda şübhe bırakmı­yor [du]." Kerim Sadi; "Memleketimizde Marksizm'in en selâhiyettar âlimi ve kafasının içindeki için en müsamahasız dögüşen delikanlı [sıydı]... (...) Duvar­larda Marks'la Engelsin portreleri ve büyük Marksistlerin resimleri var[dı]. Suat Derviş; "cesur bir kadındı." vs.

Artık Babıâli Yokuşu'nda, gazeteci, yazar ve şairler arasındaydı Kemal Ta­hir. Geçimini kalemiyle sağlıyordu, sevdiğiyle evlenebilirdi. O da öyle yaptı, uzun süre mektuplaştığı Öğretmen Fat­ma İrfan'la 1937de evlendi, aynca dönemin sol eğilimli gazetesi Tan’ın Yazı işleri müdürü olmuştu.

Marksist aydınlarla tanışma

1930'lu yıllar, Kemal Tahir'in aynı za­manda Marksizm'le, Marksist aydınlar­la tanıştığı ilk dönemdir. Hür Şehrin İnsanları romanından anlaşıldığına göre,  Geçit dergisinin kadrosunda yer alan ve bilinçli bir sosyalist olan arkadaşı Ertuğrul Şevket'le yaptığı ideolojik tarüşmalarKemal Tahir'in o yıllarda bir arayış    içinde olduğunu ve Marksizm'e ilgi duyduğunu göstermektedir. Yalnızca Ertuğrul Şevket değil, kaldığı bekârevinde komşusu, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye Komünist Partisi üyesi    olan San Mustafa'yla (Mustafa Börklüce) ve onun aracılığıyla Nâzım Hikmet'le arkadaş oldu. 1930'lu yıllarda Babıâli'de tanıştığı Kerim Sadi, kuşkusuz onu derinden etkileyen, dönemin önde gelen sosyalist aydınlarından biriydi. Onunla sık sık buluştu, evindeki kütüphanesinden yararlandı. Bu ilişkiler sonucunda Marksizm'e dair pek   çok kitap okudu. Kafası karmakanşıktı; nitekim Fatma İrfan'a yazdığı bir mektupta, beynindeki fırtınayı şöyle dile ge­tirdi: "Yarım yırtık bilgili kafama birçok kocaman meseleler yığdılar. Kant, De­kart Engels, halta Marks bomboş ka­famda koşmaca oynuyorlar. Demokrasi, Liberalizm, Komünizm, Bolşevizm, Fa­şizm, Hitlerizm, Emperyalizm fır dönü­yor etrafımda. Gözleri yeni acılan ana­dan dogma bir kör gibiyim."

'Ne mutlu Türk'üm diyene: Bunlar nasıl garip sözler'

Artık pir dediği 'Marks Usta'nın düşün­celerini benimsemiş, heyecanlı bir sos­yalist olmuştu. Bu arayış ve araştırmalar sonucunda, Kemalizm'in egemen ol­duğu 1930'lu yıllar Türkiye'sinde, za­man zaman Kemalist inkılâpları eleştir­mekten de geri durmadı. Fatma İrfan'a yazdığı şu satırlar, hem Kemal Tahir'in yeni bir yola girdiğinin, hem de kendi­sin.' daha sonra Kemalist aydınlar tarafından yöneltilecek suçlamaların kaynağının en bariz işaretleriydi: "Ne mut­lu Türk'üm diyene. Köylü bizim efendimizdir. Türk işçisi dayanıklıdır. İnkılâba gönül vermiştir. Bunlar nasıl garip söz­ler? (...) Ne mutlu Türk'üm diyene. Fekat sokaktaki kaldırımda değil, daya­nıklı, dört ayağı olan sırma koltuklarda. Köylü bizim efendimizdir. Fekat biz köylünün ağasıyız. Köylü ağanındır. (...) Türk işçisi dayanıklıdır. Bu doğru. (...) Ağız dolusu İnkılâp dedikleri soy­tarılık daha taze olduğu için mi bu ma­salları okuyorlar bize dersin?"

Bu sözler, iktidarı ürkütecek sözlerdi ve elbette kaydedilmişti, unutulmaya­caktı. İktidar, Kemal Tahir'i susturmak İçin 13 Haziran 1938 bekliyordu.

Mapushane yılları

Tarih, 13 Haziran 1938. Kemal Tahir; Nuri Tahir. Nâzım Hikmet, Hamdi Alev, Emine Alev, Hikmet Kıvılcımlı, Fatma Nudiye Yalçı, Kerim Korcan, Mehmet Ali Kantan, Seyfi Tekbilek ve Hüseyin Durugün'le beraber tutuklan­dı. Suçları, "askeri isyana tahrik ve teş­vikli. Soruşturma, Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın birtakım kitaplarının Yavuz Gemisi'nde görevli bir kişinin üzerinde bulunmasıyla başlatılmış, kitaplar as­keri isyana tahrik ve teşvik aracı olarak değerlendirilmişti. Zanlılar. Erkin Ge­misi'nde, Donanma Komutanlığı As­kerî Mahkemesi'nce yargılandılar ve 29 Ağustos 1938'de Kemal Tahir, 15 yıl hapse mahkûm oldu. Mahkeme kayıt­larından ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın Çankırı Cezaevi'ndeyken yazdığı af ta­lebini içeren dilekçeden anlaşıldığına göre; Mahkeme sırasında, "Hâkimler heyetinin masası üzerinde tutularak defalarca sorgu esası yapılan ve niha­yet suç delili diye hâkimlerin kanaati vicdaniyelerine medar tutulan yegâne şey..." Kıvılcımlı'nın Demokrasi: Türki­ye Ekonomi ve Politikası adlı kitabıydı. Kemal Tahir'in "Türkiye Cumhuriyeti Başvekili Yüksek Huzuru’na hitaben, Çankırı Hapishanesi'ndeyken 22 Ka­nunuevvel 1940 tarihinde kaleme aldı­ğı ve Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan af dilekçesine göre ise kendisine yöneltilen suçlamaya esas olan kanıtlar şunlardı:

"1. Kardeşimin bahriyede gedikli başçavuş olması (Kardeşi Nuri Tahir).

2.  Şair Nâzım Hikmet'le gazeteci ve muharrir sıfalile Babıâli'de tanışmış bu­lunmam.

3.  Evimdeki kütüphanemde mevcut 2000 cilt kitap arasında tevkifim esna­sında yapılan aramada komonizme ve sosyalizme dair birkaç tane Fransızca kitap zuhur etmesi."

 

Kemal Tahir'in dilekçesinde belirtti­ğine göre evindeki aramada bulunan kitapların hepsi Babıâli ve Beyoğlu ki­tapçılarında serbestçe satılmaktaydı. Ama itiraz boşunaydı. Egemenler, ka­rarlarını peşinen vermişlerdi. Başba­kanlık Cumhuriyet Arşivi'ndeki belgeye göre, tutuklanma gerekçesi "Muma­ileyhin komonistlik tahrikatından kati mahkûmiyetleri bulunan ve kendi ifadesile de komonistliği teyid edilen (sf.26) Nâzını Hikmet, Hamdi Alev, Hüsamettin, Kerim Sadi, Sıdıka gibi şa­hıslarla çok sıkı temasta bulunması ve yapılan aramada evinde bulunan ve lis­tesi 1 numaralı tahkikat dosyasının 60- 63. sabitelerinde sıralanan Türkçe ve Fransızca 72 kitabın tamamen Sosya­lizm, Marksizinı ve Komonizme aidiye­ti maznunu[n] komonist bir karakter taşıdığını ve kitapları bir sistem dahilin­de ve kardaşı Telsiz Üs. Çvş. Nuri Tahir vasırasile Yavuz Gemisi'ne sokmak suretile erbaşlar üzerinde propaganda ve telkin yapmakla..." gibi cümlelerle uzayıp gidiyor. Sonrası malûm; İstanbul Tevfiklhanesi, Çankırı, Malatya, Çorum ve Nevşehir hapishanelerinde 1950'ye kadar süren 13 yıllık bir mapusluk dö­nemi. Mapusların deyişiyle 'Kitaplı Ca­sus', bu uzun cezaevi yıllarında sarı def­terlere binlerce sayfalık not tuttu. Eşi, sonradan boşandığı Fatma İrfan'a, ar­kadaşı Nâzım"a yüzlerce mektup yazdı. özlemlerini, düşüncelerini, sıkıntılannı, yazdıklarını paylaştı mektuplarda. Son­ra bu mektuplar, Kamal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar adıyla yayımlandı; ama nedendir bilinmez Nâzım Hikmet, kendisine gönderdiği mektupları ya­yımlamadı; aksine Kemal Tahir'e gön­derdiği mektuplar Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar adıyla basıldı. Göl İnsanları, Sağırdere, Namuscular, Karılar Koğuşu, Bir Mülkiyet Kalesi, Büyük Mal, Dam Ağası gibi pek çok roman ve öykü­nün temelleri mapushanede atıldı. Anadolu'yla, gerçek Anadolu köylüsüy­le karşılaştı cezaevlerinde, onları dinle­di, konuşturdu, notlar aldı... 1950'de Genel Afla tahliye edildiğinde, kardeşi Nuri Tahir'in yaptığı tahta bavulundaki sarı defterlerde binlerce sayfa notla döndü istanbul'a.

Cezaevi çıkışı, polisiye romanlar

Kemal Tahir, hapisten çıkmıştı çıkması­na da, artık sicilli bir komünistti. O ne­denle iş bulmakta, geçimini sağlamakta ve kitaplarını bastırmakta zorluklar ya­şadı. Çaresiz, takma adlarla tefrika ro­manlar yazmak, çeviriler adaptasyonlar yapmak zorunda kaldı. '1950'lerde Refik Erduran ve Ertem Eğilmez tarafından kurulan Çağlayan Yayınevi için çevirdiği, adapte ettiği polisiye romanlar arasında özellikle Mickey Spillane'den çevirdiği Mayk Hanımer dizisi geniş bir okuyucu kitlesi tarafından tutuldu. İntikam Pençe­si, Kanlı Takip, Kaliteden Kuışun, Derini Yüzeceğim. Ecel Sariti ve diğerlerini peş peşe yayımladı. Bu çeviri ve adapte ro­manlarla geçimini sağlamaya çalışırken, 1955'te Göl İnsanları adlı öykü kitabıyla Sağırdere romanını bastırdı. Bunlar, edebî alandaki ilk yapıtlardı ve henüz adını duyuracak asıl yapıtlarını vermemiş, sonradan büyük tartışmalar yarata­cak düşüncelerini dile getirmemişti.

Edebiyat dünyasına tam ısınacak ve cezaevinde kaleme aldığı yapıtlarını peş peşe bastıracakken. 6-7 Eylül Olaylan patlak verdi. Çığrından çıkan olaylara suçlu bulunmalıydı, Bulundu da. Bun­lardan biri yazar Kemal Tahir'di. Adı bir kez çıkmış, sicillenmişti ya, sudan se­beplerle bir kez daha içeri alındı, altı ay Harbiye'de tutuklu kaldı.

Yol ayrımındaki Kemal Tahir

1950'li yılların sonunda, özellikle Yaşar Kemal'in İnce Memed’ine karşı yazdığı Rahmet Yolları Kesti’yle (1957) başlayan sola mesafeli duruş, daha doğrusu köy­lüyü ve toplumumuzu alışılmış ve tarih­sel bilimsel temelden yoksun popüler sol söylemin dışında ele alışı asıl 1960'tan sonra su yüzüne çıktı Kemal Tahir'de. Tüm dikkatini tarihe, Osman­lı tarihi ve toplum yapısına yönelterek, devlet, Dogu-Batı çatışması, Batılılaşma ve mülkiyet gibi sorunları derinden kav­ramak için hummalı bir çalışma içine girdi yazar. Uzun araştırmalar sonucunda Kemalizm'in ve Osmanlı karşıtı resmî tarih söyleminin karşısında, Osmanlı Devleti'nin kültürel ve siyasî mi­rasını sahiplenen yerli bir aydın, yerli bir romancı olarak çıktı okurların karşısına. Bu çıkış, çok geçmeden dragomanlan, Kemalistleri, klasik Marksistleri ve sığ sağcıları ürküttü doğallıkla. Çünkü sa­ğın, solun ve egemen düşüncenin dışın­da, farklı tezler dile getiriyordu Kemal Tahir. Tarihle, edebiyatla, Osmanlı'yla, Cumhuriyet'le, Batılılaşmayla ve daha önemlisi kendisiyle derin ve kıyasıya bir hesaplaşmaya girişmişti. Bu zorlu he­saplaşma, ilkin güçlü biçimde Yorgun Savnşçi'ya (1965) dışa vuruldu.

Yorgun Savaşçı

Kurtuluş Savaşı'nı, ülkenin en kötü günlerinde politikaya bulaşmamış, dö­vüşken Türk subayının ordusuz kalış dramını, direnenlerle umutsuz kalmış yorgun Anadolu halkının trajedisini konu edinen Yorgun Savaşçı, resmî tarih söylemine aykırı tezler içeriyordu. Ke­mal Tahir'e göre, kimilerinin iddia ettiği gibi Kuvayı Milliye bir halk harekeli de­ğildi, zaten Doğu'da ve Türk tarihinde halk hareketi yoktu, eğer bir halk hare­keti olsaydı İstiklâl Mahkemeleri kurul­mazdı. Bu itibarla yapıtta Kuvayı Milliye'yi bir kadro hareketi olarak ele aldı ve realist bir tavırla, Anadolu'da halkın Kuvayı Milliye'ye karşı tepkilerini de di­le getirerek tezini pekiştirme yoluna git­ti, Mustafa Kemal'i abartılı bir şekilde yüceltmek yerine, savaşçı bir subay ola­rak canlandırdı. Yorgun Savaşçı, bu ve benzeri tezleriyle Kemalist-sol aydınları oldukça rahatsız etti; hatta bu rahatsız­lık TRT adına çekilen Yorgun Savaşçı fil­minin gösterimi dolayısıyla sonraki yıl­larda da sık sık gündeme geldi. Örne­ğin, İlhan Selçuk, Yorgun Savaşçı filmi­nin gösterilmesi gündeme geldiğinde, yazarı tarihi çarpıtmakla itham ederek, filmin TRT'de yayınlanmasına şiddetle karşı çıktı. 1979'da Cumhuriyet gazetesi'nde kaleme aldığı yazılarla Yorgun Savaşçı'mn TRT d e gösterilmemesinde etkili oldu. Ve film uzun tartışmalar so­nunda 1983'te dönemin Başbakanı Bü­lent Ulusu'nun emriyle yakıldı. Yorgun Savaşçı, böylece adını militer bir reji­min kara tarihine yazdırdı.

Bozkırdaki Çekirdek: Köy enstitülerinin romanı

Kemal Tahir'in tartışmalara konu ol­muş bir başka romanı da Bozkırdaki Çekirdektir. Yazar, bu romanında kö­yü bir eğitim laboratuvarı, köylüyü denek olarak gören, kendi toplumsal yapımızı, köy gerçeğini tanımadan 'Köy Enstitüleri'ni kuran anlayışı kıyasıya eleştirir. Romanın kahraman­larından Müfettiş Şefik'in şu sözleri Kemal Tahir'in tezini özetlemektedir: "1908'lerde bu konu tıpkı böyle kon­muş.. . O zaman Bulgar köy okullarıy­la onların ülkücü öğretmenlerini gör­memizle ağızlarımızın suyu akmış. 'Köyleri canlandırıp çalıştıracak köy okullarıdır.' fikrine kim 'olmaz' derse mürteci, vatan millet haini damgasını vuruyorlardı. Çok arandı köyü ihya edecek okul tipi. Sonraları anladım ki, böyle saman alevi gibi parlayışlarımız hep kolaya kaçma huyumuzdan. (...) Köye bir bina yapıp bir öğretmen göndererek bütün zorluklardan kur­tulmak. Aklı erenler, 'olmaz böyle şey!' dediler. (...) .. inkılâpçılar bilmiyorlardı ki, köyü yaşatacak olan okul değildir, okulu yaşatacak olan köylü­dür.. Öyleyse, 'Köylü bizden nasıl bir okul istiyor?' diye düşünmeliyiz. Yok­sa hükümet zoruyla kurulan okul da, mekanik olarak dıştan kurulan bir müessese gibi, dayanak noktası bula­maz, er geç batar."

Osmanlı'ya, tarihe, Batılılaşmaya, Kurtuluş Savaşı'na ilişkin ileri sürdü­ğü düşünceler gibi, köy enstitüleri hakkındaki tezleri de iktidarın söy­lemlerine tersti Kemal Tahir'in. Dragomanlar, içerdiği resmi ideolojiye karşıt düşünceleri nedeniyle Bozkırda­ki Çekirde'k'i de topa tuttular hemen. Örneğin Vedat Günyol, Çalakalem'de, Engin Tonguç, Devrim Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç adlı yapıtında Kemal Tahir'i 'Köy Enstitülerini tanı­mamak ve konuya art niyetle yaklaş­makla suçladı.

Devlet Ana, Osmanlı, Doğu-Batı

Devlet Ana, Kemal Tahir'in, gerek Ke­malist-sol, gerekse klasik Marksist ay­dınlarla yollarını daha bir ayırdığı, Os­manlı'ya, Doğu-Batı farkına ve tarihimi­ze bakışıyla fırtına koparmış bir diğer ro­manıdır. Yazar, Osmanlı Devleti'nin ku­ruluşunu ele aldığı bu romanında Doğu'nun, Osmanlı toplum yapısının. Batı toplumlarına benzemediğini ileri sürer. Bununla da yetinmez, o dönemde Fran­sa'da gündemi işgal eden Asya Tipi Üre­tim Tarzı'yla (ATÜT) ilgili tartışmalarla ilgilenir ve ATÜT çerçevesinde Türki­ye'ye özgü bir kuram geliştirmeye çaba­lar. Çevresindeki araştırmacı ve akade­misyenleri ATÜT üzerine çalışmaya sevk eder. Bu araştırmalar sonucunda, Devlet Ana'da 'kerim devlet' kavramını ortaya atar. Ona göre Osmanlı, sınıfların bu­lunmadığı, dolayısıyla sınıfsal çatışmaların ortaya çıkmadığı, mülkiyetin devlete ait olduğu, zümreler arasında denge sağlayan müşfik bir devlettir. Ve Do­ğu'da devletsiz toplum varlığını sürdüre­mez. İleri sürdüğü düşüncelerle, giderek Marksizm'i de kendi toplumsal yapımıza uygun biçimde yorumlamaya başlayan, yerli bir sosyalizm tesis etme çaba­sına düşen Kemal Tahir, hem Kemalist-sol, hem de Marksist aydınların boy he­defi hâline gelmiştir ve Devlet Ana, bu çerçevede en çok eleştirilen romanlarındandır. Örneğin Cevdet Kudret, Devlet Ana'da "...faşizm ideolojisinden gelme düşünce ve eylemlere yer verilmişti," der. Taner Timur'a göre;"... tutucu, yer yer ırkçı tezlerle dolu bir romandır." Mu­rat Belge'ye göre; "Kitapta Asya tipi üre­timin sürekli olarak övülmesi bir çeşit şovenizm yaranmaktadır."

Yerli ve özgün düşünceliydi

Bu tartışmalardan da görüldüğü üzere, Kemal Tahir, romanlannda ileri sürdü­ğü düşünceler, tarihe bakışı, Osmanlı­nın sosyo-ekonomik yapısını ele alışı. Batılılaşmayı değerlendirişi, köyü ve köylüyü işleyişi bakımlarından Cumhu­riyet sonrası Türk edebiyatında, tarih ve toplumbiliminde kendine özgü ve 'yer­li' düşünceler üretebilmiş, bunu ro­manlarında dile getirmiş ender entelek­tüellerimizden biridir. O nedenle de ge­rek edebiyat, gerekse sosyoloji ve tarih alanlarında tartışmalara yol açmış, ki­milerince "ileriye yönelen gelişmelere çelme at[an] bir gerici", kimilerine göre, "sol gösterip sağ vuran bir dönek", ki­milerince "kendi kuşağının çok değişik türden bir toplum savaşçısı" ve "dünya düşüncesinin uç noktalanndan biri"dir. Bütün bu nitelemeler, övüp yerme­ler bir yana, egemen ve hazır kalıpçı aydınlara; daha doğrusu dragomanlara rağmen, âdeta iğneyle kuyu kazarcasına kendi tarihine ve toplumsal yapısı­na ilişkin araştırmalar yapmasıyla, rom manlarını hummalı araştırmalar üzeri­ne bina etmesiyle, yerli ve özgün dü­şünceleriyle Kemal Tahir, Cumhuriyet döneminin birkaç muzdarip aydınlarındandır. Andıklarımız dışında, Esir Şeh­rin İnsanları, Kör Duman, Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu, Kurt Kanunu, Büyük Mal romanlarıyla Türk edebiya­tında adından hep söz ettirecektir.

Kemal Tahir Kitapları İle İlgili Teknik Bilgi Ve Sipariş Şartları İçin Bu Linki Kullanabilirsiniz...

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.

Share on Facebook