“FARKETMEK” VE “FARKEDİLMEK”
Her insan mutlaka “farkedilmek” ister…
Bu duygu ve istek, insanın doğasında vardır…
“Farkedilmek”, birey için sosyal yaşamda da var olmanın vazgeçilemezliğidir…
Yaşamda başarılı olmuş kişiler; mutlaka insanlara “farkedildiklerini” tam anlamıyla hissettirmiş kişilerdir…
Bir başka tanımla ilişki kurdukları bireyleri “farketmişlerdir.”
İnsanları “farketmeden” onlarla sağlıklı iletişimler kuramazsınız.
İyi işlere, alkışlanacak başarılara, haz veren yücelmelere ulaşamazsınız…
Sevgiyle, saygıyla anımsanan birey olamazsınız…
Siz de “farkedilen” olamazsınız…
En basitinden insanlar nasıl farkedilirler?
Daha doğrusu “farkedildikleri”ni hissettirmenin samimi duygulara dayalı yöntemi nedir?
İlişkilerde değer verdikleri şeyler ön plâna çıkarılarak…
Kendilerinin “değer” oldukları hissettirilerek…
Kişiye “dokunmak”, konuşurken kolunu “dostça” sıkmak.
Gözünün içine, ta içine bakarak onu “ilgiyle dinlemek”, farketmenin en güzel başlangıcıdır…
…
Bireye, “değerli insan”, değerli kişi” olduğunu hissettirmek; onunla sosyal iletişimin rahatça kapılarını aralamak demektir.
Kişinin dünya’da duymaktan her zaman keyif aldığı en iyi sözcüklerden biri kendi adıdır.
Evliliklerde eşlerin “farkeden” ve “farkedilen” olması sağlıklı birlikteliğin, mutlu yaşamın olamazsa olmazlarındandır…
Ne yazık ki, ülkemiz “kadınları” evliliklerinde eşlerince pek çok zaman “farkedilemeyen” talihsiz bireylerdir.
Mutsuz evliliklerde her iki tarafta, kesinlikle “farkedilmeyendir”
Evliliklerde kopuşların ve boşanmaya giden yolun başlangıcı; ortada ekonomik ve ahlaki sorun yoksa, mutlaka “farkedilmemektir”
Özellikle gelir ve sosyal güvenceden yoksun Anadolu kadını “farkedilmeyen” olmanın acısını ölene kadar çekmeye mahkûmdur”
Adeta “farkedilmemek” değişmez kaderleridir
Çünkü eşi onu evlenirken “farkedilen olarak” almamıştır.
Kadındır, “sırtında sopa, karnında sıpa” eksik olmamalıdır…
En az “üç çocuk doğurması” gereken “çocuk üretme makinesidir(!)”
Feministse, “ahlaksızdır(!)”
Çalışansa, “kocasını aldatandır(!)”
Patron için, çoğu zaman yanında çalışan herkes (emekçiler), hiçbir zaman “farkedilen” değildir…
Ne gözünün içine, ta içine “sevecen gözlerle” bakılır.
Ne ona dokunulup, kolundan “dostça sıkılır.”
Ne de adı hümanist duygularla söylenerek, hatırı sorulur
Çünkü emeği ile çalışanlar; pek çok patron için “farkedilmeyenler” familyasındadır!..
Türkiye’de hangi sosyal katman içerisinde bulunursanız bulunun birey olarak az ya da çok “farkedilmeyen” olarak hayat sürmeniz kaçınılmazdır!
Bu ülkede yeni bir gün doğup yaşam başladığında karşılıklı söylenen;
“günaydınlarda”, “iyi günlerde”, “nasılsınlarda”, “hoşgeldinizlerde”, “sizi/seni seviyorumlarda…” “farketmenin” ve “farkedilmenin” çoğu zaman zerre kadar esamesi yoktur…
Farkedilmeden doğduk…
Farketmeden ve de “farkedilmeden yaşayıp gidiyoruz…
BURHAN ÖZBEY