Son Haberler
10.02.2012 Cuma 00:11
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%0,00
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

DTP davasına farklı bakış açıları
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “DTP’nin bölücü faaliyetlerin odağı olduğu” gerekçesiyle açtığı kapatma davasını bugün görüşmeye başlıyor. Biz de kararın öncesinde DTP’nin stratejik, politik yanlışları ve parti kapatmanın ülkemiz üzerindeki etkileri üzerine değerli akademisyen ve yazarımızın görüşlerine başvurduk. 08.12.2009 09:58

HÜLYA OKUR-HaberX

Uzmanlarımızdan değerlendirmelerini aldığımız sorularımız ise şunlardı:

1-Sizce DTP’nin kapatılması için psikolojik ortam hazırlayan taraf hangisi? Yani AKP’nin gösteri ve gerginlikleri MHP ve DTP’ye mal ederek halka ’istikrarı sağlayan biziz’ mesajı vermek istediğini iddia eden bir Demokratik Toplum Partisi karşısında yorumunuz ne olur?

2-DTP’nin, demokratik açılımla birlikte izlediği politikalarla kapatılma sürecini hızlandırması bir başka deyişle kendisini kapattırmak istediği izlenimine sahip misiniz?

3- DTP’nin bazı eylemlerinde Abdullah Öcalan posterleri ve PKK bayrakları ve Kürt çocuklarıyla gösterilerine hareket katmak istemeleri, Öcalan’a Sayın şeklinde yaptıkları hitap, İmralı koşullarının iyileştirilmesi gibi hangi talep ve davranışlarından vazgeçmesi gerekiyor, DTP neyi yapmaya devam ederse, hep bir hukuk mücadelesi içinde bulur kendini?

4-DTP’nin Türkiye’de bugüne dek yasaklanan 26 parti arasına girmesi nelere yol açar? Mücadele ve siyasetine başka bir yapılanma içinde devam etmesi durumunda bu ‘kapatma’ hukuk için ne ifade eder?

***

Bahçeşehir Üniversitesi rektörü Deniz Ülke Arıboğan,

 

“DTP, YASAL AÇIDAN KAPATILMAYI FAZLASIYLA HAK ETMİŞ GÖRÜNÜYOR”

1-DTP’nin kapatılması siyaseten bir çözüm olmadığı gibi, türlü sorunları da beraberinde getirir. Ancak DTP’nin kapatılmamasının yaratacağı sorunların da büyük olacağını şimdiden ifade edelim. Zira daha önceleri fazlaca görünmeyen, ancak şimdilerde çok şiddetli bir dalga halinde gelmekte olan yepyeni bir "Kürt düşmanı Türk milliyetçiliği" sorunumuz var. Bugüne kadar Türk milliyetçiliği Müslüman etnik grupları hiç hedef almamıştı, PKK sorunu da bir terör sorunu olarak algılanıyordu. Oysa şimdi kentlere inmiş olan bir çatışma durumu ve bir öfke atmosferi hakim. Milliyetçilik etnik düşmanlığa ve aktivizme dönüşüyor.

      DTP’ye gelince,  yasal açıdan kapatılmayı fazlasıyla hak etmiş görünüyorlar. Lakin bugüne kadar parti kapatmaların herhangi bir olumlu bir sonuç vermediği de ortada. Aksine bu girişim, illegal zemini güçlendiren ve mağduriyet yaratan bir tavır olarak  algılanabilir. Buna mukabil eğer devlet hiç bir önlem almamayı tercih ederse de, sıradan halk durumun gereğini yerine getirmek isteyebilir. Bu ise siyaseten belki de en yanlış olanıdır.

        Bana göre devletin Kürtçülük karşıtı olması, halkın Kürt karşıtı olmasından daha sağlıklıdır. DTP’nin kapatılmaması halinde bile bazı önlemler alınması artık zaruri görünüyor. Muhalefet partilerinin de bu gergin havadan istifade etmek adına milliyetçi damara yönelmeleri ise son derece doğal. Bu noktada söylenmesi gereken devletle halkın çatışması belirli ölçülerde tolere edilebileceği, ancak halkın birbirine girmesinin son derece kalıcı travmalara yol açacağıdır. Bugün istenen ise budur. Kırsaldan kente inen terörün doğal yansıması, halkın birbiriyle çatışmasıdır.

2- DTP’yi bir bütün olarak görmüyorum. İçlerinde samimiyetle açılımın hayata geçmesini ve bu çatışmanın bitmesini isteyenler olduğu gibi, savaş ortamından beslenenler de var. DTP’nin kapatılması, çatışmanın kızışması onlar için bir besin maddesi. Lakin eğer bu süreç olumsuz biterse ki, sorumluluk önemli ölçüde DTP’dedir, bir daha hiç bir açılım politikası hayata geçirilemez. İşler sertleşir ve radikalizm egemen olur. En büyük zararı da kendileri görürler.

3- Açılım politikası aslında DTP’ye prematüre doğum yaptırdı. Bu ayaklanma görüntüleri zaten olacaktı ve bunlar çok daha önceden tasarlanmıştı. Hükümetin açılım yoluna gitmesi onları korkuttu ve bir an önce durdurmak istiyorlar. Türk kamuoyunun hükümete baskı yapmasını istiyorlar. Açılımın önü kesildikçe kendileri de ortaya çıkıp ana dillerini konuşamadıklarından, yeterince özgür bırakılmadıklarından dert yanacaklardı. Oysa Devlet bir yandan içerideki sakıncalı unsurlara bastırıyor, diğer taraftan da açılımı destekliyor olunca, ayaklanmanın meşru bir zemini kalmadı. Uluslararası destek bulmayı umut ediyorlardı, oysa bütün tezleri ellerinden alındı. Şu anda 17 cm.karenin içerisine sıkışmış bir talepleri var. Devlet akıllı davranırsa, taban genişlemez. Halkın tahriklere kapılmasının engellenmesi gerekiyor. Zira hareketin taban bulması için tek çıkar yolları birilerinin kendilerine saldırmasını sağlamak ve devlet bizi korumuyor demek. Öcalan da bu vesileyle hapisteki konumunu iyice pekiştirmiş oldu. Onu Bodrum’a Paşa olarak göndermeyi(!) düşünen fikirlerin de önüne set çekildi. DTP’nin tavrı ise İmralı ile kendilerini tam anlamıyla özdeşleştirmek oldu. Bu zaten hukuken kapatma anlamını taşıyor.

4- Zaten yapılacak olan yeni bir parti kurmaktır; sanırım hazırladılar da. Sine-i Millet fikri de gündemde gibi görünüyor ama bu konuda uzlaşmazlık yaşanabilir. Sanırım konu yalnızca parti kapatma düzeyinde kalmaz, bireysel cezalar da gündeme gelebilir. En azından siyaseten yasaklanmak gibi. 

***
Londra Regent’s College Strateji Uzmanı, Birgün Gazetesi Yazarı Dr. İbrahim Sirkeci;

 
“BU TARZ BİR PARTİ KAPATMA, TÜRKİYE’NİN DİBE VURDUĞUNUN KANITIDIR”

1-DTP’nin kapatılmasının psikolojik ortama bağlı olması durumu özetliyor. Türkiye Kürtleriyle barışmak zorunda. Bu noktada da onları, DTP’yi de diğerlerini de, dinlemesi gerekiyor. DTP’nin bugün gelinen durumda bir günahı olduğunu söyleyemeyiz ancak durumu zorlayarak açılım siyasetinin eksiklerini gösterdiklerini düşünüyorum. Açıkça ırkçılığa karşı bir siyaset ve katı yaptırımlar oluşturulmadıkça faşizan saldırılar sona ermeyecektir. AKP’nin hem kamuoyu düzeyinde hem parti içerisinde bu tarz bir iç pazarlama ve eğitime ihtiyacı vardır. DTP’nin bu süreçte belirleyici bir konumu olduğunu düşünmüyorum.

2-Kesinlikle öyle düşünmüyorum ancak siyasi bir parti olarak bu açılım siyasetinin sınırlarını test ettiklerini düşünüyorum.

3-Çocukların siyasette istismarını suç olarak tanımlamalı ve tedbir alınmalı. Bu sahnelerin DTP etkinliklerinde olduğu kadar diğer partilerin etkinliklerinde, polis törenlerinde, şehit cenazelerinde ve diğer etkinliklerde de yaşanmaması gerekli.
Öcalan meselesi ile de uzlaşmak gerekiyor. 30 yılı aşkın bir savaşın bir numaralı kişisi ve Kürtlerin şu veya bu şekilde önemli saydığı birisi olarak Öcalan’ın denklemin dışında kalması mümkün değil. Bir siyasi parti bir kişiyi söylemlerinde öne çıkarıyorsa bunun ardında tek bir neden vardır: o siyasi partiye oy verenler de bu kişiyi önemli görmektedir. Bu konuda DTP’nin yapabileceği bir şey yok. Siyaset yaptıkları sürece Kürt seçmenin aklından ve gönlünden geçeni seslendirmek zorundalar.
Bu diğer partiler için de böyle; Ecevit-DSP söylemi, Özal-ANAP, DP vs söylemi hep bu tarz bir ’pull’ stratejisine dayanır. Kitle partilerinin temel işleme prensibi budur.


4- Bu tarz bir kapatmanın gündemde olması zaten hukuk olarak Türkiye’nin dibe vurduğunun kanıtıdır. Yani parti kapatılınca daha kötü olmaz. DTP’nin başka bir parti olarak yeniden kurulacağı gün gibi ortadadır. Ahmet Türk ve arkadaşlarının dağa çıkacağını düşünmüyorum ancak DTP’de siyasi çözüm umudu görenlerin bir kısmı umudunu kaybedip doğal olarak yeni arayışlara girecektir.

***


İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof Dr. Durmuş Tezcan;

“PARTİ KAPATMANIN SON ÇARE OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.”

1-Anayasa Mahkemesi AİHM’nin parti kapatma kararlarında ortaya koyduğu ilkelere sadık kalarak ve daha önce verilen parti kapatma kararlarından AİHS’ne aykırı bulunan durumları tekrarlamadan kararını vermelidir. Son günlerde DTP’nin de adeta sessiz halk yığınlarını yanına çekmeye ve bunu demokratik bir görüntü ile sunmaya gayret ettiği gözlemleniyor. Anayasa’da siyasi parti kapatma ile ilgili değişikliklerde karar verilerken dikkate alınmalı ve parti kapatmanın son çare olduğu unutulmamalıdır.

2-Siyasi partilerde kimi yöneticilerin bu izlenimi veren aşırı davranışları olabilir. Verdikleri demeçlerden ve toplu istifadan söz etmeleri, tabanın kendilerince yeteri kadar ses getirecek olgunluğa eriştiğini düşündükleri izlenimi veriyor.  

3-DTP’nin şiddetten veya veya şiddeti kışkırtacak davranışlardan kaçınması gerekir.

4-DTP’nin kapatılması, bir zaruret ise, bunun AİHM’nin parti kapatma kararlarında ortaya koyduğu ilkelere sadık kalarak ve daha önce verilen parti kapatma kararlarından AİHS’ne aykırı bulunan durumları tekrarlamadan yapılması gerekir. Aksi takdirde bir anlam taşımaz, hemen bir yenisi kurulur, yasaklanan yöneticilerde masumlar rolünü oynayıp puan toplamaya çalışırlar. Anayasa Mahkemesi’nin AİHM kararlarını çok iyi okuması ve buna göre davranması bu hassas ortamda büyük bir zorunluluktur. Ayrıca kapatma kararında kapatma kararına sebep olanların siyasetten yasaklanması kısa süreli olmalı, zira AİHM beş yıllık süresini çok uzun bulduğunu 04 Nisan 2008’de yayımlanan kararlarında açıkça ortaya koymuştur.


***
Yeni Çağ Gazetesi Yazarı Afşin Selim;


“ DTP, BİR KEZ DAHA “MAĞLÛP” OLDUĞUNU ÖNE SÜRMELİDİR Kİ...”

        DTP artık, Türkiye’nin bütününe ve bütünlüğüne hitap etmemekle birlikte, tatmin sorunu yaşayan bir partidir. Elbette ki DTP üzerinden kurulu düzenin sorgusuzlaştırılması da yanlıştır; bu ayrı…
        Fakat “demokratikleşme” vurgusu ön planda olan siyasi bir partinin, silahlı bir mücadeleyi, bir cinayet şebekesini meşrulaştıracak söylemlerde bulunması, kendisini kapattırma istediğinden dolayı olabilir mi acaba? Çünkü DTP, bu tip bunalımlardan zevk alır hale gelmiştir.
     DTP bir kez daha “mağlûp” olduğunu öne sürmelidir ki, kısır döngü devam ededursun… Ve hitap ettiği kitlede bu mağlubiyet psikolojisi üzerinden şiddeti dahi mazur görebilsin… Esasında bu parti, her defasında, Kürtler üzerinden dillendirdiği etnik siyasetle, meselelerin merkezine Kürtleri yerleştirmektedir. Buna rağmen yine de Cumhuriyetin Kürt vatandaşları geneli itibariyle bu partiyi desteklememektedirler; ülkedeki genel seçim sonuçları bunun ispatıdır. Malûm bölgede oluşturulan korku atmosferi sebebiyle yaşanılan sindirilmişlik psikolojisinin müsebbibi ise devletin varolduğunu hissettirememesinden kaynaklanmaktadır. İşin tuhafı, DTP, kendisine yönelik her eleştiriyi “asimilasyon politikası” ile özdeşleştirerek, bir ergenlik alınganlığı sergilemektedir. Karşılaşılan her hadiseyi Kürtlere düğümleyip, “Kürt sorunu” olarak kodlamakla sorunlar çözülmez; aksine bu tutum “diğerlerini” hem tahrik, hem rencide eder ve yeni sorunlarla karşılaşmak kaçınılmazlaşır.
        Sözün özü, toplumun genelini kapsamayan ve kollamayan bir zihniyet egemendir bu partiye… Fakat her şeye rağmen, kanaatimce şunu da unutmamak gerekir: Büyüklüğüyle sıkça övünülen bir ülke, bir siyasi parti tarafından bölünecekse yahut bölünmek isteniyorsa, o ülkenin sahiden büyük olduğu inandırıcı mıdır? 
***
Eski İstanbul Milletvekili, devlet bakanı, Yazar Yılmaz Karakoyunlu;

“DTP, YAVAŞ YAVAŞ ÖCALAN’I YAKASINDAN DÜŞÜRECEK.”

1-  Her iki tarafında bu süreci hazırlayan ve hızlandıran etkileri oldu. AKP, sözünü ettiğimiz gösteri gerginliğinde yer almadı. Ama benimsediği ve uyguladığı siyaset modeli bu sonuca etkili oldu. MHP’nin temel siyasi üslubu ve onun gerisindeki köklü milliyetçilik geleneği ve idraki , elbette ki bu konuda çok hassas bir tavır sergileyecekti. Nitekim Partileri açısından uygulamada çok başarılı oldu. Bu hususta özellikle Oktay Vural’ın tesiri ve emeği büyük oldu. Bugün varılan durumu AKP istemedi. İstemezdi de. Çünkü açılımın kendisine kazandıracağı primi kullanmak istiyordu. Keser döndü, sap döndü; sonunda hesap döndü. AKP koşul olarak zor,  siyasi maharet olarak beceriksiz kaldı.

2- Hayır! Böyle bir izlenimim yok. Böyle bir spekülasyonu da doğru bulmam. Sadece tesir alanı geniş olsun derken, derinlik ölçemedikleri için sorun yarattılar.

3- Göreceksiniz yakın bir tarihte DTP, kürt açılımı konusundaki yaklaşımının yanlış olduğunu anlayacak. Öcalan’ı ilahlaştırarak bu sorunun çözülmediği fark edecek. Yavaş yavaş Öcalan’ı yakasından düşürecek.  15 cm karelik bir pencere farkı için ülkeyi boğdukları terörden ötürü her gün asıl amaca yönelik şanslarını kaybettiklerini fark edecekler.

4- DTP’nin kapatılmasını son derece yanlış bir karar olarak görürüm. Artık siyasi parti kapatma gibi demokrasiye ciddiyetsizlik yakıştıran yaklaşımlardan kurtulmak gerekir. Yeni anayasa, yani siyasi partiler yasası ve yeni seçim kanunu gerekir. Hem de değişiklik değil yepyeni  düzenlemeler gerekir.  Seçim barajı %5’e indirilsin göreceksiniz ki DTP, daha makul yaklaşımlarla parlamentoya gelir ve Öcalan’ı İmralı’daki kaderine bırakır...
         DTP, Lenin’in İsviçre’den Rusya dönüşü gibi, Öcalan’ın da İmralı’dan dönüp nihai zaferini tamamlayacağını vehmediyor. Siyasette anlamsızlığının en kolay farkına varılan vehim budur...


***
Yeni Asya Yazarı Umut Yavuz,

“DTP’Yİ KAPATMAK, PKK’YA DAHA BÜYÜK VE CİDDİ BİR MEŞRUİYET KAZANDIRACAKTIR “

1- Demokratik Toplum Partisi ve onun selefi (DEP-HADEP) Türkiye siyasetinde her zaman demokrasinin bir sınavı olarak varlıklarını sürdürmektedir. Şimdi DTP’nin kapatılması meselesinde oluşturulan “psikolojik ortamdan” ziyade, öncelikle yasaların parti kapatmaya imkan sağlamasının sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Yani her şeyden önce demokrasinin gerekliliğine inanan bireylerin “parti kapatma” gibi meşru siyasete yöneltilmiş bir anayasal tehdide karşı çıkması gerekmektedir. Bu ister geçmişte Refah ve Fazilet Partileri olsun, ister AKP’nin kapatma davası olsun, isterse DTP meselesinde olsun, parti kapatmaya genel olarak karşı olan bir tutum her zaman daha demokratik bir tutumdur. Bunu belirttikten sonra, özelde DTP’nin durumunu ele alacak olursak. Şu soruyu sormamız gerekir: DTP sivil bir siyasi hareket midir, yoksa PKK terör örgütünün mecliste ve meydanlarda sözcülüğünü yapan bir nevi PKK’nın ovadaki şubesi midir? Bu noktada DTP’nin her zaman kendisini PKK’dan ayıran çizgileri çizmede zorlandığına şahit olmaktayız. DTP eğer kendini PKK’dan ayıran kırmızı çizgileri çizebilseydi ve PKK’yı kesin olarak dışlasaydı bugün kapatma davası kesinlikle haksız bir dava olacaktı. Ancak ne yazık ki DTP legal ve sivil bir parti olma şansını bir kenara bırakarak, PKK ve terörist başı Abdullah Öcalan’dan kendini soyutlayamamış, eylem ve söylemleriyle kapatma davasına zemin hazırlamıştır. Elbette gerginlik ve eylemlerden DTP tek başına sorumlu değildir ancak birinci derecede sorumludur. MHP de bu gerginlikte sorumludur. Ancak en büyük sorumluluk her zaman süreci yürüten tarafta, yani AKP’de aranmalıdır. Burada AKP “istikrarı sağlamak” gibi iyi bir niyetle hareket ediyor olsaydı, bir nebze bunun Başbakan Erdoğan’ın söylemlerine yansıması beklenirdi. Ancak Başbakan’ın böyle bir kaygısı yoktur.

        Zira açılım sürecinin Türkiye’nin demokratikleştirilmesinden ziyade AKP’nin doğudaki oylarını arttırmak amacıyla yapılmaya çalışıldığı gibi bir izlenim bugün ortaya çıkmıştır. Bunda en büyük pay sahibi AKP’dir. Zira AKP süreci şeffaf olarak yürütmemiş, somut şeyler ortaya koymamış ve gizli kapaklı bir şekilde işleri götürmeye çalışmıştır. Bu da elbette muhalefet tarafından istismar edilmiş ve bu noktaya gelinmiştir. Son olarak terörden ve kaostan beslenen bir takım güçlerin de gerginlik ve eylemlerde pay sahibi olduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

2- DTP’nin bilerek ve isteyerek kendini kapattırmak istediğini söylemek ancak komplo teorisyenlerinin işi olabilir. Bunu iddia eden kişi, bunu ispatlayamayacağı için müfteri konumuna düşecektir. Dolayısıyla DTP’nin kendini kapattırmak istediğini söylemekten ziyade, kapatma sürecini istismar ettiğinden bahsedebiliriz. Aynı şeyi vakti zamanında AKP de yapmıştı. Kapatma davasını bir mağduriyet havasına bürünüp oya tahvil edebilmişti. Ne yazık ki, siyasetin ruhunda var olan bir şey bu. Yani olaylara ve gelişmelere her zaman oy ekseninde bakma hastalığı… Bugün açılım ile doğu ve güney doğuda popülaritesi artan AKP’ye karşılık, DTP de böyle bir mağduriyet politikasıyla ve Abdullah Öcalan’ın hayat şartları ile ilgili çıkartılan iddialar gibi politikalarla kaybettiği oyları toplamak isteyecektir. Kapatma da bunun için bulunmaz bir fırsattır. Aynı zamanda açılıma da muhteşem ve şiddetli bir darbe olacaktır.

3- En başta da dediğimiz gibi DTP ne yazık ki legal ve sivil bir siyasi hareket olma fırsatını tepmiştir. PKK’nın meclisteki sesi ve temsilcisi olarak kendine biçtiği rol sebebiyle bugün hukuksal bir mücadele ve kapatılma riski altında olmak durumunda… Bu tutum ve söylemlerini devam ettirdiği sürece de bu tehdit DTP için ne yazık ki devam edecektir. DTP etnik kökenli siyaset yapmakta serbesttir elbette. Ancak bir terör örgütünü arkasına alarak ve her seferinde halkı sokaklara dökmek ya da PKK eylemlerine sırtını vermek gibi illegal yollara başvurarak izlediği siyaset anlayışından vazgeçmek durumundadır. DTP ne zaman, PKK ile ilişkisini tam olarak kopardığını açıklar ve sadece Kürt halkının hakları ve özgürlükleri için meşru zeminde mücadele eden bir siyasal parti olduğunu ilan ederse, o zaman kapatma davalarıyla yüzleşmekten kurtulur. Tabii bunu demesi kolay, ancak yapması çok zordur…

4- Şimdi hatırlarsanız eskiden Mehmet Ağar’ın dillendirdiği “düz ovada siyaset” gibi bir söylem söz konusuydu. O zamanlar eleştirilse de, bugün açılım süreciyle birlikte gündeme gelen PKK’lıların eve dönüşü ve ovaya inmesiyle bu anlayış yeniden gündeme gelmiş oldu. Bu da demek oluyor ki, PKK’nın silah bırakıp, hak ve özgürlük mücadelesine meşru zeminde devam etmesi isteniyor. Peki bunu nasıl yapacaksınız? DTP’nin meclisteki varlığı bunun için büyük bir fırsattı aslında. Yani DTP, PKK’nın Ankara şubesi olarak değil de, PKK’nın silahla verdiği mücadelenin meşru zeminde nasıl yapılacağının yaşayan bir örneği olabilirdi. Bugün bu partiyi kapatırsanız, bu fırsata giden önemli bir yolu da kapatmış olacaksınız. DTP’yi kapatmak, PKK’ya daha büyük ve ciddi bir meşruiyet kazandıracaktır. Ona güç verecektir. Ayrılıkçı ve bölücü politikaların damarlarına kan zerk edecektir. Her halükarda çok talihsiz bir netice doğuracağı aşikar. Hukuk açısından ise, önceki sorularda dediğimiz gibi, ne yazık ki DTP yasaların öngördüğü çerçevenin dışına taşarak, kapatma için gereken bütün malzemeyi savcıların ellerine zaten vermiştir. Dolayısıyla eğer kapatma kararı çıkarsa, bu hukuki anlamda haksız bir karar olmayacaktır. Ancak siyasi anlamda yanlış bir karar olacaktır denilebilir. Pek tabii ki, mevcut yasalar gereğince, hakimler siyasete değil, kanunlara uymak durumundadır. 

***

Taraf Gazetesi Yazarı Sezin Öney;

 

 

“DTP HALA, SİNN FÉİN’İN 1981’DEKİ ÇİZGİSİNE("BİR ELDE SEÇİM SANDIĞI, ÖTEKİ ELDE SİLAH) GİDİP GELİYOR”

1- DTP’nin kapatılması için psikolojik ortam hazırlayan, o taraf veya bu taraf değil, Kürt sorunun özgürce tartışılamadığı, "çözüm" diye sürekli şiddete başvurulan yıllar. Şimdi, çözüm söz konusu olunca, birden nispeten özgür bir siyasi tartışma ortamı gelişince, siyasetin yolunu bulması zaman alacak.

         Her taraf, uzun vadeli barış hedefini göz ardı ederek, birbirleri hakkında suçlamalarda bulundukları polemiklere girecek. Kısacası, savrulmalar yaşanacak. Bunlar, tüm barış süreçlerinde yaşanan gerginlikler. Hele ki, Türkiye gibi ifade özgürlüğünün, Ergenekon davasının getirdiği rahatlamayla yeni yeni kullanılabilmeye basladığı bir ülkede güvensizlikler, siyasi çekişmelerin barış sürecini gölgelemesi beklenebilecek şeyler. Buna karşılık, eğer kapatma ortamına psikolojik zemin hazırlayan varsa, o da sürecin boğulması için en başından beri sürekli ortamı geren, kışkırtıcı açıklamaları kasıtlı yapan MHP ve CHP.

       DTP’ye meclise girdiğinden beri ılımlılık, ölçülülük çağrısı yapılıyor. Bu çağrıların haklı olduğu zamanlar da var. Fakat, DTP meclise girdiğinden beri ne yapsa, medyanın önemli bir kısmında "bakın yaptıklarına" gibi yansıtma olduğunu ve kamuoyunda, DTP’den nefret edilmesi için, büyük ulusal kanalların hemen her ana haber bülteninde zemin hazırlandığını da unutmamak gerek. Bu arada, MHP’nin "sokaklardan uzak durması" hep övülüyor. Oysa, bu zaten olması gereken bir durum. Olmadı diye takdir edilecek bir şey değil. Bugün, konu Öcalan’ın İmralı koşullarına tepkinin şiddete yol açması gibi gözükse de, aslında bunun böyle olmadığı, yıllardan gelen bir birikimin, güvensizlik ve hıncın, patlama yaptığı da düşünülmeli.      

      Kuzey İrlanda örneği Türkiye’ye çok şey öğretebilir ama hep üstün körü, kulaktan dolma bilgilerle gündeme getiriliyor. DTP hala, Sinn Féin’in 1981’deki çizgisine gidip geliyor. O zamanki Sinn Féin politikası, "bir elde seçim sandığı, öteki elde silah" idi. Bunun sebebi de, şiddete düşkünlükten değil, siyasete olan güvensizlikten kaynaklanıyordu. 1990’lara gelindiğinde, Sinn Féin siyasete ısınmaya başlamıştı. 2000’lere gelindiğinde, liderleri Gerry Adams, silahla bir yere varılmaz diye açıkça dile getiriliyor, salt siyasi mücadeleyi destekliyordu.

      Son kertede şiddet, Kuzey İrlanda’da bugün bile var. Bir kere, IRA veya PKK tarzı bir silahlı örgüt ortaya çıktı mı, şiddetin tamamen yok edilmesi uzun yıllar alıyor. Silahsızlanma uzun bir sürece yayılıyor. 

2- DTP’nin içinde ve DTP’yi destekleyenler arasında farklı görüşlerde insanlar var ancak, çatışma koşulları onları tek sesliliğe itiyor. DTP’nin kapatılması Türkiye siyasetini genel manada krize sokacağı için, bunun vebalinin ağır olacağını bilen birçok DTP’li olduğuna eminim. Buna karşılık, bazı DTP’liler şahinlikleri nedeniyle, bazıları da duygusal dalgalanmaların etkisiyle, "kapatsınlar" diye düşünebilir. Tüm siyasi partilerde, hele ki DTP gibi geniş bir tabanı temsil etme iddiasındaki bir partide, tek bir görüşün egemen olması ancak çatışma ortamının getirdiği baskı ve kenetlenmeyle söz konusu olabilir.

      Kuzey İrlanda’da Sinn Féin’den de IRA’dan da, 1990’lardaki barış sürecinin başlamasıyla gelen rahatlama ertesinde sürekli kopmalar oldu. DTP de bir yandan, kendisini düşman gibi gören bir siyasi ortamda kendini bulmaya, söylemini geliştirmeye çalışıyor, öte yandan da, kendi içinde farklılıkları dengelemeye çalışıyor. DTP’nin bir türlü sağlam siyasi söylemler geliştirememesinin, sert çıkışları benimsemesinin, devamlı savunmada kalmasından, siyasi yetisini geliştirememesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

      DTP milletvekilleri, üyeleri, kendi ortamlarının dışında ne yapsalar, ne söyleseler hep eleştiri bombardımanına maruz kalıyor ve bu eleştirilere karşılık vermeye çalışırken, siyaseten bir arpa boyu yol gidecek politikalar oluşturamıyorlar. Henüz birkaç ay önce, DTP üyelerinin tutuklandığını hatırlamak gerek. Böyle bir ortamda, sadece DTP için değil, "o onu dedi", "bu bunu dedi", "o bu açıklama yaptı", "bu o karşılığı verdi" gibi bir kısırdöngü yaşanıyor. Şiddet konusuna gelince, DTP bugün karar verse, şiddeti engelleyebilir mi?

      Kuzey İrlanda örneğine geri dönersek, silahlı bir örgüt içinde demokrasi söz konusu olmaz tabii, ama gene de IRA’da kararlar oylamayla alınıyor, farklı fikirler geliştirecek şekilde devamlı siyasi bir arayış yaşanıyordu. Ayrıca Sinn Féin beyin konumundaydı, IRA değil.

3- DTP gerçekten farklı bir siyasi tavır geliştirmek istese, saçma sapan bir hitap şekli olarak dünyada örneği olmayan biçimde Türkiye siyasetine yerleşen "sayın" lafını kullanmayı tümden reddederdi. "Sayın" lafı, Türkiye siyasetinde müthiş eksikliği olan gerçek saygının eksikliğini örtmek için kullanan, samimiyetsiz bir ifade. Bunu söyledikten sonra, Öcalan’a "sayın" demenin, "aykırı bir çıkış" değil, Türkiye’de yerleşik bir çapraşıklığın, ayna gibi yansımasından başka bir şey olmadığı görülüyor. Öcalan posterleri, PKK bayrakları ve çocukların ön plana sürülmesiyse, gene Türkiye’deki aşırı milliyetçiliğin, ayna gibi karşı kutup tarafından yansıtılması. İki kutbun şekilciliğinin de, çocukların haklarına saygısızlığının da övülecek bir tarafı yok.

          Buna karşılık, DTP’nin siyasette dengesini bulmasına, günah ve sevaplarıyla Türkiye politikasının ayrılmaz parçası haline gelmesine izin verilmesi söz konusu olmadıkça, bu tip eylemler, DTP’nin kendisi ve destekçileri için her zaman bir kimlik gösterisi olarak benimsenecek ve yapılacaktır.

          Ama şu da var, biraz eksik biraz fazla, tüm devletlerin bir yasakçı tarafı var. Sorun sadece kimin düşman olarak görüldüğü ile ilgili. Hiçbir devlet, "terörün" simgesi olarak gördüğü sembollerin protestolarda kullanılmasına hoşgörüyle bakmıyor. Fakat yasak, baskı da bir işe yaramıyor. Hele ki, ülke genelinde ciddi bir milliyetçi tavır varsa, her yere bayrak asılırsa, başkaları da kalkar kendi gövde gösterisini yapar.

4-  Parti kapatma, Avrupa’nın da çözebildiği bir konu değil. Üzerine tartışılıyor. Ama tartışmalar, genelde açıkça şiddet çağrısı yapan veya şiddeti benimseyen partiler üzerine yoğunlaşıyor. Türkiye özeline bakılınca, parti kapatmanın hiçbir zaman çare olmadığı görüldü. Bugün de, DTP’nin kapatılması, barış sürecinin ciddi şekilde tökezlemesine yol açacak bir tavır.

      İspanya’da ETA ile bağları olduğu öne sürülen siyasi parti Batasuna’nın kapatılması, Türkiye için örnek olabilecek bir durum değil. İspanya, 1979’dan beri demokratik açılım süreci içinde. 30 yıllık bir hak ve özgürlükleri geliştirme deneyimi sonunda hala bombalar patlıyor, siviller ölüyorsa, o zaman İspanya’nın insan hakları havarisi konumundaki savcısı Baltasar Garzón gibi birinin kapatma davası açması anlaşılabilir. Ama, kanımca gene de, İspanya için bile parti kapatma gözü kapalı desteklenecek bir durum olamaz. Batasuna, 2003’ten beri yasaklı ama seçimlere çoğu zaman başka isimli partilerle veya "bağımsız" adaylarla katıldı. 2009’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Batasuna’nın kapatılmasının haklı olduğuna hükmetti. Bence bu da tartışmalı bir karar. Batasuna’nın kapatılması, İspanya’da çözüme yardımcı olabildi mi, oluyor mu? Ne var ki, açılım sürecine yeni başlayan Türkiye için, İspanya’daki tartışmalar ancak 30 yıl sonra anlamlı olabilir. 

*** 

Dünya Gazetesi Yazarı Cem Top;

“DURUM ÇOKTAN “AÇ, KAPA!” TEMALI REKLAM FİLMİNE DÖNDÜRÜLMÜŞ DURUMDADIR”

1- Demokratik Toplum Partisinin Kürt kökenli yurttaşların demokratik haklarını savunduğu kanısında olanlar için denklemin çözümü basit görünüyor. Oysa denklem dediğiniz şey temelde bir “eşitlik” anlatır. DTP ve PKK’nın 80’li yılların başından bu yana bina ettikleri stratejinin temeli ise aslında zahiri bir eşitsizliktir. Bu eşitsizliğin tarafları arasına herhangi bir şekilde “eşittir” işareti konduğu anda DTP’nin ve onun silahlı kanadı PKK’nın dayandığı argümanlar yok olur. Partinin kapatılmasıyla DTP, tabanına yönelik “eşitsizlik” vurgusunu daha kuvvetli yapabilecektir. Dolayısıyla ortada Demokratik Toplum Partisinin “bile bile lades” deyişi gibi bir durum vardır.

2- Kesinlikle evet. Her fırsatta 20 milyon Kürt’ten bahseden ve 2002 seçimlerinde kullanılan 31 milyon 500 bin geçerli oyun ancak 1 milyon 930 binini alabilmiş bir partiden bahsediyoruz. Geçerli oy sayısının 35 milyona çıktığı 2007 seçimlerinde tüm bağımsız adayların (dikkat edin tüm bağımsızlardan bahsediyoruz) aldıkları oy toplamı ise 1 milyon 864 bin oydur. Dolayısıyla bu denli minimal bir destekle böylesi maksimal kazanımları(!) kovalamak; ancak yurt içinde ve dışında ses getirecek müeyyidelere muhatap olarak, santimetrekarelere varan İmralı hesapları yaparak mümkün olabilmektedir. 

3- DTP’nin mevcut kanunlarla bağdaşmayan tüm uygulamalarından vazgeçmesi gerekir. Aksi halde bu ve bundan sonra kurulacak tüm partilerin kapatma davalarıyla faaliyetlerine son verilmesi normal sonuç olacaktır. Eğer 17 yaşında bir kız kamuya ait toplu taşıma aracıyla birlikte yakılıyor ve öldürülüyorsa, bu ve benzer saldırılarda kullanılan Molotof kokteylleri de DTP ilçe teşkilatlarında bulunuyorsa, DTP patagonya kanunları önünde dahi “kapatılma” cezasına çarptırılır, normaldir. Partinin beslendiği temel strateji göz önüne alındığında DTP (ya da yedek partisi BDP)’nin yukarıda saydığınız uygulamalardan vazgeç(e)meyeceği söylenebilir.

4- Demokratik Toplum Partisinin yasaklı partiler arasına girmesinin pratikte çok ciddi sorunlara yol açacağını düşünmüyorum. Neticede durum çoktan “aç, kapa!” temalı reklam filmine döndürülmüş durumdadır. Olabilecekler arasında; ısınma zamanı gelinceye kadar buzdolabına kaldırılmış olan ve uzun zamandır esamesi okunmayan Avrupa Birliği’nden yayınlanacak raporlarda Türkiye’ye demokratikleşme eleştirilerinin getirilmesi sayılabilir. Okyanus ötesi komşumuz ise Irak’tan asker çekmeye niyetlendiği dönemde ülkenin tek “fiili stabil” noktası sayılan kuzeyine yönelik olası istikrarsızlık senaryolarından hoşnutsuzluk duyacaktır. DTP’nin yedek partisini devreye sokmasına kesin gözüyle baktığımıza göre ise, yeni partinin siyasi hayatına başlaması sonrası İspanyadakine benzer bir düzenlemeyle DTP gibi partilerin kurulmasının önüne set çekilmesi kamuoyunca bir süre tartışma konusu olacaktır. İspanya’da Batasuna’nın kapatılarak yasaklanması AİHM tarafından da onaylandığına göre mevcut kanunlar ve Kürt kökenli siyasetin mevcut çizgisi ışığında bir süre daha “aç, kapa!” senaryosuna devam edileceği öngörülebilir.


***
Türkiye Gazetesi Yazarı Ünal Bolat;

 

“KAPATILMA GİBİ BİR YAPTIRIMIN EN KOMİK OLACAĞI PARTİ; DTP’DİR”

1-DTP kuruluşundan beri şimdiye kadar siyasi konjonktürüne ters hiçbir bir icraatta bulunmamıştır. Onun dışında gerek iktidar gerek muhalefet partileri de, DTP’nin güttüğü hiçbir icraatın kontrolünü eline alarak DTP seçmenine yönelik zerre bir icraat ortaya koyamamışlardır. Açılım denilen muhayyel süreçten bahsedilecek olursa açılım, AK Parti’nin henüz açamadığı bir süreçtir. Dolayısıyla DTP meclis içi ve dışı mevcut siyaset liginde liderliği açık ara önde götürmektedir.

2- DTP’nin kapatılıp kapatılmama gibi bir sorunu yoktur. Şimdiye kadar devlet onları kapatmakla onlar da yeni bir isimle açılmakla bu konuda hayli deneyimlidirler. Dolayısıyla kapatılma gibi bir yaptırımın en komik olacağı parti DTP’dir.

3- Vazgeçmesi gerekiyor dediğiniz konular, DTP’nin varlık sebebi olan konulardır. Siz karşınızdakine kendiniz olmayın diyebilir misiniz? Dediğiniz zaman etkin olur musunuz? Dolayısıyla DTP’nin hukuk mücadelesi, sizin vaçgeçmelilerdir dediğiniz davranışların meşruluğunu sağlama sürecidir.

4- Türkiye’nin bu konuda ayıplı bir ülke olduğu içte ve dışta zaten biliniyor. Kendisini yöneten iktidar partisi dahi bir oy ile kapatılmaktan zor kurtulmuş. Siz DTP’nin kapatılıp kapatılmamasını hukuk penceresinden yorumlamaya çalışıyorsunuz. Türkiye’de bu anlamda hukuk henüz kutuplara kaşmış bir fenerdir. DTP’nin kapatılması söz konusu olursa, bu DTP’ye daha da güç verecek demektir. Davalarında haklı olduklarını test etmiş olacaklardır.
Nitekim bugün iktidara gelen AK Parti de, kapatıla kapatıla isim değiştirerek ve sonunda da görkemli bir mutasyon ile dinçleşerek iktidara gelen kapatılmışların kurduğu bir partidir.

***

Yazar, Şair Hicri İzgören;

 

“DTP’NİN YOK SAYILMASINA, HORLANMASINA KARŞI ÇIKILMALI”

1- Türkiye’de siyaset etiği çok gelişkin değil ne yazık ki. Siyasi partilerin pragmatist davranmalarında beis görmüyorum bu doğal bir olgu ama bunu yaparken her türlü yolu mübah gören makyevelist bir anlayışla hareket edilmesi siyaset etiğini aşan bir durum. Şark kurnazlığı mı diyelim  ama kurnazlık da biraz akıl gerektiren bir durum ve bu tür tutumların ülke açısından akıllıca bir tutum olmadığı da ortada. Evet bu anlamıyla AKP’nin böyle bir mesaj vermeye çalıştığını düşünüyorum. Hükümetin parti kapatmalarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin talebine rağmen yasa değişikliğine gitmemesi başka nasıl açıklanabilir.
    Türkiye’nin en başta ciddi bir siyasi ahlaka ihtiyacı var. Ayrıca bu psikolojik ortamı sadece AKP değil, topyekün paradigmanın bizzat kendisi hazırlıyor bence.

2- Hangi eğilimden olursa olsun bir partinin kapatılması o parti tabanında bir gadre uğramışlık psikolojisi yaratıyor ve bu durum  o eğilimi daha da güçlendiriyor. Evet,  kimi  partiler kendilerini halkın gözünde mağdur, mazlum duruma getirerek kapatılmalardan bu anlamıyla  nemalanmak istemişlerdir.. Ancak DTP tabanı  zaten bu mağdurluğu ve mazlumiyeti iliklerine kadar hisseden bir kitle.

3- İnsanların hassasiyetlerini sorgulamak şüphesiz kimsenin harcı değil. Bazı hassasiyetler toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetleri olmayabilir.Her şeye her duruma sempati duyma zorunluluğu yok hiç kimsenin.ama bu empati kurabilmeyi yok etmemeli. Bir gerçekliği biz sevmiyoruz diye görmemezlikten gelemeyiz. Bir siyasi parti de doğal olarak kitlesinin taleplerini dile getirecek ve bunun  için mücadele edecektir.
     Türkiye’de tehlikenin  demokrasi ve özgürlükler değil paranoyalar, köhnemiş paradigmalar olduğunu ve bizi bize kırdıran en büyük sebebin kökleşmiş saplantılarımız olduğunu artık anlamamız gerekir. Olayların gerçek sebeplerini anlamaya çalışmak yerine, hamasetin dümen suyunda düşmanlık ve nefret edebiyatı yapılıyor.
      Halkın oylarıyla seçilip meclise giren DTP’nin yok sayılmasına, horlanmasına, kapatılmasına, sivil faşist saldırıların hedefi haline getirilmesine karşı çıkılmalı; Bu karşı çıkış DTP’nin  demokratik  mücadelelerinde şiddet eğilimlerine prim vermeyen bir tutum içinde olma noktasında daha dikkatli olmaya davet etmemizi de engellememeli.

4- Türkiye bir anlamda partiler mezarlığı.Anayasa Mahkemesi, kurulduğu 1963 yılından bu yana bunca siyasi partiyi kapatmış.Bu durumun demokrasilerde akıllıca bir durum olmadığı artık anlaşılmalı.
     Daha önce de aynı misyona sahip; Halkın Emek Partisi (HEP), Demokrasi Partisi (DEP), Demokrasi ve Değişim Partisi (DDP), Demokratik Kitle Partisi (DKP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) son 15 yıl içinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. Şimdi onların yerinde DTP var ve o da kapatılmaya çalışılıyor.  Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa’nın hukuk alanında  referans organları da Türkiye`deki parti kapatma davalarının demokratik düzeni kontrol etmek amacıyla değil `keyfî` nedenlerle açıldığını vurguluyor.
    Demokrasilerde eşi görülmyen biçimiyle keyfî ve sistematik kapatma davalarının son bulması gerekiyor.Tersi hukuk adına hukuksuzluk anlamına geliyor. Dışlamak, yok saymak parti kapatma yerine Kürt Sorunun Demokratik çözümüne hız vermek, somut adımlar atmak gerekiyor.


***
Yeni Çağ Gazetesi Yazarı Mustafa Aslan;


“DEMOKRASİYİ KULLANAN SAHTE DEMOKRATLARIN BU TAVIRLARINDAN VAZGEÇMESİ GEREKİR”


1- Soru baştan yanlış! Sokakta AKP tarafından kısırlaştırılmadan başıboş bırakılmış itler boğuşurken kendilerini evlerine hapsederek can güvenliklerini sağlayanlara karşılık itleri salıp taşları bağlamak istikrarsa, bunu sağlayan elbette AKP...

2- Irak’ın kuzeyinde resmen kurulmuş bir Kürt Devleti başarıldıktan sonra DTP kapatılsa ne oluuur, kapatılmasa ne olur?

3- DTP kendine yakışanı yapıyor ve hiç saklamadan tavrını sergiliyor. Eğer bir şeylerden birileri vaz geçecekse veya geçmeliyse; açılım adıyla, daha fazla demokrasi adıyla, bir ayda üç kere adını değiştirdikten sonra şimdi yeniden adsız kalan içi meçhûl açılım paketiyle ABD’ye, AB’ye daha açıkçası Haçlı’ya yalakalık eden işbirlikçi zihniyetlilerin, dolma kalemlerin, demokrasiyi araç kullanan sahte demokratların bu tavırlarından vaz geçmeleri gerekir.

4- Cumhuriyet Avcılarının, Ağır Eza Hakimleriyle ortaklaşa ve anti demokrat AKP’lilerin talimatlarıyla yaptıklarının, yapacaklarının adı hukuksa ne yaparlarsa yapsınlar çok şey ifâde eder ama hukuk adına hiç bir şey ifâde etmez.


***

Bugün Gazetesi Yazarı Kenan Karcı;

 

“TAYYİP ERDOĞAN’IN "KAZAN KAZAN" POLİTİKASINI EN REEL ANLAMDA UYGULAYAN DTP’DİR”

1-Bana göre bu süreci DTP bilerek ve isteyerek hazırlıyor. Çünkü kitlelerine, "Biz sorunların siyasi çözümü için çaba gösterirken, bu şekilde önümüz kesildi" diyerek mağdur rolünü oynayacaklar. Sistem ve yasalar DTP’nin kapatılmaması için kanunları zorlayan bir iyi niyet içinde olmalarına rağmen onlar, sürekli yarayı kaşıyarak bu sürecin aleyhlerine işlemesini sağlamaya çalışıyorlar. Yani bir taşla iki kuş vurmak gibi bir şark kurnazlığı peşindeler.

2- Evet kesinlikle.  DTP takiyyecinin ta kendisidir. Halkların barışını ve kardeşliğini isteyenler, barış elini uzatarak bunun için somut adım atmaya hazır olduklarını göstermeli DTP hiç bir zaman PKK’nın şiddet eylemlerini kınamıyor. Terörün siyasi uzantısı tanımına uygun olan her şeyi yapılyor.

3- DTP bu süreçte Abdullah Öcalan’ı Kürt halkının siyasi önderi konumuna taşımaya çalışıyor. Milliyetçilik ve ırkçılık söylemlerine başvurmadan müthiş bir Kürt milliyetçiliği geliştiriyorlar. Bunların Türk haklı tarafından gördüğü tepki de onların ekmeğine yağ sürüyor. Tayyip Erdoğan’ın "Kazan kazan" politikasını en reel anlamda uygulayan DTP’dir.  Kendi siyasi hedeflerine ulaşmak için çok doğru adımlar atıyorlar.

4- Şimdi DTP burada kapanırsa temsil ettiği kitlelerin sempatisi daha da kalıcı hale gelecektir. Kapatılmazsa bu defa da yaptıklarının meşru olduğu ve yasal zeminde destek bulduğu anlamı çıkacaktır. Yani iki ucu kirli değnek. Doğrusu Türkiye’nin çıkarları için bu sürecin uzamasından ve DTP’nin izlenmesi sürecinin devamından yanayım. Sonuca yönelik alınacak her karar cehenneme odun taşımaktan başka bir işe yaramayacaktır.

***

Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı  Prof.Dr.Nüvit Gerek;

“DTP’NİN KENDİSİNİ KAPATTIRMAK GİBİ BİR POLİTİKASI OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM”

1- Mecliste yer alan bir siyasi partinin kapatılmasını demokrasiye inanan hiç kimse arzu etmez. Yasalarımızda siyasi partilerin kapatılmalarını gerektirecek hatalar bellidir. Mecliste bütün siyasi partilerin bu hataları yapmaktan özenle kaçınmaları gerekir. Demokrasileri korumak, zarar vermemek demokratik olma iddiasındaki ülkelerde en başta siyasi partilerin görevidir. Haklarında kapatma davası açılan partilerin hiçbirisinin, kapatma davalarından ötürü başkalarını suçlamaya hakları yoktur.

2- Demokratik Toplum Partisi Mecliste yer alan bir partidir. Çok önemli bir şans elde etmiştir. Ancak bu şansı maalesef iyi kullanamamıştır. Kendisini kapattırmak gibi bir politikası olduğunu düşünmüyorum.  Ancak DTP’nin bir siyasal parti olarak görüşleri, programı, yapmak istedikleri ve bunları nasıl hangi yöntemlerle gerçekleştireceği konusu anlaşılamamaktadır. DTP bağımsız, bağlantısız bir siyasal parti kimliğine kavuşamamıştır.

3- DTP terör örgütü PKK ve lideri Abdullah Öcalan ile kendisini aynı safta gördüğü ve gösterdiği sürece bağımsız, bağlantısız bir siyasal parti kimliğini kazanmadıkça kendisi de zarar görecektir, temsil ettiğini iddia ettiği insanlar da zarar görecektir, ülke de zarar görecektir. DTP’nin sorunu PKK’dan bağımsız, bağlantısız demokratik bir siyasal politika oluşturamamasıdır.

4- Herhangi bir siyasal partinin yasaklanması arzulanan bir şey değildir. Ülkemizde bugüne kadar gerçekleşen yasaklama ve kapatmalar değerlendirildiğinde, kapatılan partilerin başka bir parti tabelası arkasında, aynı kadrolar ve aynı düşüncelerle devam ettikleri görülmektedir. DTP de kapatılırsa bir başka isim arkasında faaliyet gösterecektir. Olması gereken kapatmaya neden olan nedenlerin, gerekçelerin ortadan kalkmasıdır. Bunun için herkese ama en başta ve en çok DTP’ye görev ve sorumluluk düşmektedir.

YORUMLARINIZ
S.KESKİN - 17.12.2009 11:47
Tam demokratik ülkelerde partiler,seçimle gelirler,seçimle giderler.Eğer parti kapatılması gerekiyorsa,Anayasa Mahkemesi tavsiye kararı alır,BMM side oy birliği ile kapatabilirdi.Hukuki süreç böyle işlemeli idi.Hukuk reformu şart.
bahoz baran - 10.12.2009 14:10
herkes taraflı old . tarafı hep destekler oysa kendiside nacizane bir kör olmuştur yorum yazan kişilr DTP Yİ kapatırsan ne yazar söyelyin sorun mu çözülecek yoksa kürtler mi yok olacak mı yoksa hepsini bir şekilde susturalım mı bırakın insan gibi düşünmeyi unutmuşunuz yazar olsan ne yazar ... olsan ne yazar burda varolanları temsil edn kısımları asimile etmek siz ki devlet liderleriniz baskasından akıl alacak kadar ilerlemiş...doğan kişi sizde kendinizce kafa yoruyorsunuz vallahi bende sizin yaşadığız memleketten olsaysım aynı şeyleri kopyalardım ama bu mudur ?
ali baksı - 09.12.2009 17:40
Türkiye’nin en başta ciddi bir siyasi ahlaka ihtiyacı var. Ayrıca bu psikolojik ortamı sadece AKP değil, topyekün paradigmanın bizzat kendisi hazırlıyor bence. <br> <br>Hicri izgören, samimi söylemiş. <br> <br>Ülkemin resmi makamlarında ki Makamlar arası samimiyet beni çok yaralıyor,bizim ülkemiz 7 cihan, o zaman bu cihanı mutlak birileri birleştirmeli el birliği yapılmalı,terörle para kazanan! ülke savunduklarını sanan insanlara şaşıyorum açıkcası hülya hanım,araştırmanızı taktir ederim, insanların daha çok bilinçe ihtiyacı var daim olsun güzel çalışmalarınız kolay gelsin, <br> <br>Saygılarımla. <br>Ali Baksı
Hasan Karsavuran - 09.12.2009 07:40
GEÇ BİLE KALINDI.ASLINDA BİR TANE DAHA VAR.Önce ufaklık hal olsun.Diğeri zaten kendi kendini yiyor.O kendi kendini ANAP,DYP,DSP yapma yolunda hızla ilerliyor. Onu millet kapatacak.Ama ne kapatma. O kapatma kararınının sesi ni bütün dünya duyacak. Öyle bir tokat olacak.Kelimenin tam anlamıyla OSMANLI TOKATI.
A.POLAT - 08.12.2009 22:47
Bence de DTP derhal birdaha açılmamak özere kapatılmalı. Dtp li vekiller de de isrile geridönüşsüz ihraç edilmeli.Zaten israil adına çalişiyorlardı.
DR.X - 08.12.2009 14:42
OSMANLIYI PARÇALAMAK İSTERKEN,TÜRK TÜRK OLDUĞU İÇİN ÖLMELİDİR DİYE HAREKET EDENLER,ŞİMDİ ONLARIN TORUNLARI,AYNI ZİHNİYETLE TÜRKİYENİN PARÇALANMASINI İSTİYORLAR. <br>Dikat ederseniz,"Türk,Türk olduğu için ölemlidir" zihniyetini güdüp milyonlarca Osmanlı halkını katladip,Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasına sebep olan, ülke yazarları ve onlara tutsak olmuş Türkiyedeki bazı kesimler,Yine aynı zihniyetle Türkiye üzerinde emmeller küruyor,Parçalması için PLÂNLAR YAPMAYA BAŞLADILAR BURADADA KONUŞANLAR O ZİHNİYETLE KONUŞUYORLAR. <br> <br>DTP mutlaka,(buna benzer bir parti "BİRDAHA AÇILAMAYACAK ŞEKİLDE" kapatılmalı,ve bu partinın millet ekilleride,(Asala terör örgütüne uzantısı,intikam tugayı olan) PKK terörö örgütünü açıkca destekleği,tüm dtp milletveklilleri bu terör örgütün propagandasını yaparak siyaset yaptıkları için ömür boyu siyasetten men edilmeli,ve yaptıkları dengesiz propaganda ve halkın sokağa döküp ölümlre ,madı hasara sebep oldukları içinde yargılanıp gereken cezalar verilmeli,mahküm edilmelidir... <br> <br>YÜZ SEFER YAZIYDIM,GENE YAZIYORUM.TÜRKİYE DİNGONUN AHRI DEĞİL.HALKIMIZIN HİÇ BİR KESİMİ DE,SİNEK TUTUP PERVASIZCA KOŞTURUP, ORAYA BURAYA SALDIRAN DİNGONUN İNEKLERİ DEĞİLLER. <br>HERKES İNSAN OLDUĞUNU UNUTMASIN.CONİLERİN,TOMASLARIN EKMEKLERİNE YAĞ SÜRÜP,KENDİLERİ DAHİL,TÜRKİYENİN,TÜRK HALKIN BAŞINI DERDE SOKULMASINLAR..
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1

Share on Facebook