ANKARA, 24/08(BYE)--- BAE'nde yayımlanan el Halic gazetesinin 23 Ağustos 2010 tarihli internet sayfasında, Faiz Reşid imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:
İsrail'in, Netanyahu'nun Yunanistan ziyaretinin arka planındaki en önemli hedefinin, Ankara'nın yerine Atina'da bir nüfuz bölgesi bulma çabasından ibaret olduğu herkesin malumudur. Bu ayrıca Türkiye üzerinde bir siyonist baskı aracıdır. Bundan önce birçok kez AK Partiyi ve şahsen liderini kötülemeye çalıştılar. İsrail'in Erdoğan ile ilgili en son iddiası, sara hastası olmasıydı. Geçtiğimiz günlerde birçok İsrail gazetesi bu konuya odaklandı.
Bu suçlama, Amerika'dan (Başkan Obama'nın ağzından) Türkiye'ye yöneltilen tehditlerle aynı zamanda geldi. Financial Times gazetesi, ABD Başkanının, Türkiye Başbakanını iki ülke arasındaki Amerikan yapımı yeni uçakların satın alınmasına ilişkin silah anlaşmasını durdurmakla tehdit ettiğini yazdı. Bununla birlikte Obama, Kanada'da düzenlenen G-20 Zirvesi akabinde Türkiye'nin İsrail'e yönelik tutumlarından ve Güvenlik Konseyinde İran'a yaptırım uygulanmasına ilişkin oylamada karşı oy kullanmasından dolayı Erdoğan'a sitem etti.
ABD yönetiminin elinde Türkiye'ye baskı yapacak birçok koz vardır. Bunların en belirgin olanı Ermeni dosyasıdır. Kuzey Irak'taki Kürt dosyası da iki stratejik ortak olan ABD ve İsrail'in elinde bulunan bir diğer güçlü baskı aracıdır. Nitekim Irak'taki Kürt özerk bölgesinde, sürekli büyümekte olan İsrail nüfuzu gizli bir şey değildir.
ABD ve İsrail, Bosna meselesini bile kullanarak bütün baskı araçlarını seferber etmeye çalışıyor. Zira Bosna-Hersek Sırp liderinin Tel Aviv'e gitmesi ve oradan Türkiye'nin Bosna davasına yönelik tutumuna sert eleştiriler yağdırması tesadüf eseri değildir.
Erdoğan'ın ve partisinin bütün bu baskılara karşı koymasının zor olduğu doğru. Bu baskılar Türkiye'nin içinde cereyan eden büyük sorunlarla aynı zamana denk geldi. Bazı siyaset gözlemcileri, Brüksel'de Türkiye Dışişleri Bakanı ile bir İsrailli bakan arasında gerçekleşen gizli görüşmeden sonra Ankara'nın Washington'un taleplerine karşılık vermeye başladığını düşünüyor. Bunun kanıtı olarak Türkiye'nin İsrail'e yönelik siyasi söylevlerinin sertlik derecesinin azalması ve Tel Aviv'in, Türkiye'nin Özgürlük Filosu katliamının araştırılması için uluslararası komisyon oluşturulmasına ilişkin talebini kabul etmesi hususları gösterilebilir.
Öte yandan söz konusu baskıların Türk yönetiminin taktiklerini etkileyebileceğini öngörüyoruz. Ancak bunlar kesinlikle bu politikanın içerik ve özünü etkilemeyecektir. Bunun nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
1. AK Partinin bütün meselelere yönelik ve özellikle de İsrail'e yönelik takındığı siyasi tutumlar, Türk halkının iradesi doğrultusundadır. Bu nedenle AK Parti son genel seçimlerde çok iyi sonuçlar elde edebildi.
2. Ermeni dosyasıyla ilgili olarak Türkiye ve Ermenistan'ı birbirine bağlayan ilişkiler oluştu ve iki ülke yetkilileri arasında karşılıklı ziyaretler gerçekleştirildi. Aslında iki ülke arasındaki ilişkiler, geçmişte yaşanan bütün ihtilafları aşmadı ancak ilişkileri geliştirmeye kefil olacak bazı temelleri oluşturabildi. Türkiye-Yunanistan ilişkileri dosyasına gelince; iki ülke yetkilileri arasındaki karşılıklı ziyaretler, Ankara'nın, yaşadığı ekonomik kriz döneminde Yunanistan'ın yanında olması ve iki ülke arasında bulunan çok sayıda ekonomik anlaşmalar ilişkileri geliştirmeye kefildir.
3. Erdoğan ve partisi, Türkiye'de ordunun siyaset yaşamına müdahalesini azaltabildi. Bu süreç hâlâ devam etmektedir.
4. Türkiye'nin ABD ve İsrail'e yönelik politikası, Ankara'nın bölge ülkelerine, Araplara ve Avrupa'ya yönelik izlediği ve izlemeye devam ettiği politik sistemin bir parçasıdır. Bu sistemin herhangi bir parçasındaki bozukluk, bütün sistemin bozulmasına neden olacaktır. Bu durum, Türkiye'nin siyaset denklemlerini altüst edecektir.
5. Köktencilikten tamamen uzak olmasına rağmen AK Partinin İslami eğilimli olduğunu unutmamak gerekir.
Bütün bu nedenlerden dolayı, Türkiye'nin politikalarında devrim niteliğinde değişimlerin yapılması beklenmiyor.