Şahinler ve akbabalar...
Yüksekten düşmenin, zirveden yuvarlanmanın, hürriyet diyarı mavi göklerden kurak toprağa çakılmanın ne demek olduğunu tam manasıyla bilselerdi şahinler, bu kadar cesur uçamazlardı herhalde...
Alabildiğince özgür çırpıp geniş kanatlarını, mütemadi mağrurluğunu muhafaza edemezlerdi, gözleri her daim açık ve tavizsiz...
Eğer tereddütsüz süzülüyorlarsa, göründüklerinde bir korku salıyorlarsa korkacak şeyleri olanlara, saklanma ihtiyacı hissettiriyorlarsa masumlara kastetmeye çalışanlara siyah beyaz, dik, keskin, eğilmez bakışlı şahinler; içlerinde, ruhlarında, canlarında, yükseklerde dolaşma korkusunun ve dahi çakılma anı hissinin tam oluşmamış olmasındandır.
Lakin uçabilmek için şarttır bu... Korkusuzluk!..
Şahinler; körlüğün ne demek olduğunu da bilmezler... Zaten o yüzden yükseklerde dolaşırlar...
Keskindir gözleri; ücra köşeleri, hücre evleri, bozguncu zihniyeti tam tepeden net görürler, selameti için bulunduğu güzellikler ovasının...
Yolunu şaşırana uygun diyeti ödetsinler diye, bilmezler ne demek olduğunu körlüğün...
Ve leşçi değildir şahinler, akbabalar gibi... Karıştırmamak lazım leşçi akbabalar ile yiğit şahinleri...
Yürekli avcılardır onlar... Net tavırlı, sinsi bakışsız, yüzünden yakalayan hedefini...
Bazen tek bir şeye kilitlenip, takılıp, diğerlerini ıskalasa da, ovada neler olup bittiğini kaçırsa da...
Hiç düşmeyecek sanırlar Babıali şahinleri de; yükseklerdeki o geniş kanatlı, siyah beyaz şahinler gibi kendilerini, tıpkı...
Bir gün gelir, bir şey olur, havada ve yerde çirkin bir ittifak kurulur; kırılır kanatları, ağ düşer gözlerine, yuvarlanıverir zirvelerden...
Ölür mü ölmez mi bilinmez ama toparlanmak için bir zaman geçeceği belli...
İyi saklanmalı o sırada; akbabalar başta, o kadar çok düşmanı var ki etrafta...
Üzülüyorum; tükeniyor yavaş yavaş soyu öz, özde şahinlerin...
Lakin unutmamak gerek; şahinlerin yuvalarını bozanlar, gözlerine ağ düşürenler, pençelerini dermansız bırakanlar çok daha cesur olmalılar... En az şahinler kadar heyhat!..
Bana öyle geliyor ki, onlar yüksekten düşmenin ne olduğunu hiç mi hiç bilmezler ve...
Ufak bir notla bitireyim...
Filozof olan şahinlerdir, onca görüp, geçirdiği, hafızasına kaydedip anlatmadığı, anlatamadıklarıyla; ne haşerat, ne dört ayaklı mahlukat, ne leşçi akbabalar...
Bir de hayalim var...
Şahinler pençeleriyle savaşacaklarına, dile gelip konuşsunlar artık, anlatsınlar ne var ne yoksa...