“Entelektüel despotluk” mu “muhafazakâr despotluk” mu?
Despotluk despotluktur demeyin…
Despotluğun da ülkemizde yeni konjonktüre göre ikiye ayrıldığını öğrenmiş bulunuyoruz…
Entelektüel despotluk…
Muhafazakâr despotluk…
Önce entelektüel, muhafazakâr ve despotluk sözcüklerinin TDK’ ya göre anlamı nedir ona bakalım.
Entelektüel: Aydın.
Muhafazakâr: Tutucu.
Despot: Bir ülkeyi zora ve baskıya dayanarak yöneten kimse, her istediğini ve dilediğini yaptırmak isteyen kimse, tiran, zorba…
***
Sizce ülkemizde halen hangi despotluk hakim?
Entelektüel despotluk mu?
Muhafazakâr despotluk mu?
Başbakan’a göre entelektüel, var olana bakarsanız muhafazakâr despotluk hakim… Çek atasözü ne diyor?
“Bir şeyi anlamak için kulaklarına değil gözlerine güven”
Biz duyduğumuza değil, görüp yaşadıklarımıza bakarak bu saptamayı yapıyoruz… Bugün ülkede üç gazetenin evet sadece üç gazetenin (Cumhuriyet, Sözcü ve Yeniçağ) yazarları dışında, özgürce yazı yazdırılan hangi gazetenin yazarları var? Yazanlar var ama kelle koltukta yazıyorlar!
***
Başbakan konumunda bir siyasetçiden; tüm toplum dinamikleri olarak, hangi dönemde bugünkü kadar korkulmuştur?
Hangi dönemde bir başbakan kürsülerden adeta herkese meydan okurcasına hemen her konuşmasında bağırıp çağırıp meydan okumuştur?
Sayın Başbakan, halkın önünde “bitaraf olanlar bertaraf olur!” diye hüküm gibi, akıl almaz bir konuşma yapıyor…
Bir millete ve halka karşı bu kadar açık tehdit olur mu?
Çıkıyor kürsüye millete; “…aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorlar.” Diye yeri göğü inletircesine içki içenleri aşağılıyor, hatta bir nevi üstü kapalı olarak tehdit ediyor…
Kendisini ve partisini savunduğu bilinen liberal yazarlardan Mehmet Altan bile Star’daki köşesinde Pazar günü (16 Ocak 2011) “tıksırıncaya kadar Melamilik” başlıklı yazısında “tıksırma” sözünü “aşağılanma” diye ifade ediyor…
“Bu heykel ucubedir, tez elden yıkılmalıdır” sözcükleriyle tek başına karar veriyor ve bunu kamuoyuna haykırırcasına söylüyor…
***
“AKP, referandumda çok büyük bir destek bulmasına rağmen bu iradesini kaybetmiş gözüküyor, ‘seçimlere giderken’ askerle çatışmamayı, onun yerine Sarıkamış’ta Enver Paşa’yı yüceltmeyi, Kürtlerin haklarını reddetmeyi, heykellerle dövüşmeyi, televizyon dizileriyle kapışmayı tercih ediyor. Ben ‘heykelden biraz anlayan’ ve heykel yıkmak için gösterdiği cehtin binde birini Sayıştay’ın askeri denetlemesi konusunda göstermeyen başbakandan vazgeçtim, AKP’li seçmenlere soruyorum: Referandumda bunun için mi oy verdiniz?” Feryatlaşan bu dost uyarılarının bir anlamı olsa gerek... Değil mi? (Mehmet Altan – “AK partiye dostça uyarı - Star – 16 Ocak 2011)
Bunları biz yazmıyoruz. Başbakan’ı ve AKP yi her zaman eleştirmekten özenle kaçınan ve “yandaş” tabir edilen gazetenin bilinen yazarı yazıyor.
Sadece o mu?
Yine liberallerden yani AKP’ye yakın olanlardan Ahmet Altan’ın, Hasan Cemal’in, Gülay Göktürk’ün Başbakan’ı çok ağır sayılabilecek ciddi biçimde eleştiren son yazıları, okunduğunda görülecektir ki; ülkede “muhafazakâr despotluk” un varlığını açıkça ve net olarak ortaya koymakta…
***
Hasan Cemal’in yazısında belirttiği gibi, AKP ve Başbakan “iktidar şımarıklığına” kapılmış durumda.
Bunun sonu iyi değil…
Şımarıklık, söz dinlemezlik ve “ben her şeyi bilirim” egosu ve tavrı narsizm getirir… Narsizm de önünde sonunda zirveden inişi getirir…
***
Sonuç olarak:
Seçime gidiyoruz…
Önümüzde ki günlerde ve aylarda, ülke siyasetinde ve düzleminde, son derece önemli olayların yaşanabileceği bir süreç başlıyor… İktidar ve oy hırsı, her zaman kontrolsüzlük ve despotluk getirir. Bu bilinen bir gerçektir…
“Muhafazakâr despotluk” dozu giderek artarsa, ülkede ve halk da, huzur da o ölçüde bozulacaktır… Bu böyle biline…
Fazla uzun yazmaya gerek yok her şey ortada!
BURHAN ÖZBEY