ATİNA, 02/09(BYE)--- Tirajı günde 50.298 olan Eleftherotipia gazetesinin 2 Eylül 2010 tarihli sayısında, Nikos Asimakopulos imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Türkiye-Yunanistan maçını seyrederken bundan şüphelenmiştim ve daha sonra fotoğrafları görünce emin oldum. Muhteşem bir atmosfer.
Maç biletlerini, milliyetçi doyumsuzluklarını gidermek isteyen değil, sadece maçı izlemek isteyen insanlar satın aldı.
Tribünlerde ne organize taraftar grupları ne de tarafları birbirinden ayıran kuşaklar vardı. Ayrıca Yunanlara giriş yasağı yoktu. Herkes bayrakları ve atkılarıyla yan yana oturmuş, maçın her anında sevinç gösterilerini veya tepkilerini dile getiriyordu.
Yunan Millî Marşı okunduğu sırada hiç kimseden ses duyulmadı. Aynı şey takımımızın şimdiye kadarki tüm maçları için geçerli, diğer maçlarda marş okunduğu sırada gürültü yapmak daha kolay olsa da.
Tabii bu kadar gündür ne stat etrafında ne antrenmanlarda ne de başka hiçbir yerde tahrik olarak algılanabilecek en küçük bir şey yaşanmadı: Ne yollarda garip örgütlerin afişleri ne karanlıkta kovuşturmalar ne de başka bir olay. Her yerde olduğu gibi orada da var olan birtakım taşkın seyirciler eğlencenin dışında tutuldu. Evet, takımımızı maç boyunca ikinci rolde bırakan Ankara'daki atmosfer ateşliydi.
Eğer Türk taraftarlar bizim ülkemize gelseydi onları Olimpiyat Stadının (OAKA) bir köşesine yerleştirir tecrit ederdik ve kafalarına şişe veya çeşitli maddelerin düşmeyeceği konusunda hiçbir garanti olmazdı. Sonra da bir şey olduğunda bunu özel önem vermemiz gerekmeyen bir konu olarak ele alırdık, çünkü bu tip yüksek risk taşıyan maçlarda olur bunlar.
Her ne kadar hoşumuza gitmese de her ne kadar bazıları Türklerin her yaptığını kurnazlıkla yaptığını düşünse de Yunanistan-Türkiye basketbol maçında Türklerin kültür, atletizm ruhu ve basket resitali verdiğini reddedemezler. Millî Marşımızın, 70-80 Yunan taraftar tarafından dünkü kadar açık ve temiz duyulduğunu hatırlamıyorum. Sadece bu değil marş başladığında, okunduğunda ve bittiğinde bile tek bir ses duyulmadı. Türk taraftarlar parmaklıklara tırmanıp Yunan oyunculara nefretle küfürler etmedi. Çıt bile çıkmadı.
Millîlerimizi destekleyen Yunan taraftarlar açık ve net duyuluyordu, maç içinde de oyuncular arasında nezaket hareketleri çoktu. En ideal koşullarda oynanan bir oyundu ve oyuncumuz Antonis Fotsis'in de dile getirdiği gibi, "baskete doyduk çünkü koşullar mükemmeldi."
Bu atmosfere rağmen devlet televizyonu, Türkiye'de veya Yunanistan'da stüdyoda bulunan süper vatanseverlere Türklerin "cehennem atmosferi oluşturduğunu" söyledi. Fotsis'in açıklamalarından sonra bile "cehennem-stat" söylemleri devam etti. Çünkü görüldüğü üzere 2010 yılında bulunduğumuzu unuttular ve hâlâ 60'lı yıllarda olduğumuzu düşünüyorlardı. Devlet radyosu muhabiri hariç kimsenin maçları seyredemediği o yıllarda. Muhabir de tek şahit olduğu için istediğini istediği şekilde söylüyordu. Tabii en büyük endişesi, maçta sadece 50 taraftar olsa bile millîlerimiz için atmosferin düşmanca ve stadın cehennem olduğunu (tabii millîlerimiz de her zaman kahraman gibi mücadele ediyorlardı) ve hakemlerin bir kez daha bizim aleyhimize kararlar verdiklerini vurgulamaktı.