Dünyayı kışkırtan üç şey...
Üç tohum düştü gökten, dünya sancılarla doğarken... Görünmeyen, bilinmeyen üç kara tohum...
Mümkün olduğunca uzağa birbirlerinden, iyi ki de... Üçü bir arada; karalar bağlatırdı içinde kayboldukları taze gelin toprağa zira...
Özelliğidir kara tohumların; hızlı, karışık, etkili ve geniş yayılırlar kısa zamanda, saplandıkları o ufak kovuktan...
İnce ince işlerler kendilerini ve; topraktan doğan ne varsa hepsinin kalbine...
Kök saldıkları uçsuz bucaksız deryada; otların kokusu değişir, böceklerin inildemesi başkalaşır, yapraklar tafralı salınır, ağaçlar rüzgara sırtını döner ve insanlar edebi, hayayı, ahlakı, aklı, fikri, kalbi hapseder...
Kara tohum rengi düşer hepsinin gözlerine garibim beşerlerin ve...
Ellerinde kara tohumların filizleri; enfes diye buram kokladıkları, ne acı ki!..
Dillerinde; kullanmaktan eskimiş, aşınmış, huzursuz, umutsuz kararmış sözcükler; sevimliliği yitmiş pelesenk bir tekerleme...
Ruhlarında; yok olmayan karabasanlarla nafile mücadele, bu üç kara tohum sebebiyle...
Dünya sancılarla doğarken üç tohum düştü gökten ve değiştirdi bir koca güzel hayat kurgusunu...
Biri inattı; özgürlük arzusunu; daim asiliğe, isyankarlığa çevirdi...
Öteki yüzsüzlük; cesareti, cesur yürekliliği; edepsiz bir başına buyrukluğa şavulladı...
Ve diğeri önyargı; sezgiyi, hissiyatı, empatiyi; ani düşmanlıklara, fevri kusmalara, kötü bir inada, pis bir yüzsüzlüğe dönüştürdü...
Her şeyden çalarak hem de... Hepimizden çalarak hem de...
Kırk kere kırklasan çıkmaz insanı!.. Etini, ruhunu, otunu, heyhat!..
Üç tohum düştü gökten, dünya sancılarla doğarken... Şimdilerde birer takma isimli hepsi...
Biri Evita öteden beri, diğeri bayan Sarkozy bir süredir ve diğeri konuşmayan, görünmeyen, konuşturulmayan, görünmemesi beklenen kadın Gül Hayrünisa...
Ah kara tohumlu dünya ah!..