ANKARA, 14/07(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan El Şark'ul Ewsat gazetesinin 14 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Osman Mirgani imzasıyla yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
ABD Başkanı Barack Obama, geçen hafta İtalya'nın Corriera Della Sera gazetesine verdiği demeçte, AB'yi suçladı ve Türkiye'nin Batı dışında ittifaklara yönelmesinden AB'yi sorumlu tuttu. Obama gazeteye: "ABD, AB'nin Türkiye'nin üyeliğini onaylamasının akıllıca olacağını düşünüyor" dedi.
Obama, ABD Savunma Bakanı Robert Gates'in daha önce de dikkat çektiği gibi, Avrupa'nın bu karşı koyan tavrının, Türk halkının Avrupa'ya bakışını etkileyeceğini yineledi ve şunu söyledi: "Türkler, Avrupa ailesinin bir parçası olduklarını hissetmezlerse başka yerlerde aidiyet ve ittifak aramaları çok doğal olur."
ABD Başkanının "başka aidiyetler" derken ne demek istediğini anlamak çok da zor değil. Zira Washington Türkiye'yi önemli bir müttefik ve pek çok güç unsurunu içinde barındıran bir ülke olarak görüyor. Bu nedenle de onu Batı'nın askerî kampında görmek istiyor. Bunun yanı sıra Washington, hem Türkiye'yi hem de İsrail'i, aralarındaki gerilimin üstesinden gelmeye teşvik ediyor.
Türkiye'yi bölgeden ve bu bölgenin sıkıntılarından uzaklaştırmaya çalışan tek ülke ABD değil; bazı Avrupalı taraflar da benzer sözleri tekrar etmeye ve Ankara'yı Avrupa evinin içine alma çağrısı yapmaya başladılar. Örneğin İtalya Dışişleri Bakanı, AB'nin, Türkiye'yi Batı'ya çekmek yerine Doğu'ya itme hatasına düştüğünü söyledi. İsrail de kendi açısından Türkiye ile yaşanan gerilimi ortadan kaldırmaya ve ilişkileri tamir etmeye çalışıyor.
Peki buna karşılık olarak Arap dünyası, Türkiye'nin bölgeye doğru attığı adımlarda ne yaptı?
Türkiye'nin yeni rolünden yararlanmak ve politikasındaki değişimi memnuniyetle karşılamak yerine, Ankara'nın bu yöneliminden kuşku duyan pek çok ses yükseldi. Öyle ki bazıları "Osmanlı nüfuzunun" geri döndüğünden söz etti. Sanki Arap dünyası değişmemiş, tarihin tekerlekleri ilerlememiş gibi. Sanki Türkiye'nin yüzünü bölgeye çevirmesi veya bölgenin sorunlarıyla ilgilenmesi, "Osmanlı Hilafetinin" geri döneceği anlamına gelecekmiş gibi.
Birçok kimse Türkiye'nin bölge meselelerini kendi çıkarlarını desteklemek ve Avrupalılara, "bize karşı koyduğunuzda Doğu'ya yöneliriz, hem de belki hoşunuza gitmeyecek bir şekilde" anlamına gelen bir mesaj iletmek için kullandığını söyledi. Ancak bu doğru bile olsa, çıkarlar birleştikten sonra Türkiye'nin şu anki yöneliminden neden faydalanmayalım ki; zira uluslararası ilişkiler zaten çıkarlar ilkesi üzerinde yükselir. Türkiye de çıkarları olan bir ülke. Filistin konusundaki desteğini kabul etmemiz için Arap olması beklenmiyor. Çünkü biz, esasında Filistin meselesini Arapların ve Müslümanların meselesi olarak kabul ettik. O hâlde bugün İslam Konferansı Örgütü üyesi bir ülkenin bu meseleyle ilgili olarak harekete geçmesini nasıl reddederiz.
Bazıları, Türkiye'nin rolünden duyduğu endişeyi İsrail ile olan sıkı ilişkileriyle gerekçelendiriyor ve iki taraf arasındaki gerilimin geçici olduğunu düşünüyor. Ancak bu durum, Arapların İsrail'e yardım ederek Türkiye'yi yeniden onun kucağına itmeleri anlamına gelmemeli. Dikkat çeken bir şey var ki o da İsraillilerin -Erdoğan'ı tehlikeli biri olarak görmelerine ve ona karşı sert bir saldırı yürütmelerine rağmen- Türkiye ile yeniden sıkı ilişkiler kurmayı amaçlıyor olmaları. Peki biz de Erdoğan'a saldırıda ve Davos'tan ayrılırken onu harekete geçiren nedenlerden kuşkulanmakta İsraillilere katılacak mıyız?
Bazı Arap çevrelerinde Türkiye'nin rolüne karşı duyulan endişe abartılmış görünüyor. Çünkü Türkiye, güneye yönelmiş olsa da, AB rüyasından vazgeçmedi ki. Bu durum, hareketlerine pek çok sınır getiriyor ve AK Partinin bölgesel ilişkilerinde daha fazla ileri gitmesinin önüne geçiyor. Obama bunu açık ve net bir biçimde görüyor; bu nedenle de Avrupalıları, Türkiye'yi kendilerinden uzaklaştırmamaya çağırıyor. İsrailliler de bunun farkında, bu nedenle de Batı'nın desteğiyle Ankara ile ilişkileri iyileştirmeyi amaçlıyorlar.
Eleştirmek, kapıları kapatmak ve her adımından kuşku duymak yerine Türk politikasındaki dönüşümden yararlanmak Arapların yararına olur. Zira Türkiye her zaman önemli bir ülke olarak kalacak. Araplarla olan ilişkilerini geliştirmekle ilgilenmesi ise bölgedeki dengelerin yeniden kurulmasına katkı sağlayacak, çünkü pek çok ortak nokta ve karşılıklı çıkarlar söz konusu. Ancak sorun, bizim hassasiyetlerimizin fazla olmasından ve davalarımızı desteklemek için uzanan ellere karşı duyduğumuz aşırı korkudan kaynaklanıyor.