Taraf- Emre Uslu
"PKK-MİT görüşmelerinde esas konulardan biri barışa zemin hazırlamak için PKK’nın sınır dışına çekilmesi konuşuluyordu. Öcalan ve PKK tarafı devletin önerdiği “barışa zemin oluşturmak, samimiyetinizi göstermek için PKK unsurlarını sınır dışına çekin” uyarısına karşı kendi önerileriyle cevap vermişti. PKK unsurlarını sınır dışına çekmek yerine, barış konusunda samimi olduğunu göstermek için, bir grup militanın silahını bırakıp ülkeye dönmesini sağladı. Habur süreci böyle başlamıştı. Böylece PKK barış konusunda samimi olduğunu gösterdiğini düşünüyordu.
Bu noktada hem Habur sürecinin yıkılması hem de Silvan süreciyle Öcalan’a rağmen PKK içindeki şahin unsurların savaşı yeniden başlatması PKK’nın bir bütün olmadığını Öcalan’ın PKK’nın tartışmasız lideri olmadığını gösterdi. Öcalan isminin bir sembol olarak kitlelerin üzerinde etkili bir isim olduğunu, ancak Öcalan’ın sözünün PKK üstünde kesin bir etkiye sahip olmadığı Silvan saldırısından sonra anlaşıldı. Böylece devletin Silvan saldırısına kadar yaptığı Öcalan hesabının yanlış olduğu ortaya çıktı. Öcalan’ın PKK’nın lideri değil sözcüsü olduğunu devlet ancak Silvan sürecinden sonra anlayabildi. Öcalan’ın emri gibi görünen PKK operasyonlarının aslında bir komite tarafından alınan ancak Öcalan’a söyletilen ortak akıl ürünü bir stratejinin ifadesi olduğunu devlet ancak Silvan saldırısından sonra anladı. Bu nedenle de devlet Öcalan yerine KCK yapılanmasına odaklanmaya başladı. Zira Öcalan’a atfedilen liderlik imajının sadece bir imaj olduğunu ve büyük PKK organizasyonu aslında KCK yapılanması üstünde kurulu bir komite tarafından yürütüldüğünü Öcalan’ın da bu komitenin sözcüsünden ibaret olduğunu yeni anlayabildi.
KCK networkunun Öcalan’ı sadece bir sözcü olarak kullandığı Öcalan’ın “her iki taraf da beni kullanıyor” açıklamasında da net olarak ortaya çıkıyor. KCK Öcalan ismi üzerinden yaratılan mağduriyet algısının toplumsal karşılığı üzerinden siyaset yapıyor. Oluşturduğu “Önderlik” kavramı ile Öcalan’a onursal bir paye veriyor ancak daha çok onun isminin kitle üzerindeki etkisini siyasi mobilizasyon aracı olarak kullanıyor.
Bu nedenle devlet artık Öcalan ile görüşmenin bir mantığı olmadığını anlamış durumda. PKK her ne kadar Öcalan’ı işaret edip onun barış getirebileceğini söylese de barış görüşmeleri yapılabilecekse bile, bunun kararını Öcalan’ın veremeyeceği, KCK Yürütme Konseyi’nin esas aktör olduğu anlaşıldı.
Öcalan’ın aile yakınlarıyla görüşmeyi reddetmesi biraz da bu çerçeveden okunmalı diye düşünüyorum. Öcalan KCK Yürütme Konseyi’nden gelen bir ışık bir bilgi olmadan konuşunca açığa düşeceğini, böylece “varsayılan” liderlik imajının Silvan saldırısından sonra bir kez daha sarsılabileceğini düşündüğü için açıklama yapmadı. Sanırım bu süreç bundan sonra böyle devam ederse Öcalan’dan yeni açıklamalar beklemek yanlış olur. Zira sözcü sadece eline tutuşturulan bilgiler çerçevesinde konuşabilir ve Öcalan’ın eline tutuşturulmuş bilgiler olmadığından bundan sonra konuşsa bile örgütü ile ters düşebilecek açıklamalar yapması büyük olasılık."
Yazının devamı