Son Haberler
28.05.2012 Pazartesi 07:05
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

EL PAIS: TÜRKİYE AB'YE GİRMELİ
14.08.2010 09:00

ANKARA, 13/08(BYE)--- İspanya'da yayımlanan El Pais gazetesinin 13 Ağustos 2010 tarihli internet sayfasında, İspanya Büyükelçisi ve Avrupa Sosyalist Partisi Milletvekili Emilio Menendez del Valle imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yazının çevirisi şöyledir:

Türklerin çoğu AB'nin ve genel olarak Batı'nın kendileriyle dalga geçtiği inancında. Türkiye yıllardır AB'ye üye olmak için Brüksel ile müzakereler yürütüyor ve kendisinden istenen demokratik, sosyo-politik ve ekonomik reformları gerçekleştiriyor ancak bazı hükûmetler tarafından önüne konulan bir duvarla karşı karşıya kalıyor.

Söz konusu hükûmetlerin (Fransa, Almanya, Avusturya) çeşitli sebeplerle (ırkçılık da dâhil) Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan geniş bir Avrupa kamuoyu tarafından desteklendiğini de belirtmek lazım. Hükûmetler ve söz konusu kamuoyu sadece Türkiye tarafından tanınan yasa dışı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni destekleyen (kabul edilemez) Türk tutumunu, retlerini sürdürmede esas neden olarak görüyor.

Korkarım bu ciddi engel aşılsa da (yasa dışılığı, keyfiyeti ve siyasi rasyonelliğe olan muhalifliği ortadan kaldırmak lazım) üyeliğe olan muhalefet büyük ölçüde aynı şekilde devam edecek. Yıllar önce NATO'ya üye olan ve totaliter Sovyet komünizmine karşı mücadelede yardımı elzem olan Türklerin canını sıkan bir durumdur bu. Çifte standart... Önce öyleydi, şimdi böyle. Askerî katılımına evet, sosyo-ekonomik katılımına hayır.

Komünizm karşıtı ve Alman ürünlerinin iyi bir tüketicisi olan Türkler, Batı ve AB tarafından kabul ediliyor ancak katılım sonrasında Türk vatandaşlarının olası istilası, Birlik için bir tehlike arz ediyor. Bazı iktidar çevreleri Ankara'ya, Avrupa ile bir "imtiyazlı ortaklık" teklifinde ısrar ediyor. Merkel ile Sarkozy ise AB ve Batı'nın stratejik çıkarının, demokratik Türkiye'yi Avrupalı projeye dâhil etmekten ibaret olduğunu kabul etmeyi reddediyor.

Şimdi mesele, AB Ankara'yı reddettikçe Ankara'nın da AB'yi reddetmeye başlaması değildir. Analizci Kemal Derviş bunu şöyle açıklıyor: "Arap-Fars Körfezi ülkelerinin zenginliği Türkiye için cezbedicidir. Aynı zamanda Türkiye'nin de içinde bulunduğu G-20'nin rolü ve üye ülkelerle dostluklar, bu yeni dünyada AB de dâhil çeşitli kulüplere üye olmaktan daha önemli görünüyor."

Ankara, "Hristiyan bir kulübün" kapılarını kendisine açmayacağı konusunda ikna olursa kesin olarak yön değiştirecektir. İçeride yapılacak reformlar (ifade özgürlüğü alanında artık bazı geri adımlar atılmıştır) duracak ve içte İslami bir cepheyle köktendinci sınırlara sahip bir dış politikanın sağlamlaşması, Batı'nın karşı koymak zorunda kalacağı iç ve Orta Doğu istikrarı için tehlikeli gerçekler hâline gelecektir.

Buna karşılık AB'ye dâhil olan bir Türkiye, İslam ile ilişkilere katkıda bulunabilir. Avrupa, çeşitli alanlarda ve uluslararası ilişkiler itibarıyla bugün bizim Türkiye'ye katkımızdan daha çok Türkiye'nin bize katkısının olabileceğini hesaba katmalıdır. Başarısız olduğumuz yerde başarı elde etmekte ve süper güç olmayan herkesin memnuniyetini kazanan bağımsız bir dış politika yürütmektedir.

Somut olarak Ankara, bizim için hassas bir alanda ve eksikliklerimizin çok olduğu bir yerde bulunuyor. Balkanlar'ı kastediyorum. Geçen 24 Nisan'da Ankara, Belgrad ilee Saraybosna arasındaki yoğun diplomatik faaliyetten aylar sonra (Avrupa basınının çoğu bunu yansıtmadı) Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul'da Sırbistan ve Bosna Hersek Cumhurbaşkanları ile bir araya geldi. Sırbistan ve Hırvatistan arasındaki yakınlaşmada Türk rolü hiç de az değildi. Bölgedeki eski Osmanlı İmparatorluğu egemenliğini ve Osmanlı karşıtı direnişin Sırp millî kimliğinin tarihî unsuru olduğunu hatırlarsak tüm bunlar özellikle önemli (ve Ankara'nın diplomasisi lehine çok şey gösteriyor).

Türk dış politikasının bu başarıları, Batı medyasında geçiştirildiyse de İran'ın nükleer silahlanmasını durdurmaya yardımcı olma amaçlı Türk-Brezilya girişimi konusunda tam tersi oldu. Türkiye'nin AB'ye girmesinin baş destekçisi Washington ve Birliğin kendisi tarafından saçma bir şekilde eleştirilen bir girişim. Uluslararası ilişkilerde süper güçlerin, bazı önemli ülkeler tarafından ivme kazandırılan girişimlere şüpheyle baktıkları izlenimi veriyor. Herkese uygun çözümlere katkıda bulunabilmek isteseler de başkalarının fikirlerinden ve farklı metotlarından çekince duyuyor gibiler.

Bununla birlikte Ankara, bölgedeki uluslararası ilişkilerde ılımlı bir faktörü temsil ediyor: Demokratik ve istikrarlı, başarılı bir ekonomiye sahip, bunun yanı sıra -İsrail ile olan diplomatik ilişkileriyle de görüldüğü üzere- uluslararası hukukun ihlali karşısında tepki göstermeyi bilen bir ülke. Ayrıca İslami kültüre sahip bir müttefik ve olası nükleer kapasitesi endişe verici olan İran'a karşı koymak için en uygun ülke. Türkiye, Filistin kamuoyunda (yüzde 43 ile) en fazla desteklenen ülke olacak kadar (İran ise yüzde 6) Orta Doğu'da lider konumda.

Dünyada Türkiye'nin gibi bir ülkeyi kendine dâhil etmeye yanaşmayan böyle bir AB olabilir mi? Herhangi bir adaydan istenen tüm beklentileri yerine getirmesi için hâlâ birkaç yıl gerekse de Ankara, Avrupa dış politikasının ve Orta Doğu'nun istikrarı için Birlikteki yerini almalı.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.