ATİNA, 16/03(BYE)--- Tirajı günde 50 bin 298 olan Eleftherotipia gazetesinin 14 Mart 2010 tarihli sayısında, Rahman Abbas imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
11 Eylül kâbusundan sonra Amerikan yönetimi eski tanıdıklarıyla, ılımlı İslam hareketleri ve Müslüman kardeşlerle ilişkilerini canlandırmaya yöneldi. ABD'nin hedefi El Kaide ağıyla ve genelde terörle mücadele çerçevesinde, ister muhalefette ister iktidarda olan bu tanıdıkların aralarında işbirliği yapmalarıydı.
Hatta ABD, bazı Arap ülkelerinde ve geniş bölgede tanıdıklarına, yönetime geçmeleri ya da iktidara ortak olmaları yönünde kolaylık sağlamayı vaat etti. Ancak bunun bir şartı da vardı: Herkes tarafından kabul edilmesi için siyasi açıdan daha esnek davranmaları, bir dereceye kadar liberal olmaları ve farklılığı kabul etmeleri gerekiyordu. Bu çaba başarılı olamadı çünkü ABD'nin eski dostları uluslararası alandaki yeni şartlara ayak uyduramadı. Bunun üzerine halkın taleplerini tatmin etme yeteneğine sahip olan ve aynı zamanda da bölge ülkelerinden ve uluslararası toplum tarafından kabul edilebilir bir model olan, "yeni siyasi İslam'ın" ortaya çıktığı Türkiye'ye yöneldiler.
ABD, ayrıca, Orta Doğu'daki boşluğu İran'ın doldurmamasının gerekli olduğunu da biliyor. Bu nedenle ortaya çıkan Erdoğan "fenomenini" desteklediler ve generallere darbe yapmayı unutmaları gerektiğini anlattılar. Bu değerlendirmeler ve hesaplar Bush yönetimine aitti. Obama yönetimi Erdoğan'ın "pehlivanlıklarını" acaba nasıl değerlendiriyor?
Washington'daki çevreler rahatsız çünkü Erdoğan-Gül "ikilisi" kolay eğilmeyen Tahran'ı destekliyor, İsrail ile siyasi gerginlik yaratıyor, Suriye ile ilişkisi var, Hizbullah, Hamas ve Amerikalılar tarafından aranan Muhammed Al Sadr ile görüşüyor. Amerikalılar "ikilinin" ve medyanın gün geçtikçe aşırı yanlıların ifade ve terminolojisinden farkı olmayan bir dini ifade tarzı ve terminoloji benimsemesinden de rahatsız oluyor.
Generalleri ve ABD'yi en çok kaygılandıran "ikilinin" İslamcı geçmişine ve tezlerine geri dönmesi, ülkeyi yavaş yavaş tecride yönlendirmesi, bölgesel siyasi-ekonomik güç olarak imtiyazlarıyla yetinmesi, Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleri ve görevlerinden kurtulmak amacıyla dünyadan uzaklaşması. Bazı çevreler "Balyoz" komplosunun aslında hükümetin planı olduğunu, generalleri mahkemelere sürebildiğini ya da en azından başlarının üstünde tehdit olarak Damokles'in kılıcını asılı tutarak generallerin laik devlet aleyhinde olanlara karşı "kılıç" çekmelerini engellediği yorumlanıyor. Ayrıca bu durum, daimi bir kriz yaratma yönünde Amerika'nın bir çabası olarak görüyorlar.
Teorilerin, varsayımların ve "Balyoz"un hedefi ne olursa olsun Amerikalılar bu durumu, "ikilinin" generallerin "yaramazlıklarıyla" uğraşma zorunda kalmasını, kendi politikalarını uygulamasına yönelik baş kaldırmalarının "frenlenmesinde" fırsat olarak görüyorlar.