ATİNA, 20/07(BYE)--- Tirajı günde 50.298 olan Eleftherotipia gazetesinin 20 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Makarios Drusiotis imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yazının çevirisi şöyledir:
20 Temmuz 1974'te gün ağarırken Türkler, Girne sahillerine çıkartma yapmaya başladı. Lefkoşa'da devlet radyosu her şey normalmiş gibi sabah saat 06:00'da sabah duasıyla yayına başladı. Milli Muhafız Ordusu İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma araç ve silahlarla silahlanmış bir orduydu. Savaşabilir durumda olan birlikler beş gün önceki darbede kullanıldığından şimdi bitkin durumdaydı. Türk işgaline askerî tepki yeteneği hemen hemen yok gibiydi.
Kıbrıs'ta savaşabilir durumda olan tek güç 950 askerden oluşan Yunanistan'ın Kıbrıs Gücü (ELDYK) idi. Ancak bunların yarısı 18 Temmuzda, çıkartmadan sadece iki gün önce gelen genç askerlerdi. Cuntanın 15 Temmuz darbesinden üç gün sonra ELDYK askerlerini düzenli bir şekilde değiştirmesi, Kıbrıs'ta savaş krizinin yaşanmasını beklemediğini gösteriyor.
Cuntanın Makarios'un devrilmesinden Türkiye'nin memnun olacağı ve Kıbrıs'a çıkartma yapmayacağı yönündeki hesapları saflık oluşturdu. İoannidis'in iş birlikçilerine de ilettiği ABD'nin desteğini sağlamış olduğuna dair güveni de aynı şekilde saflıktı.
Bu koşullar altında 20 Temmuz 1974'te Atina'daki cunta ve Kıbrıs'taki adamları, en azından Türkiye müdahalesinin maliyetini yükseltecek bir minimum savunma planını uygulamayı dahi başaramadı. Gösterilen direniş bir ana planlama temelinde olmadı ve etkili de olamadı.
"Kıbrıs dosyaları; gizli belgeler" başlığı altında ilk kez yayımlanan darbe komutanı Tuğgeneral Mihalis Georgitsis'in Kıbrıs Dosyası için Yunan Parlamentosuna ifadesine bir göz atılması, Türkiye Kıbrıs'a karşı saldırıya başladığında o dramatik anların ciddiyetini anlama yeteneksizliği hakkında bir fikir edinmek için yeterlidir:
"20 Temmuzun sabah ilk saatlerinde Silahlı Kuvvetler Komutanlığından NATO'nun tatbikat yaptığını veya Türklerin NATO tatbikatına katıldıklarını, blöf yaptıklarını vb. söylüyorlardı. BBC, Türkiye'nin saldırısının 20/07'de sabah saat 05:20'de başladığı, uçakların paraşütle asker indirdiği haberini yayınlıyordu. Paraşütçüler inerken dahi Silahlı Kuvvetler Komutanlığı uçaksavarlarımızı kullanma izni vermedi."
--İki "Venüs"--
Millî Muhafız Ordusunun Kıbrıs'ın savunmasıyla ilgili iki planı vardı: "Venüs 1" ve "Venüs 2". "Venüs 1" Kıbrıs'ın Türkiye'nin saldırılarına karşı koyma ve çıkartma teşebbüsüne karşı koyma gerektiğinde uygulanacaktı.
Bu durumda Yunanistan'ın katkısı şu alanlarda olacaktı:
- Çıkartma filosunu batırmak amacıyla denizaltılar gönderecek.
- Kıbrıs'a havadan koruma sağlayacak.
- Yunanistan'ın Kıbrıs gücü çıkartmayı durdurma çabasına katılacak.
Türklerin çıkartma sırasında kıyı köprübaşı kurmasına kesin gözüyle bakılıyordu, bu nedenle planda bunun ELDYK tarafından tahrip edilmesi öngörülüyordu.
"Venüs 2" planı Millî Muhafız Ordusunun ilk hareketinde uygulanacaktı. Bütün Kıbrıs'taki tamamen Kıbrıslı Türk nüfuslu köyleri "temizleme" operasyonlarıyla Kıbrıslı Türkleri gafil avlamayı öngörüyordu. Asıl çaba en büyük ve en önemli olan Pentadaktilos Dağı'nın güneyinde Lefkoşa'dan Agirta'ya kadar uzanan Gönyeli odağıydı.
--Kıyı Köprübaşı--
1974 işgali durumunda Millî Muhafız Ordusu seferberlik ilan edemeden önce Girne'de kıyı köprübaşını kurmuştu bile. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığının tek yapabileceği, Yunanistan'dan hava ve denizden destek beklerken ilk çıkartma akınını durdurtmaya çalışmak olmalıydı. Müteakiben ELDYK savaşma durumunda olan ve koordineli iş gören tek ihtiyat gücü olarak düşmanın kıyı köprübaşını tahrip amacıyla gece karşı saldırıya geçecekti. Türklerin çıkartmanın ilk aşamalarında karşılaşabileceği en büyük tehlike 20-21 Temmuz 1974 gecesi başarılı bir karşı saldırının yapılması ve kıyı köprübaşının tahrip edilmesiydi. Türk çıkartma gücü komutanlığını üstlenen 39. Tümen Komutanı Orgeneral Demirel konu hakkında şunları açıklamıştı: "En büyük kaygımız çıkartma güçlerimizin ilk akınının düşmanın hava ve deniz kuvvetleri müdahalesiyle başarısız olmasıydı. Muhafız ordusu güçlü hava ve deniz kuvvetlerine sahip değildi ancak Yunanistan tarafından desteklenebilirdi."
--Karıştırdılar mı?--
20 Temmuzda Millî Muhafız Ordusunun komutanlığı, mademki harekâtı Türkler başlatmıştı ve çıkartma operasyonu başlamıştı "Venüs 1" planının uygulanması emri vereceğine, "Venüs 2" planının uygulanmasına başladı. 20 Temmuz gecesi ELDYK Girne kıyı köprübaşına karşı saldırı operasyonuna başlayacağına, Gönyeli'ye karşı saldırı emri aldı. Söz konusu yerleşim yeri Lefkoşa'nın kuzeyinden Pentadaktilos Dağı'na kadar uzanan geniş ve epeyce sık nüfuslu bir bölgedeydi.ELDYK tarafından işgal operasyonu askerî açıdan tamamen anlamsızdı.
ELDYK'ye, Gönyeli'ye Millî Muhafız Ordusuna ait birkaç ihtiyar Rus zırhlı aracıyla saldırı emri verildi. Lefkoşa'da bulunan 27 zırhlı araçtan sadece 13'ü ELDYK'ye ulaştı. Diğerleri iktidarın güvenliğini sağlamak amacıyla şehrin çeşitli noktalarında kaldı. 13 zırhlı araçtan savaşta sadece 7'si kullanıldı. Darbede kullanılan ve kötü durumda olan diğer araçlar karargâhta kaldı. Kıbrıs'taki operasyonlara katılan subayların raporlarını okuyan Tuğgeneral Georgios Sergis'e göre "kötü planlanan, önceden iyi organize edilmeyen ve kötü uygulanan Gönyeli'ye saldırı, teşhis saldırısı bile sayılamaz".
--Sorular--
1974 yılından bu yana "bu karışıklık" hakkında açıklama yapan olmadı.
ELDYK neden Gönyeli'ye saldırdı da Girne'deki köprübaşını tahrip etme teşebbüsünde bulunmadı? Bu kadar mükemmel bir şekilde bir darbe düzenleyen Millî Muhafız Ordusu Komutanlığı, bir savunma planını, bir saldırı planından ayırt edemiyor muydu?
Buna benzer emirler Millî Muhafız Ordusunun başka tugaylarına da verilmiş, bunlar EOKA B'nin komutanlığı altına geçmişti. Millî Muhafız Ordusu bütün kuvvetleriyle Kıbrıslı Türklerin yaşadığı köylere saldırırken, Türk ordusu hemen hiç rahatsız edilmeden kuzey sahillerine çıkıyordu.
Sonuçlar şu olayların gelişmiş olduğunu gösteriyor: Türk orduları hemen hemen hiç direnişle karşılaşmadan Kıbrıs'a çıkartma yaptı ve Rum nüfusu güneye doğru iterek direnişle karşılaşmadan ilerledi. Aynı zamanda Türk köylerine karşı operasyonlarla Kıbrıslı Türkler de kuzeye itildi. Bu, nüfusların şiddetle yer değiştirmesi yönünde bir plan mıydı? Senaryo mantıklı, fakat bu kadar iyi düzenlenmiş bir komployu kanıtlayacak deliller yok.
--Bulmaca Çözülüyor--
Mihalis Georgitsis ifadesiyle bu konuya da bir bakıma ışık tutuyor ve bulmacayı çözüyor:
"Kıbrıs'ta planlar karışmadı. ELDYK'in Gönyeli saldırı emri kesindi ve Yunanistan'daki Silahlı Kuvvetler Komutanlığından, Kıbrıs operasyonlarından sorumlu Tuğgeneral Haniotis tarafından verilmişti. Hatta ELDYK Komutanı Albay Nikolaidis buna karşı çıktı çünkü planlarda bu öngörülmüyordu ancak Silahlı Kuvvetler Komutanlığı ısrar etti.
Georgitsis konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
"ELDYK Kıbrıs'ın savunma planına göre hareket etmedi. Sayın Haniotis ELDYK'ye Gönyeli'ye saldırmasını emretti. Böylelikle Kıbrıs'ın savunma yeteneği gücünü kaybetti."
--Emirler--
İfadesinin başka bir noktasında, "ELDYK güçlerini Agirta-Lefkoşa köyüne (Gönyeli) ben yöneltmedim. Planı değiştiren Sayın Haniotis bu emri verdi. Planlarda öyle bir harekâtın öngörülmediğini bilen Sayın Nikolaidis itiraz etti ancak kendisine 'Sayın Haniotis ile görüş ve verdiği emri değiştirirse bana da haber ver bu harekât yapılmasın.' dedim çünkü ben de istemiyordum." demişti.
"Gönyeli'ye saldırı" kararının anlamı neydi?
Olayları yine sırayla ele alalım: "Venus 1" planında uzak mesafeye rağmen Yunanistan'ın denizden ve havadan desteği, ELDYK'in Türk köprü-bağını tahrip için ihtiyat gücü oluşturması öngörülüyordu.
Uygulamada ne oldu?
Denizaltılara iki kez yola çıkma ve iki kez geri dönme emri verildi.
Uçaklara son anda kalkmama emri verildi.
ELDYK'ye köprübaşına saldırı emri verileceğine, Gönyeli'ye saldırı emri verildi.
Bu, çıkartmanın kolaylaştırılması ve Kıbrıs'ın ikiye bölünmesi amacıyla önceden alınan bir kararın sonucu muydu? Pek de olası görülmüyor. Çok basit olarak cunta hesaplarını yanlış yaptı. Ya yetenekleri eksikti, ya saçmalık yaptı, ya bazı güvenceler sağlamış olduğuna inandı ya da Türk çıkartmasını beklemiyordu ve çıkartma olunca Türkiye ile doğrudan çarpışmadan korktu.
--Öneriler--
Çıkartmanın diplomatik hazırlıklarının ilk aşamasında Türkiye Yunanistan'a, askerî düzeyde konuya karışmaması dair bir mesaj gönderdi. Ayrıca çıkartmanın arifesinde Amerikan faktörünün hâkim hedefi Türk-Yunan savaşından kaçınılmasıydı. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco, Yunan hükûmetine Türk çıkartmasına askerî tepki vermemesi, bunun Kıbrıs'a yardımcı olmayacağı ve Ege ile Trakya'yı da kaybedebileceği yönünde uyarılarda bulunuyordu.
Tarihe bakılırsa 1960'tan 1974'e kadar Yunanistan bu gerçeğe inandı. Yunan tümeninin Kıbrıs'ta bulunduğu dönemde (1964-1967) dahi Yunanistan Türkiye ile askerî çarpışmadan kaçınmaya büyük özen gösterdi. 1964 yılında Türk Hava Kuvvetleri Kıbrıs'ı bombaladığında tümene verilen talimatlar herhangi bir askerî faaliyetten uzak durma yönündeydi. 1967 yılında da Kofinu'daki savaş krizinde, yani Türkiye Yunanistan'a savaşla şantaj yaptığında cunta tümenin Kıbrıs'tan geri çekilmesi emrini verdi.
--Silahların Şerefine--
1974 yılında, ne yapacağı ve ne düşündüğü bilinmeyen İoannidis'in dışında cunta bir Türk-Yunan savaşı karşısında tam anlamıyla titriyordu ve Türkiye ile askerî sürtüşme olmasın diye elinden geleni yapıyordu. Bu nedenle tehlikeli sayılan İoannidis'i denetim altına aldılar, denizaltıların geri dönmesi emrini verdiler, uçakların kalkmasına izin vermediler. Bu nedenle planlarda öngörüldüğü şekilde ELDYK'nin Girne köprübaşına saldırmasına izin vermediler. Ancak mademki ELDYK Kıbrıs'taydı ve Türkler çıkartmayı yaparken askerlerin kamplara kapanması emri verilemezdi "silahların şerefi uğruna" Gönyeli'ye saldırı emri verildi. Orada çarpışma Kıbrıslı Türklerle olacaktı, Türk ordusuyla olmayacaktı.
Birileri gerçek bir tepki gösterme cesaretinde olmadığına göre en azından Yunanistan daha kötü gelişmelerden kurtuldu diyebiliriz. Ancak bunu, Türkiye'ye silahsız ve korumasız teslim ettikleri Kıbrıs hükûmetini devirme emrini vermeden önce düşünmeli ve hesaplamalıydı.
Bunlar Kıbrıs Dosyası'nın hâlâ açılmamasına neden olan acı gerçekler ve buna benzer farklı olaylar da var. Sadece Kıbrıs Dosyası'na ilişkin Parlamento arşivlerinin açılmasına izin verilirse Kıbrıs trajedisinin nedenlerine ilişkin masallar da çökecek. O zamana kadar sorumlulukların tamamını yabancılara yüklemeye serbestiz.