EMEKÇİNİN ÖLÜMÜ
Onlar 600 lira köle aylığı alabilmek için, yerin 250 metre altında her gün kan ter içerisinde kazma kürek sallarken, maden ocağı sahibi insafsız kapitalistin gözü dönmüş kâr hırsı uğruna yaşama veda ettiler…
Arkalarında bıraktıkları gözü yaşlı aileleri, eşleri ve çocukları, bundan sonra nasıl yaşama tutunacaklar ve bu acımasız hayatın çarkları içerisinde hangi atmosferde nefes alabilecekler belli değil…
Bursa’nın Mustafa Kemal Paşa ilçesi sınırları içerisinde bulunan maden ocağında çalışan 17 emekçi, grizu patlaması sonucu hayata veda ettiler… Patlama, kesinlikle bir kader değildi… Maden ocağının kapitalist sahibinin, kâr hırsı uğruna, ikazlara rağmen zamanında gerekli önlemleri almadığı için bugün 17 Ocak söndü... Anaların babaların, kardeşlerin, eşlerin ve yavruların bağrı yandı…
Basında çıkan haber şöyle:
Çökük altında kalan işçilerin aylığı 600 liraydı.
Gün içinde her biri 30 vagon kömür çıkarması gerekiyordu…
Bu miktara ulaşamayanların yevmiyesi kesiliyordu…
İşveren kuralı böyle koymuştu…
Kural acımasız kapitalizmindi…
X
Dünya gittikçe kötüleşiyor…
Vahşi kapitalizm, küreselleşme, gözü dönmüşçesine, emekçileri tüketmeye ve köleleştirmeye devam ediyor… Açlık sınırı bir milyar liraya ulaşmışken, asgari ücret denilen “rezalet ücreti”nin 600 lira gibi bir seviyede tutulmasının vicdani yönden haklılığı nasıl savunulabilir ki?
Ajitasyon yaparak, duygu sömürüsü peşinde değiliz…
Siz hiç, bir başbakanın, bakanın, milletvekilinin, müsteşarın, genel müdürün, sendika başkanının, işadamının, önemli sivil toplum kuruluşu başkanlarının vs. nin grizu patlaması sonucu maden ocağında can verdiğini duydunuz mu? Bundan sonra da böyle bir durumla karşılaşılacağınızı düşünüyor musunuz?
Tabi ki böyle bir şey söz konusu olamaz, olmayacak da…
Ölenler, tükenenler, yok yere yaşama veda edenler, acımasız yaşam koşullarının çarkları içerisinde her zaman yok olmaya mahkûm, talihsiz yaşamlardır… Çünkü onların genel tanımı; garibandırlar, sahipsizdirler, iktidarın her seçim döneminde gözünü boyadığı ve fasulye, nohut, pirinç, mercimek, kömür uğruna oyunu analarının ak sütü gibi din sömürücülerine seve seve veren çaresizlerdir…
X
Onlar yerin 250 metre altından havasızlıktan bağıra bağıra can verirken, yerin üstünde ki villalarda, konaklarda, yatlarda, katlarda yaşamın kuralını ortaya koyanlar; zevkten, keyiften doruğa çıkmış doyumsuz yaşamlarını sürdürmektedirler…
Onların çocukları; ne yerin altında üç kuruş için ömür tüketirler, ne de sınır boylarında düşmana karşı dağda bayırda yatarlar. Onlar doğuştan talihli ve torpillidirler… Onların kader çizgisinde, sahipsizlik, perişanlık ve dışlanmışlık diye bir “kara talih” yoktur….
X
Emine kadın, Fatma bacı, Ayşe yenge yavrularını bağrına basmış ağlamaktan tükenirken; yeraltında can veren Hüseyin, Mustafa, Ahmet Allahın yüce katına ulaşmanın yolunda acı kaderlerini yaşamaktadırlar…
Bilmiyoruz bu acımasız düzen değişecek mi?
Değişecekse de bizim ahir ömrümüz böyle bir mutlu süreci görmenin bahtiyarlığına ulaşacak mı?
Bugün ülkeyi yönetenler; halka umut dağıta dağıta iktidar oldular. Ancak, umut, mutlu yaşam, bol kazanç, tatlı servetler, ne yazık ki her zaman olduğu gibi yönetenlerin YANİ ONLARIN oldu…
Şairini dediği gibi:
“YUMRUK YİNE O YUMRUK
BİR VAR Kİ VURAN EL DEĞİŞTİ”
Burhan özbey