ANKARA, 06/09(BYE)--- BAE'de yayımlanan el Halic gazetesinin 4 Eylül 2010 tarihli internet sayfasında, Muhammed Nureddin imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Türkiye tarihindeki en önemli referandumlardan birinin yapılmasına sadece bir hafta kaldı. 12 Eylül'de 40 milyondan fazla Türk, birçok hassas konuyu ele alan ve bir nevi mini anayasaya benzeyen reform paketine "evet" veya "hayır" oyu vermek için sandık başına gidecek. Değişiklikler kabul edilirse, hem siyasi ve sosyal hayatta hem de rejimin işleyiş ve organlarında tam olmasa da radikal değişimlere neden olacak.
Türkiye'de referandum yeni bir şey değil, daha önce bir çok kez yapıldı. Ancak Türkler buna rağmen parlamento ve hatta bakanlık kararı gerektiren konularda kendilerine başvurulmasına alışkın değil. Ancak ülkede AK Partinin iktidarı ile laik solcu, milliyetçi ve Kürt muhalefet arasındaki siyasi bölünmüşlük, hükûmetin parlamentoya sunduğu herhangi bir konuyu ihtilafa dönüştürüyor.
Türkiye'deki siyasi partiler, gelişme ve ilerleme arzusu olan ülkenin ve toplumun genel çıkarlarıyla kendi özel siyasi beklentilerini ayrıştıramadı. Böylece örneğin sosyal demokrat olarak nitelendirilen CHP, özgürlüklere ve demokrasiye düşman sağcı bir partiye dönüştü. Bu parti, Avrupalı olma iddiasında bulunsa da ve AB üyeliğini desteklediğini belirtse de AK Partinin daha önce AB kriterlerine uygun olarak gerçekleştirdiği bütün reformlara karşı çıktı. Partinin bu reformlara muhalefeti, sadece AK Partinin bunları yapmasından kaynaklanmıyor. CHP, ülkenin demokratikleşmesi ve özgürlüklerin güçlendirilmesi yönündeki girişimlere inanmıyor. Aslında esas tehlike burada yatmaktadır.
Bu husus, sırf İslami ve etnik grupların, Kürt azınlıkların ve hatta farklı mezheplerin hareketlerini bastırmasını haklı göstermek için Avrupalılaşma sloganı taşıyan daha önceki laik hükûmetlerin sorunuydu.
12 Eylül referandumu, Anayasa Mahkemesinin ve HSYK'nın keyfiliğini zayıflatacak ve irticai faaliyette bulundukları gerekçesiyle askerleri ordudan ihraç eden YAŞ'ın keyfiliğini de kısıtlayacak. Söz konusu reformlar, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasına imkân tanıyor.
Reformlar ayrıca 12 Eylül 1980 darbesiyle bağlantısı olan herkesin (Kenan Evren dışında herkesin ölmüş olmasına rağmen) yargılanmasını öngörüyor. Ancak buradaki asıl amaç, yeni darbelerin olmasını engellemek ve herhangi yeni bir girişimin yargısız kalmayacağını göstermektir.
Referandumda yüzde 50'nin üstünde "evet" oyu çıkarsa Türkiye yeni bir dönemin eşiğinde olacak ve Meclis gerekli gördüğünde Anayasayı ve yasaları değiştirecek. Anayasa Mahkemesi de haklı bir gerekçesi olmadan bu değişiklikleri iptal edemeyecek. Böylece adalet, HSYK ve Askerî Yargıtayın keyfiliğinden uzaklaşacak.
Reformlar başarılı olursa yolun sonuna gelinmiş olmayacak tam tersine bütün düzeylerde bulunan boşlukları dolduran yeni bir anayasanın hazırlanmasından bir önceki ve hatta son adım atılmış olacak.
12 Eylül reformları, çok önemli olsa da Türkiye'nin demokratik, insan haklarına ve özgürlüklerine saygı gösteren model bir ülke olması için yeterli değildir.
Rejime, toplumun istikrarı ve bütünlüğüne baskı oluşturan birçok problem var. Bu problemlerin en başında Kürt sorunu geliyor.
Kuşkusuz ki AK Parti, referandumu makul bir oyla kazanırsa yani yüzde 55'i aşarsa rahatlayacak. Ancak bu oranın altında kalırsa Recep Tayyip Erdoğan pek rahatlamayacak ve seçmenin hükûmetine duyduğu güveni artırmak için bazı girişimlerde bulunabilir.
Reformlar halkın güvenin alma konusunda başarısız olursa Erdoğan, erken seçim yapılması için büyük bir baskıyla karşı karşıya olacak. Çünkü bu oylama nihayetinde reformlara değil, Erdoğan'ın iktidarda kalıp kalmayacağıyla ilgili.