Son Haberler
10.02.2012 Cuma 08:15
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%0,00
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

EL ŞARK'UL EWSAT: İKİ FARKLI YOL VE İKİ FARKLI AMAÇ
17.03.2010 14:00

ANKARA, 16/03(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan el Şark'ul Ewsat gazetesinin 15 Mart 2010 tarihli internet sayfasında, yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun özet çevirisi şöyledir:

Türkiye ile İran'ın bölgesel duruşlarını nasıl kıyaslamalı? Bu konudaki kriter ne olmalı? Bu makale aracılığıyla her iki ülkedeki askeri gücün önemli rolüne odaklanmaya çalışacağım.

Türkiye yıllarca, doğrudan veya dolaylı olarak, laikliğin birinci hamisi olan askeri iktidar tarafından yönetildi. Ordu, laikliğin herhangi bir çıkmazla karşı karşıya olduğunu hissettiği anda darbe yoluyla müdahalede bulundu.

Mustafa Kemal Atatürk'ün cumhuriyeti kurmasının ardından ordu, devletin resmi ideolojisi olan Atatürkçülüğün hamisi olarak konumunun farkına vardı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Türk politikası üzerindeki etkisini ve ulusal güvenlikle ilgili konularda karar alma yetkisini halen koruyor. Zaten ordunun siyasete müdahale konusundaki uzun geçmişi, gizli bir şey değil.

Nisan 2007'de, cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen önce ordu şöyle bir bildiri yayımladı: "Ordu, laikliğin hamisidir ve İslam, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik tabiatıyla ve Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasıyla çelişmektedir." Ordu bu bildiriyi, ülkenin laikliğinin ihlal edilmesi durumunda müdahaleye hazır olacağını söyleyen bir uyarıyla noktalamıştı: "TSK, Türkiye Cumhuriyeti'nin değişmez ilkelerini koruyan yasalardan kaynaklanan görevlerini yerine getirmek hususundaki büyük iradesini sürdürmektedir."

Şimdi ise Türkiye, tıpkı Hindistan ve Avrupa ülkelerinde olduğu gibi doğru yolda ilerlerken ordu, kendine uygun olan yerde duruyor. Diğer bir deyişle Türkiye'de büyük bir devrime tanık oluyoruz. Tıpkı Sabrina Tavernise'ın 3 Mart 2010'da Herald Tribun'da yazdığı gibi: "Uzun bir süre dokunulmaz olarak görülen Türk ordusu, bulunduğu siyasi konumdan dehşet verici bir sona doğru geriledi."

Bu başarıyı, modern Türkiye'nin gerçekleştirdiği pek çok başarıda net bir şekilde görmek mümkün: Türk ekonomisi Avrupa'nın 7. büyük ekonomisi sayılıyor, siyasi alanda bölgedeki esas oyunculardan biri olarak görülüyor, uluslararası ilişkiler ve jeopolitikada ise büyük bir ağırlığa sahip.

Türkiye, akılcı duruşu ve tarafsızlığı nedeniyle Hamas ve el Fetih arasında bile ön planda bir rol üstlenebilir. Öte yandan İran bu rolü oynayamaz; çünkü Hamas'ın tarafını tutuyor. Üstelik el Fetih, İran'ın bu konuda yapıcı bir rolü olabileceğine inanmıyor.

İran Devrim Muhafızları da yeni bir döneme giriyor. Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarıyla oynamasının ardından Muhafızlar, pek çok aydını, yazarı ve gazeteciyi tutukladı ve İçişleri Bakanlığını egemenliği altına aldı. Humeyni, silahlı kuvvetlerin siyasileştirilmemesini teşvik etmiş olsa da anayasanın 150. maddesi Devrim Muhafızlarını "devrimin ve başarılarının hamisi" olarak tanımlıyor ki bu da en azından siyasi bir görev sayılabilir.

Ahmedinejad'ın döneminde gücü artan Devrim Muhafızları, 150. maddeden (Devrim Muhafızları, devrimi ve onun gerçekleştirdiklerini himaye etmek hususundaki rolünü sürdürecektir. Bu kurumun görevlerine ve diğer silahlı kuvvetlerin sorumluluk bölgeleriyle ilgili kendi sorumluluk alanlarına bakış, onlarla eş güdüm ve kardeşçe iş birliğini de vurgulamak kaydıyla, yasalar tarafından belirlenir) yola çıkarak siyasi müdahalelere güçlü bir gerekçe buldu. Böylece bu maddeden yola çıkan Muhafızlar, insanları öldürüp tutuklamak için bir gerekçe buldu.

Pek çok kaynak, seçimlerden sonra Muhafızların artan rolüyle ilgili olarak şu yorumu yaptı: Ordu, İran'daki en büyük garantör olmayı bekliyor. Pek çok İranlı, seçimlerin Muhafızlar tarafından yapılmış açık bir darbeden ibaret olmasından endişe ediyor. İnsanlar, İran'ın, Şii bir tarafı da olan askeri sisteme dayalı bir hükûmete dönüşmüş olmasından korkuyor.

Ayetullah Muntazari, vefat etmeden iki ay önce: "İran'da tanık olduğumuz şey, bir fakihin değil, ordunun velayeti." demişti. Öyle görünüyor ki fakihin velayeti, pek çok makamı işgal etmesi için, aşama aşama Devrim Muhafızlarının yolunu hazırlıyor. Türkiye'de, hatta Pakistan'da ordu, son yıllarda asal bir rol oynadı. Ancak son zamanlarda ordunun doğru yönde ilerlediğini görmeye başladık. İran'da ise bunun tam tersi yaşandı. Son on yılda, özellikle de reformcuların 1997 seçimlerinde elde ettiği başarının ardından, Devrim Muhafızlarının asıl rolünde bir dönüşüme tanık olduk. Muhafızlar, Humeyni'nin nasihatinin aksine, siyasi makamların hepsini işgal etti. Zaten Ahmedinejad hükûmeti de Muhafızların elinde oyuncak olmuş gibi görünüyor ki bu da İran için yeni bir yönelim ve yeni bir gaye anlamına geliyor.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.

Share on Facebook