Serçeler...
Serçe; insanlara yakın çevrelerde yaşayan, göçmen olmayan,
konik gagalı kuş türlerine verilen addır...
Onlarca, bilinen elliye yakın türü vardır; boyları,
renkleri, çapları, ötüşleri birbirinden farklı...
Genellikle kahverengi, siyah ve gri renklidirler; kir
tutmaz, leke göstermez, is belli etmezler...
Sürüler halinde dolaşırlar...
Kendi aralarında ayırt edici özellikleri; şakıma tempoları
ve ritimleridir...
Konik gagalarının hezeyanları; şakımaya başladıklarında daha
önce gökkubbeye hiç bırakılmamış çok farklı sedalar üfürdüklerini
sanmalarıdır...
Bundan kelli en önemli gafletleri; kendilerini, pir
bestecilerden, duayen hatiplerden, özgün filozof dillilerden addetmeleridir...
İçlerinde en göze çarpan sarı tüylü altın serçelerdir... Renk
sıcaklığına tezat, isminin değerine zıt, cangıl vahşiyatına yakın bu altın
serçeler; verimli tarlalara yaptıkları korkusuz hava dalışlarıyla
namlıdırlar... Zararlıdırlar tarla sahipleri için... Tarla sahiplerinin; düşün,
emek, kalp alemleri ve ümitli gelecek rüyaları için...
İnsanların çevresinde yaşayan evcil serçelerin ise sırt ve
kanatları kahverengidir; kimlerin avucundan, kucağından, hangi düşüncelerden, söylemlerden
geldiklerini, vaktiyle hangi sahiplerin üzerinde kanat çırptıklarını,
nerelerden yemlediklerini anlamakta zorlanmanız bu yüzden... Sırt ve kanatları
kahverengidir; renk tutmaz, kıvrım göstermez, iz belli etmezler...
Karın kısımları ise gridir; genişliğinin tam kestirilememesi
de bundan...
Erkeklerin gerdanında siyah bir leke bulunur, umursamadıkları;
karikatürist bir kara kalemin kendi boynuna, gönüllü, nazik vuruşlu yaftası
sanki...
Dişiler daha sönük renklidir; öyle görünürler eşlerinin
arkasında lakin asıl cevaller onlardır; idealleri, emelleri, niyetleri, arzuları
ve hırslarıyla...
Verimli tarla zengini insanların; göz ucunda, burun
hizasında, ağız kenarında uçuşurlar...
Hem zengin sahip memnundur bu durumdan, hem serçeler...
Serçeler, sahibe hoşluk sunar; efendi, onlara nimet...
Taze meyveleri tercih ederler genelde ama gerektiğinde
böceklerle de beslenebilirler, o sevim yüzlü serçeler... Hazret, o an için ne buyuruyorsa
kabulleridir... Zira kızdırmaya gelmez efendiyi...
Göçmen değillerdir, göçmen olanları görülmemiştir... Onlar
durur; etrafında uçuştukları insanlar, sahipler, efendiler, hazretler değişir
ve tabii onların ektikleri, sundukları mahsüller...
Ağaçlara, kovuklara, çatı altlarına derme çatma, eğreti
yuvalar yaparlar; hava durumlarına göre yeniden konumlandırabilecekleri...
Bazen çaplarına, canlarına, nefeslerine, söz güçlerine (!),
zihin emarelerinin zenginliğine (!), öz ve kalp birlikteliklerine (!) bakmadan,
aldırmadan; eskinden kalma boş kırlangıç yuvalarına da yerleşirler... İçine çok
çok küçük geleceklerini bile bile...
Dişi; dört, beş beyaz yumurta yumurtlar her dönem...
(Bir masum teşbih olarak) Beyaz istekler gibi sanki; milletvekilliği,
AB’den sorumluluk, başmüzakerecilik yahut güneydoğu ve doğu anadolu’dan sorumlu
bakanlık ve ve sair, ve ve sair...
Avrupa ve Asya doğumludurlar, bu tür serçelerin çoğu...
Amerika’ya sonradan götürülmüşlerdir... Ve götürüleceklerdir
gerektiğinde yine...
Serçeleri anlatmaya çalıştım naçizane yazımda...
Sevimli ve konik gagalı serçelerle; kırmızı burunlu, eli
kara kalem tutan, dilini filozof (!) sanan, aklım dünyada yektir ilamımı her
gün köşesine basan insanlar, bir benzerlik gösterdilerse bilemem...
Ve zinhar ben; ne Emre Aköz dedim, ne Nur Çintay Aköz, ne
Salih Memecan ne Nursuna Memecan...
Ben sadece serçeleri anlattım...