Halk cebindeki paranın akıbetini öğrenmek isteyince, bende Türkiye'nin önde gelen ekonomistlerinden Süleyman Yaşar'la konuşmak istedim... Yaşar için, Sabah gazetesinin çiçeği burnunda ekonomi yazarı diyebiliriz. Daha öncesinde Taraf gazetesinde ekonomi yazıları yazan Yaşar, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkan Vekilliği görevinde de bulundu. Hazine Uzmanlığının yanı sıra, ABD'de; A.I.D ve Londra Barclays Bank’ta özelleştirme yöntemleri üzerine çalıştı. Tüpraş ve Teletaş sirketlerinde yönetim kurulu üyeliği de yapan Yaşar, İstanbul Üniversitesi'nde derslerine devam etmektedir. Süleyman Yaşar'la, küresel ekonomik krizden, özelleştirmelerden, kredi kartı borçlarından ve Türkiye'nin ekonomik alandaki eksikliklerinden konuştuk. Cebindeki paranın gelecekteki durumunu görmek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir söyleşi oldu diyebilirim. İşte o söyleşi;
Son gelen istatistiklere göre, işsizliğin ülke çapında azaldığı açıklandı... Uzun bir aradan sonra gelen bu sevindirici durumun sebebi nedir, işsizliği minimuma indirebilmek için ne gibi çözüm önerilerinin faydalı olabileceğini düşünüyorsunuz?
- İşsizliğin azalması ekonomik büyüme hızına bağlıdır. 2010’un ilk üç ayında Türkiye ekonomsi yüzde 11.7 oranında büyüdü. Büyümenin yüksek oranda olması geçen yılın aynı dönemine göre işsizliğin yüzde 16.1’den 13.1’e gerilemesini sağladı. Türkiye’de işsizliğin bir kısmı da korkudan kaynaklandı. Kriz lobisi, Amerika'da çıkan mali kriz, Türkiye'de çıkmış gibi gösterince iç talep hızla daraldı. Bekleyişler, AKP'yi devirmek isteyen kriz lobisi tarafından olumsuza çevrildi. Böylece ekonomi daraldı. Ve işsizliği azaltmak için büyümenin yanında eğitim yatırımlarına da ağırlık verilmesi şart. Çünkü emeğin eğitimi arttıkça iş bulma olasılığı çoğalıyor. Hükümet daha çok öğretmeni işe almalı. Bu konuda çekingen davranması anlaşılır gibi değil. Okul öncesi eğitimde okullaşma oranı yüzde 33. Bu çocuklar ne zaman okula gidecek? Zorunlu eğitim ertelenemez. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın ihtiyacı olan 120 bin öğretmen hemen işe başlamalı.
Küreselleşen dünyayla birlikte Türkiye'de artık serbest piyasa kervanına katıldı diyebiliriz... Amerika'da yaşanan bu son küresel krizde; örneğin, Starbucks firmaları toplu halde kapatılırken Türkiye'de yeni Starbucks'lar açılmaya devam etti; başta da söylediğim gibi tabi bu sadece bir örnek... Amerikan patentli bir kuruluş kendi ülkesinde kapanırken Türkiye'de açılmaya devam ediyor. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz, hayra alamet bir durum diyebilir miyiz?
- Türkiye’de Belçikalı, Hollandalı gibi yaşayan 20 milyonluk bir nüfus var. Starbucks'ların talep görmesinin nedeni bu 20 milyonun talebi. Böyle bir talebin olması iyi. Türkiye’nin ihtiyacının egzotik doğulu kahve kültürü olmadığını daha konforlu ve hızlı yaşanan işletme türlerine ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Bir de Starbucks kadınlı - erkekli oturulan bir ortam yarattığı için doğulu erkek kahvesi kültürünün Türkiye de değiştiğini bize gösteriyor.
Amerika'da yaşanan küresel kriz, sizce de başbakanın dediği gibi Türkiye'yi teğet mi geçti ve daha hala bu krizin etkilerinin sürdüğünü söyleyebilir miyiz?
- Evet teğet geçti. Çünkü Türkiye'de banka batmadı. Niye? Bankalar iyi izlendi. Ahbap - Çavuş kapitalizmine izin verilmedi. Yolsuzluklar azaldı. Çünkü, kamu bütçe açıkları görülmedik biçimde geriledi. Yüzde 20 seviyesinden yüzde 1’lere düştü. Eğer yolsuzluklar artsaydı kamu açıkları çoğalırdı. Çünkü, yolsuzluk kamu mal varlığını çalarak yapılır. Böylece kamu maliyesine yük gelmedi. Türkiye ekonomisi küresel krizden fazla hasar almadan çıkan üç beş ülkeden bir tanesi oldu.
Gelirinden kat kat yüksek bir limitle kredi kartı alan bir birey, borcunu ödeyemeyip haciz, icra ve en sonunda da hapisle birlikte bu macerasını sona erdiriyor. Durum böyle olunca ülkede cari açık oranıda artmış bulunuyor. Bu durumun önüne en azından bundan sonra nasıl geçilebilir, açıkların kapanmasını mümkün kılmak için ne gibi yaptırımlar uygulanabilir?
- Gelirinden fazla harcamanın bir sınırı var. Örneğin; ülkeler için bütçe denk ise ulusal gelirin yüzde 4'ü kadar cari açığa izin verilir. Aksi takdirde kırılganlık artar. Benzeri uygulamalar yapılabilir.
"Özelleştirme" kavramında uzman bir kişisiniz... Türkiye'de yapılan yabancı kaynaklı özelleştirmeleri nasıl karşılıyorsunuz, sizce de halkın bir kısmının dediği gibi deyim yerindeyse vatan toprağının satıldığını ve büyük para kaybettiğimizi düşünüyor musunuz?
- Özelleştirmelerle vatan toprağı satıldı diyenler vatan toprağını kendi çiftliği olarak görüp kullananlardır. Yabancı sermayenin gelişi, yurt dışına çalışmaya giden işçinin ayağına iş gelmesi demektir. Dolayısıyla özelleştirmeye karşı çıkanlar ülkesini sevmeyen onu sadece sömüren zihniyettir.
Son olarakta Türkiye'nin ekonomik alandaki en büyük eksikliği nedir, bu eksikliği ortadan kaldırmak için neler yapılabilir?
- Türkiye’nin hızlı büyümesi için sermayeye ihtiyacı var. Bu sermaye yerli veya yabancı olabilir. Tabi iç tasarruf oranı düşük olduğu için yabancı sermaye şart. Onun gelmesi de demokratik bir anayasaya sahip olmanıza bağlı. Demokrasi olmazsa yerli ve yabancı yatırımcı yatırım yapamaz. Mülkiyet hakları iyi tanımlanmadıysa sermayedar korkar. Ayrıca kalkınma için ifade özgürlüğü gerekir. Sorunlar ancak ifade özgürlüğü varsa dile getirilir. Aksi takdirde sorunlar söylenemediği için bilinemez. İşte bu nedenle Türkiye’nin en önemli ekonomik eksikliği demokrasinin yetersizliği daha doğrusu vesayet rejimidir. Halkın tercihleri öne çıkmalıdır. Halk asker ve yargı tarafından vesayet altına alınınca ekonomi de IMF tarafından vesayet altına alınıyor. En önemli eksiklik demokrasi.
Ekin Gün
HaberX