Son Haberler
28.05.2012 Pazartesi 07:04
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

EL CEZİRE: TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKA İNİSİYATİFİ
16.07.2010 09:00

ANKARA, 15/07(BYE)--- Katar'dan yayın yapan El Cezire televizyonunun 14 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Gazi Dahman imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:

Bu yazı, Türkiye'nin Arap bölgesindeki hedeflerine ve onu harekete geçiren stratejik nedenlere değinmiyor; çünkü bu, pek çok bakış açısı barındıran bir konu ve bu konuda aceleyle hükme varmak, kimi zaman onu hafife almak anlamına gelebilir.

Türk dış politikası -AK Partinin iktidara gelişinden bu yana- bölgesel girişimleriyle dinamik bir özellik sergiledi. Girişim, Türkiye'nin dış politikasını aktif hâle getirdiği bir araç oldu. Hatta Amerika'nın ihtiyatsızlığının zincirlerinden boşaldığı, Arapların acı bir şekilde bölündüğü ve çıkar sahibi uluslararası güçlerin bölgenin sorunlarıyla ilgilenmekten uzaklaştığı bir dönemde, Türk girişiminin bölgeyi muz cumhuriyetine dönüşmekten kurtardığını bile söyleyebiliriz.

Türkiye'nin bölgeye dönüşünün, bölgenin ilişkiler tarihini tek başına değiştirebileceğini söyleyemeyiz. Zira kendi politikalarını Orta Doğu'nun gerçeğine entegre edebilmek için uzun bir zamana ihtiyacı olacak; tabii ki bunu, Türkiye'nin rolünü faaliyete geçirmek için temel koşul olarak görecek olursak. Zira Türkiye hiçbir zaman Orta Doğu olgusundan uzak değildi, aksine, İsrail'i tanımasından 1967 haziran savaşına kadar uzanan dönemde, daima bu olgunun önemli bir yapıcısı oldu. Şimdi ise farklılık, eylemin niteliğinden yani Arap ulusunu tehdit eden olumsuz bir durumdan, Arap gerçeklerini anlayan yardımcı ve olumlu bir duruma dönüşmesinden kaynaklanıyor.

Böylece Türk politikasının Arap politikalarının ve Arap yüreğinin hattına girmesi, uzun yıllar biriken düşmanlığın yarattığı psikolojik engeller de göz önünde bulundurulursa, resmî ve geleneksel politikaların dışında farklı bir yaklaşımın benimsenmesini gerektiriyordu. Üstelik geleneksel diplomasinin temel alınması, yakınlaşma fırsatlarını yok edebilirdi.

Ahmet Davutoğlu'nun yaklaşımının ve stratejik bakış açısının Türk-Arap ilişkilerini hareketlendirdiğini söyleyebilir miyiz? Bu bakış açısının önemini inkâr edemeyiz; özellikle de ilk uygulamaları, aradaki ihtilafların pek çoğunun çözümüne büyük katkıda bulunmuşken. Ancak kimilerine göre Davutoğlu'nun bakış açısı, Türk-Arap ilişkilerinin şifresini çözmek için tek başına yeterli olamazdı. Öyle ki kimi Arap analistler, bu bakış açısının bir kez daha okunmasının, eski ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles'ın Orta Doğu'daki boşlukla ilgili bakış açısından farklı olmadığını net bir şekilde görebilir; hele ki bu iki düşünceyi üreten ortamın benzer olduğu da göz önüne alınırsa. Bir Türk diplomat olarak Davutoğlu'nun, ülkesini çevreleyen bölgesel değişimlerle meşgul olması doğaldı. Buradaki analizleri onu, ABD'nin bölgedeki başarısızlığının ve Arap rejiminin zayıflığının gölgesinde, Türkiye'ye bir fırsat çıktığı sonucuna götürdü. Böylece Türkiye, bu koşullardan kendi çıkarları için faydalanabilirdi ki bu gerçekleştirilmesi mümkün bir fırsattı.

Yani Türk dış politikasındaki girişim, Türk politikasının Arap dünyasında elde ettiği bu büyük başarıya katkı sağlayan en önemli mekanizmalardan biriydi. Örneğin Türkiye'nin Irak işgaline karşı çıkan tavrı, Türkiye'yi ABD'nin stratejik müttefiki olarak gören stratejik bakış açısına göre diplomatik ve stratejik açıdan yanlış bir tutumdu. Oysa aynı tavır, Arap bilincine yönelik önemli bir girişimdi.

Türkiye'nin dış politikasındaki girişimler, tutumlarla ve söylemlerle sınırlı kalmadı. Türkiye'nin Araplarla imzaladığı bütün anlaşmaları birer girişim olarak sınıflandırmak mümkün. Bu anlaşmaları okuyan biri, Türkiye'nin Araplarla ilişkileri iyileştirmek adına pek çok uluslararası kriteri umursamadığını da görür -Araplara vizesiz giriş yapma hakkı tanınmasında olduğu gibi- ki bu durum, ileride Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerini etkileyebilir.

Türkiye'nin Özgürlük Konvoyu ile ilgili tavrı ise Arap dünyasına yönelik en önemli girişimiydi. Zira bu girişim, dikkatleri yeniden Filistin meselesine çekti ve ABD'nin, İsrail'deki aşırı sağcı hükûmet karşısındaki zayıflığının gölgesinde durgun uluslararası suları yeniden hareketlendirdi.

Türk girişiminin etkisini artıran pek çok özelliği oldu:

- Arap meselelerine yönelik olumlu tutumu, Arapların yüreklerinde yer etmesini sağladı.

- Kültürel olarak ait olduğu ortamda doğal bir görüntü sergiledi; yani bir dış girişim olmadı.

- Gerçekçiydi; Arap dünyasını ilgilendiren konulara dokundu.

- Pratikti; siyasi süreci bölgesel ihtiyaçları ve devletlerin gerçek çıkarlarına entegre etti.

Son olarak geriye, Recep Tayyip Erdoğan'ın karizmasının Türk girişiminde büyük etkisi olduğunu kabul etmek kaldı. Davutoğlu'nun tasarımdaki büyük yeteneğine rağmen Erdoğan'ın pek çok kez metnin dışına çıkması, bu politikaya ruh kattı ve onu diplomasinin soğuk salonlarından kurtardı.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.