Soğuktu, Şubattı, Ankara daha da soğuktu. Sadece hava değil, ortam da soğuktu. Sincan’ da tanklar yürümüş, en uzun MGK yapılmış, bir takım kararlar hükümete dayatılmış. Başbakan birkaç gün direnip, kararları imzalamıştı.
Postmodern darbeye kısa bir süre dayanabildi hükümet. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’ in de katkılarıyla yeni bir hükümet kuruluverdi. Ama asıl olanlar ondan sonra oldu.
Mesela ülkenin en gözde okulları İmam Hatip Liseleri, 8 yıllık zorunlu eğitim bahane edilerek, boşaltılıverdi. İmam Hatiplerde okuyanlar, okullarını bırakmak için her türlü yolu denedi.
Başörtüsü ile üniversiteye germek hayal oldu. Başörtülü kızlardan bazıları okullarını bıraktı, bazıları perukla ya da şapkayla derslerine devam etti. Bir kısmı da içleri kan ağlayarak başını açtı. Yüreklerinde açılan yara ise hiç kapanmadı.
Eşinin başı örtülü olan, namaz kılan, oruç tutan, muhafazakar gazete satın alan, içki içmeyen devlet memurları tek tek fişlendi. Ordudan irtica gerekçesi ise yüzlerce insan atıldı. Cemaatlerin üzerine müthiş baskılar kuruldu. Cemaat yurtları ve okulları Milli Eğitim müfettişleri tarafından baskınlarla sık sık taciz edildi.
Ekonomiye de el atıldı. Yeşil sermaye adı altında, iş yerleri rapor edildi. Koskoca Ülkerin ürünleri askeri kantinlere sokulmadı. Bazı holdingler, göz göre göre batırıldı. Devlet hortumlandı. Bankaların içi boşaltıldı. Devletin en büyük petrol şirketi, darbeye medyası ile destek veren medya patronuna peşkeş çekildi. Sürecin hemen ardından, ülke öyle büyük bir ekonomik krize girdi ki, yıllarca kendisine gelemedi.
Gazeteciler için andıç belgeleri hazırlandı. Görevi ülkeyi korumak olan bir kurum, işi gücü bırakıp, yalan belgeler hazırlamaya koyuldu. Gazeteciler canlarını zor kurtardı ama işlerini kaybetti. Bazı gazetelerin manşetleri, bizzat karargah tarafından atıldı. Türk basınının büyük bir bölümü, şerefini ve haysiyetini o dönemde gönüllü olarak satıverdi. O günlerde Genelkurmaya Karargahına, brifing almak için koşanlar, bugün demokrasi havarisi kesildi.
Sahte şeyhler kol gezmeye başladı. “Bakın işte bunlar böyle oluyor” dercesine, ne kadar ipsiz sapsız adam varsa, şeyh diye ortalığa saçıldı. İnsanların kafasındaki tarikat kavramı yerle bir edildi. Bazı cemaat önderleri, ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. “Din öcüdür, gericiliktir, yobazlıktır” fikri empoze edildi. O dönemde ortaya çıkıverenler, sonra sessiz sedasız ortadan kayboluverdi.
Bugün geriye dönüp bakınca, çok ağır bir badire atlattı Türkiye. Bu ülkenin Müslümanları tarumar edildi. Travma yaşadı, belki de hala yaşıyor. Şimdilerde “28 Şubat bitti” denilse de, bana pek inandırıcı gelmiyor. Neden mi, belki basit bir örnek ama, hala askeri kantinlerde Ülker satılmıyor.
Allah bu ülkeye, bir daha o kadar soğuk bir Şubat yaşatmasın inşallah…