Esasen...
Yılların gizli terennümünü; beklenen vakit hasıl olduğunda, usul-ü erkanı hiçe sayarak, sanki mahşer meydanlarında, sanki yüzbinlerce ölüye hitap edercesine haykırma tonuyla seslendirmek ve bedenleri, ruhları sağ, hayatları ölülere hep bir ağızdan mırıldatarak onlara can vermeye çalışmak, çoğu zaman yeryüzüne gelmiş geçmiş en büyük usulsuz bestekar, güftekar icracılara göz kırptırıyor benden yana...
Çınlarsa kulakları, adlarını da anımsıyorum tek tek dudaklarım arası...
Kimler geçmiyor ki, dilim ucundan; hayatları ölülere, can vermek isteyen...
Çoğu, ‘dargın değilim size’ diye göçetti, hısım hasım arasından...
Bizden de, ne beyfendiler diziliyor gözümönü, nemli nemli...
Usulsuz, bestekar güftekar icracılara selam olsun, en hasından... Kiminin toprağı bol olsun, kiminin mekanı cennet...
Çok şey borçluyuz zira, tükenmiş ömürlerine; yüzleri yüzlerimize değdiği vakitlerden...
Asilikten yanayım seyircisi bol sahnelerde ben...
Sanki mahşer meydanlarında, sanki yüzbinlerce ölüye hitap edercesine seslenmekten yana koyarım tavrımı, fikrimi hep; türlü kandırmalara açık tutarak kulaklarımı zinhar... Üstelik varsa bir riya, topuk kalçada giderek dönmemecesine...
Alkışın, soloyken koro olmanın; gittikçe genişleyen gırtlaklardan geleceğini savunanlardanım... Heyhat!.. Sezdiğim anda bir hilaf; aklımı, gönlümü alıp, ellerimi bağlayıp, ağzımı kapayıp, uzaklaşıp topluluğun yanlış ritminden, ritimsizliğinden, şavullarım kendimi yoluma...
Koca meydanlarda kurulmuş heyecan, umut sahnelerinde; eskimiş bir sandalye üzerinde, yahut kürsü gerisinde okunan ezberlenmiş şarkıların faydasızlığını, heyecansızlığını tasdikleyenlerdenim.. Şüphe yok ki; hislerimi suistimali gördüğümde, güfte ve belagat büyüsünü, melodi ve beste sihrini o lahza jiletlerim...
Tartışılmaz ki; ben sahnede, sömürü niyeti olmayan duygu, düşünce asiliğinden yanayım...
Duyulmamış nidalardan, tadılmamış aranjelerden, cesaret edilmemiş sözlerden tarafım, büyük değişimler, yenilikler ve gelişmeler adına... Kabul ve red hakkımı saklı tutarak...
Bu yüzden açıkça hayranıyım; usulsuz, bestekar güftekar icracıların...
Ancak bilincindeyim; herkesin farkındalık eşiğinin bir olmadığının...
Kiminde yüksekliğin, kiminde düşüklüğün, kiminde hiç olmayışının...
Evet, tehlikenin farkındayım...
Usulsuz, bestekar güftekar icracıların; kendilerine ve yaptıkları herşeye, her sözlerine, her nefeslerine hayranlıklarının gittikçe arttıığını görüyorum...
Ötekileri hiçe saymanın, yok saymanın nidalarını duyuyorum, eskiden kalma kaos tıngırdıtıları içinde...
Gittikçe sabitlenen, değişmez usullerini oluşturmaya, kabul-ü dayatmaya çalıştıklarını seziyorum her fırsatta, onlara göre ötekilere inat...
Ve ne acı ki şimdi sırf bu yüzden; yılların usul düşkünlerinin, bu kez yetkilerini de aşarak, öncenin usulsuzlerini, bu zamanın kendi usullerini diretenlerini, esastan bozmalarını kayıtsız, kararsız izliyorum...