Son Haberler
28.05.2012 Pazartesi 07:07
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

EL ŞARK'UL EWSAT: TÜRKİYE REFERANDUMA HAZIRLANIYOR...TÜRKİYE ARAPÇA ÖĞRENİYOR, COĞRAFYA VE DİN İTTİFAKIYLA DOĞU'YA YAKLAŞIYOR
07.09.2010 14:00

ANKARA, 06/09(BYE)--- Londra'da Arapça yayımlanan el Şark'ul Ewsat gazetesinin 4 Eylül 2010 tarihli internet sayfasında, Thaer Abbas imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:

Bu bölümde el Şark'ul Ewsat, Türkiye'nin, din, coğrafya ve tarih gibi unsurların yönettiği Arap dünyasına doğru yeni yönelimine değiniyor. Din ile coğrafya, Türkiye'ye eski ve yeni rolünü bağışlasa da tarih, "işgalci" ile "işgal edilen" arasındaki ilişki dolayısıyla buna pek izin vermiyor. Özellikle Bilad-i Şam, Türk yönetimine karşı çok fazla ayaklanmaya, kargaşaya tanıklık etmiş, bunun üzerine "Türk" sözcüğünün karşısında kimi Arap sözlüklerinde "despotizm... ve fermanlar" ifadeleri yer almıştır.

Türkiye ile ilgili araştırmalar yapan Dr. Muhammed Nureddin, bir kitabında, Arapları ve Türkleri birbirine bağlayan iki şey olduğundan söz ediyor: Toprak ve hilafet. İlki, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla gidiyor, ikincisiyse Cumhuriyet'in kurulmasıyla sona eriyor ve bu ikisinin yok olması, iki taraf arasında dört asır süren sürekli bağın çözülmesinin yolunu açıyor.

Bugünse Türkiye, Birinci Dünya Savaşı'nda ihanetle suçladığı Arap dünyasına yeniden yöneliyor. AK Parti yöneticileri bu tarihin ne denli hassas olduğunu biliyor ve siyasi sözlüklerinde "yeni Osmanlıcılık" ifadelerini kullanmaktan kaçınıyor çünkü bu ifade, Başbakanın Danışmanı İbrahim Kalın'ın da dediği gibi büyük hassasiyetler barındırıyor.

Bugünlerde Türkiye'yi ziyaret eden bir kişi Türkiye'de Araplarla alakalı olan her şeye yönelik bir ilgi sezebilir.

Cumhurbaşkanının Başdanışmanı Erşat Hürmüzlü, Türk-Arap tarihinin, gerilimlerin yanı sıra pek çok menkıbeyle dolu olduğunu düşünüyor ve şunları söylüyor: "Bozguncuların Arap-Türk ilişkilerini bombalamaya yönelik çabaları, daima olumsuzlukları ön plana çıkarıp olumlu tarafları arka plana itiyor ve ne yazık ki her iki tarafta da bu tutumu benimseyen aydınlar var. İki taraf arasındaki karşılıklı güvensizlik sanal, hiçbir mantıklı temeli olmayan bir durum. Bu, Türklerle Arapların yakınlaşmasını istemeyen tarafların işi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul, İslam'a ve Müslümanlara çok şey katan Arap ve Acem düşünürler ve sanatçılarla doluydu. Peygamberin halkı oldukları için Araplar, Türklerle Osmanlılar tarafından özel bir takdir görüyordu."

Türk araştırmacı Burhan Köroğlu, "Şu anda Türkiye'de aydınlarla gazeteciler arasında Türkiye'nin eksen değiştirip değiştirmediğiyle ilgili olarak dönen bir tartışma var. Bu soru Batı tarafından da güçlü bir şekilde soruluyor, İsrail tarafından da." diyor. Türkiye ile İsrail arasında pek çok sorun yaşandığına, bunların çoğunun da bu yıl meydana geldiğine işaret eden Köroğlu, her ne yaşanırsa yaşansın, tartışmanın ilk olarak Türkiye'nin Batı'dan vazgeçip "geri kalmış" Doğu'ya mı kaydığı sorusunu ortaya koyduğunu söylüyor. Köroğlu, AK Partinin Türk Devleti'nin Batılı özelliğinden vazgeçip geçmediği sorusuna şu yanıtı veriyor: "Türk tarihine bakacak olursak tek ekseninin Batı olmadığını söyleyebiliriz zira pek çok yön vardı. Osmanlı döneminde Türkler hem Avrupa'nın yarısında hem Asya'da hem de Afrika'da bulunuyorlardı. Eğitim kurumlarının yenilenmesi İslami öğretilere bağlı bir kişi olan Padişah II. Abdülhamit'in döneminde bile devam ediyordu."

Türkiye Arapça harfleri kullanmaktan vazgeçmiş, devletin resmî dini olarak İslam'ı korumuş ve AK Parti iktidara gelene kadar laikliğini abartmıştı. Ancak öyle görünüyor ki AK Parti, Türkiye'nin yönünü "düzeltmeye" çalışıyor. Köroğlu'na göre Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde Batı'ya yönelmek konusunda halkın büyük çoğunluğunun kabul etmediği bir abartı vardı.

Köroğlu şunları söylüyor: "40'lı yıllarda yönelimlerini değiştirmeleri için halka büyük bir baskı yapıldı ancak halk değişimi reddetti. Bu nedenle de ne zaman halkın taleplerini yerine getirecek bir siyasi güç yükselişe geçse seçimlerde memnuniyetle karşılandı. Öte taraftan halkın isteğinin karşısında duran ve müdahale eden aktif bir askerî güç de her zaman olmuştur. Sonunda da çatışma noktasına geldik ve pek çok darbe oldu. Ancak şu anda zemin sağlam, Batıcı seçkinler, halkın bu asil isteğinin karşısında durmuyor. Onlar demokrasiyi hiçbir zaman memnuniyetle karşılamamışlardır çünkü kendilerini halkın üzerinde görürler. Erdoğan hükûmeti ise her zaman halkın hizmetinde olduğunu söyledi. Halk, bölgedeki Müslüman kardeşleriyle irtibat kurmak, onurlu bir hayat sürmek ve bilimsel açıdan ilerlemek istiyor."

Köroğlu sözlerine şöyle devam ediyor: "Türkiye soğuk savaş yıllarının ardından daha etkin bir rol oynamak istiyor. Bölgede yeniden, geçmişte Osmanlı döneminde olduğu gibi bir rolü olsun istiyor. Osmanlı'nın hatırası, Türk halkının hafızasında cap canlı duruyor. Osmanlı'nın şerefli ve adil bir rolü vardı. Batı'da güçlü bir devletle zayıf bir devlet arasında ne zaman bir sorun yaşansa zayıf olanın lehine müdahale ederdi. Bu adalet duygusu hâlen Türk halkının zihnindeki varlığını koruyor. Gazze'de ne zaman bir sorun olduğunu duysak etkileniyoruz. Erdoğan'ın yaptığı şey de halkın vicdanına kulak vermek ve görevini yapmaktı."

Türkiye'nin eksen değiştirdiği fikrini reddeden Köroğlu, aksine özüne döndüğünü söylüyor.

Köroğlu, "Batı ekseni zayıftı, doğru eksense şimdi yerleşiyor. Batı eskisi kadar güçlü değil. Türkiye de bunun farkında ve stratejik konumundan faydalanmaya çalışıyor. Kendisine biçilen rolü oynamaktansa kendi rolünü planlamak istiyor. Lübnan'a gittiğinizde Türk asıllı olduğunu söyleyenlerle karşılaşırsınız. Afrika'da da aynı durum söz konusu. Türkiye'deki kabristanlardaysa Halep'ten, Şam'dan insanlar bulabilirsiniz. Bunlar vatanı savundular ve vatan herkesindi. Bu durum aynı vatanı savunduğumuzu gösterir ki bu sadece yüz yıl önceydi. Ayrıca ortak çıkarlar da söz konusu. Sınırlardaki vize uygulamasını kaldırdığımızda Arap ülkelerinden Türkiye'ye gelenlerin sayısında artış oldu. On yıl önce Suriye'yi ziyaret ettiğimde korkardım, şimdiyse bir Türk şehrinde yürür gibi dolaşıyorum. Geçen sefer Suriye'deyken Emevi Mescidi'ndeki namaza geç kalmıştık ve kapılar kilitlenmişti ancak Türk olduğumuzu öğrendiklerinde kapıyı açtılar." diyor.

Başbakan Erdoğan'ın 15 yaşından beri Arap dünyasına yönelmeyi düşündüğüne işaret eden Köroğlu şöyle diyor: "Ben şahsen Osmanlı tarihi ve bölge tarihi hakkında bir şeyler okuduğumda Araplarla mutlaka iletişime geçmem gerektiğini düşünmüştüm. Aynı bölgede yaşıyoruz; dinimiz, kültürümüz ve tarihimiz aynı. O hâlde bizi iletişim kurmaktan alıkoyan ne? Bu hepimizin içinde doğal olarak var ve iktidara gelindiğinde, şimdi olduğu gibi uygulamaya geçiriliyor."

Arapların, Türkiye'nin bölgeye yeniden girişinin işgalci hedefleri olup olmadığına ilişkin sorularını Köroğlu "yersiz" buluyor çünkü Türkiye'nin "işgalci" hedefleri yok. Daha önce de işgalci hedefler olmadığını söyleyen Köroğlu, Türkiye'nin 400 yıl boyunca Arap dünyasını işgal ettiğiyle ilgili söylemlerin doğru olmadığını belirtiyor. Köroğlu bu söylemin belli bir süre boyunca bölgedeki ulus devletlere meşruiyet kazandırmak için kullanıldığını söylüyor.

--Eğitim Yakınlaşması...Arap Öğrencinin Harcı Türk Öğrencinin Harcının Üçte Biri Kadar--

Türk-Arap yakınlaşmasının etkileri eğitim alanına da yansıdı. İstanbul artık çok sayıda Arap öğrenciye ev sahipliği yapıyor, hem de özel muameleyle. Bu öğrenciler, Türk öğrencilerin ödemesi gereken harç miktarının üçte birini ödüyor. Ayrıca Türk öğrenciler de Arap devletlerine gidip dil öğrenmeleri için teşvik ediliyor. Marmara Üniversitesinde siyaset bilimi eğitimi veren Köroğlu şunları söylüyor: "Bir yıldan az bir süre önce Arap dünyasına açılmaya karar verdik. Hiç Arap öğrencimiz yoktu ancak bu yıl, yaklaşık 100 öğrencimiz olacak. Buna karşılık Arap ülkelerindeki Türk öğrencilerin sayısı da 10 kat arttı. 4-5 yıl içinde Arapça konuşabilen binlerce Türk olacak. Batı ile ilişkilerimiz de güçlü ve İngilizce konuşmayı zaten biliyoruz, o hâlde neden Arapça öğrenmeyelim ve neden Araplar Türkçe öğrenmesin? Açılım her iki tarafta da var ve parlak bir geleceğe işaret ediyor."

--Turistik Yansımalar... İsrailliler de Düşüş Araplarda Artış--

Türkiye'nin Arap meselelerine yönelik son tavırları ve Türk çevrelerinde İsrail'e karşı artan düşmanlık, Türkiye'ye yönelik Arap turizminde görülmemiş bir artışa neden oldu. Turizm Bakanlığındaki kaynaklara göre Arap ziyaretçilerin bu yılki sayısı üç milyon civarında. Buna karşılık İsrailli turist sayısında, 500 binden 40 binlere doğru giden dikkat çekici bir düşüş var.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.