Edep Ya Hu!..
Meşhurdur; kısa hitabetlere deşifrelerim...
Deşifrelerime bugün; renkli reklam panosu üstü, siyah beyaz el ilanını seçtim...
Bir davetti, davete icabet ettim, diyelim...
Ve bir konuşmaydı, yapıştıranla okuyan arasında sessiz, zihinden, derinden...
İşte ben, okuyan olarak, önce konuşanı dinledim sonra cevabımı verdim...
Evveli özlüyorum; saadetini, huzurunu, ahlakını, ta 14 asır önceki... Hiç anlamıyorum üstelik buna itirazınızı, değil miyiz din kardeşi... Madem ortağız din paydasına, bırakın cürmümüzce paylık yaparak, çabalayalım o eski asrı saadet havasını yakalamaya... Kızıp içerlemeyin size hatırlattıklarım, yerli yersiz tebliğlerim için, ben kötü bir insan değilim...
Dediğini anlıyorum... Paydamız, büyük ve geniş kabul... Ve cürmümüzce paylık yapacağız şüphesiz... Ancak görüyorum ki ya da öyle hissediliyor ki, tebliğ yöntemleriniz önce sizi sonra karşı cephenizi mücrim yapma yolunda... Bu kaş yaparken göz çıkarmak değil mi?..
Huzurun, göze mil çekerek geldiği ümidinde misin?..
Enaniyet göstermiyorsun geçmişine ama unuttun, unutacaksın neredeyse... Vazifem durumdan peydahlandı, ne acı ki!.. Geri duramam, kaçamam, tevazuusuz bir millete katlanamam... Elimden geleni ardıma koyamam, geceleri rüyama kabus sokamam, mürşidime kazık atamam...
Pişekar ve Kavuklu olmanın alemi yok, dur bir dakika... Hacivatla, Karagöz’ü oynamanın ne yeri, ne sırası... Vakit, gerçekleri ifşa için çok uygun... Senin kabusun, efendi mürşidin mi yoksa vaziyet sebepli içten, engel olamadığın, endişeli gözyaşların mı?.. Düşündüm, fikir değiştirdim üstelik; razıyım Pişekar ve Kavuklu olmaya hatta Karagöz ve Hacivatlığa lakin basit bir şartım var; bir anlık bile olsa çıkar şu kavuğu başından da, bir güneş görsün terlemiş kelin, ezberletilmiş zikirden kokmuş kulakların ferahaersin, düşünmemekten kırışmamış düz alnın, bir iki kırışıkla tanışsın...
Yanlışın var efendi, ben Kavuklu değilim, bizzat Pişekarın yeni nesli... Derdimiz, cengimiz o eski İbişleşmemiş, Pişekarlığı bugün de korumak değil mi zati...
Ama canım kim kalmış ki, değişmemiş kalsın Pişekar... İbişleşmek değildir, değişimlerdeki arızalar... Hem unutma öyle ya da böyle sahneyi hep Pişekar kapar...
Ha şunu bileydin muhterem... Bildiğini, söyleyeydin... Demeye çalıştığımız tam da bu değil mi zaten!..
Umudum başka türlü anlatmaya çalışmanız derdinizi yine de... Ayırt etmeden kimseleri... Zira unutmamalı ki; edep ne çarşafla gelir, ne dilden terennümle... Camlara ilanlar yapıştırmaksa, başlı başına tatsızlık ve korku sebebi...
Bence en iyisi Pişekar ol sen... Ve konuş... Anlatabildiğin kadar anlat...
Ama bilmeden, öğrenmeden, başkalarının tabii olduğun dilleriyle değil...
Zira siyah beyaz yazıyla, nurlu gökler doğduralamaz kanımca...