Arefe günleriyle ilgili hatırladığım tek şey, sabah namazında ağlayarak ‘Arafat Dağı’ ilahisini söyleyen Hacıbabamın beni derin dünya uykusundan uyardığı anlar….
İçli içli, feryat figan öyle güzel söylerdi ki(hala söyler ama ben yanındaysam duyabilirim), ben de gözlerimdeki çapağı gözyaşımla ıslatır, o mübarek günleri tekrar yaşamamıza izin veren Allah’a şükrederdim. Onun içinde coşan suların benim kalbime de akması ne güzel. Öyle ki bazen bir ilahi beni hiddetimin, öfkemin başında yakalıyor, ne bir lafın(dedikodu) peşine düşüyorum, ne de hakaretin, ne de zulmün.
Kalbim zikir ritmine kavuşuyor, doğanın ‘Allah Allah ‘ diye arka fonda yaptıkları uğultuya eşlik eder oluyorum. İlahi benim boğazımdan içeri şifalı bir nefes geçiriyor, içimdeki tasalar, gam ve kederler hepsi böbrek taşı gibi kırılıyor, ufalıyor. Kendimi salıncağın tepesinde hissediyorum, gökyüzüne en yakın olduğum an gibi ayak uçlarıma kadar uyuşuyorum. Öyle bir an ki sesimi ses tellerim değil, bağrımın yangını yönetiyor. İlahiden gerçeğe dönmek bihayli zor oluyor, gözlerimi açtığımda mekke’de buluvereceğim kendimi sanki.
Amin diyemesem de sonunda, çok rahmani bir duanın kabul dergahında hissettiriyor. İçimi kemiren kurtlar, kabir kurdunun haberciliğini yapıyor. Tabi bütün bunlar sadece ilahi sayesinde olmuyor. Ramazan da gelişiyle bir çok şeyin müjdecisi.
Geçmiş ramazanlarımı hatırlıyorum, ettiğim duaları da, hiçbir duamın aynı kalmadığını, bir öncekinin Rabbim tarafından nasıl gerçekleştirildiğini görüyorum. 15-16 Yaşlarımda Allah’tan şunu dilemiştim Ramazan’da:”Ey Allahım bana üniversiteyi okumayı nasip etmeyeceksen, tahsilli, imanlı bir gençle evlenmemi nasip et” Bunu kıbleye karşı gövdemi öne çıkartarak ve göz yaşlarıyla öylesine istemiştim ki Alah’tan…Çok geçmedi 18 yaşımda Basın Yayın mezunu, son derece güzel ahlaka sahip bir eşim oldu. Sonraki Ramazanlarda ettiğim dualardan biri de, reflü hastalığı nedeniyle bize çok zorluk çıkartan oğlumun sağlıklı, sıhatli olması üzerineydi ve şükürler olsun ki o da şifasını buldu. Birkaç senedir üzerinde yoğunlaştığım ve ruhumu saran bir illletten de yine mübarek günlerde ettiğim dualar sayesinde kurtuldum.
Şimdi diyorum ki, Allahım sanki senden isteyebileceğim bir şey kalmadı, sadece senin affını diliyorum. İleriye dönük isteklerimi dile getiremez oldum. Ardarda yaşadığım kayıplardan sonra herşey gözümde küçüldü. Toprağın üzerinden yükselen hiçbir şey arzu ve temennilerim arasına giremiyor. Kendimi başka bir dünyaya gitmeye hazırlanırken bulmak istiyorum.
Fanileşen ve bir anda ortadan kaybolan vücutlarımız için bu kadar teslimiyet biraz fazla. Eğer gittiğimiz yolun dönüşü olduğuna inansaydım kendimden emareler bırakırdım, yine aynı hayatı yaşamak ve yaşayamadıklarıma yanmamak için. Ama yok. Emdiğim sütlerin ağzıma tekrar dolması imkansız, eğer dolabilseydi anama “Bak anam bu sular bir gün çekilecek içimden, senin koyduğun yerde kalmayacak, büyüdükçe senin sütlerin oluk oluk arkamdan akacak ama ben oralı olmayacağım” demek isterdim.
Ebediyete yaptığımız yolculukların en güzel duraklarıdır Ramazan. Orada inin ve tekrar binmek için acele etmeyin, inanın diğer 11 ayın yaşantınıza kattığı hiçbir şey yok. Dünyaya vaktinden önce’Elveda’ diyebileceğimiz muazzam bir fırsat bu.
Ebû Zer (ra) anlatıyor:
Bir gün Hazret-i Peygamber’in yanında oturuyorduk.
Peygamber Efendimiz (asm) bize:
“ıslâm’ın en sağlam kulpu nedir?” diye sordu.
Sahabiler:
“Namaz” dediler. Peygamber Efendimiz (asm):
“Namaz güzeldir. Fakat o en kuvvetli kulp değildir” dedi.
Sahabiler:
“Ramazan orucu” dediler.
Peygamber Efendimiz (asm):
“O güzeldir. Fakat en sağlam kulp değildir” buyurdu.
Sahabîler:
“O halde cihaddır” dediler.
Peygamber Efendimiz (asm):
“O da güzeldir, fakat en sağlam kulp değildir” dedi.
Sonra kendisi cevap olarak buyurdu ki:
“İslâm’ın sağlam kulpu, Allah katında amellerin en sevimlisi, Allah için sevmek veya Allah için buğz etmektir.”