Fatih Altaylı ya açık mektup
Devlet üretme çiftliğinin yetkilileri, ihtiyaç üzerine çiftliğe dışarıdan damızlık bir boğa almaları gerekiyor…
Özel sektöre ait bir yetiştirme merkezinde yaptıkları incelemede, boğanını birini beğeniyorlar…
Boğa atak mı atak mı atak, yerinde duramıyor.
İneklere karşı görevini tam bir performansla yerine getiriyor…
Neredeyse, zaptetmek olanaklı değil
Böyle bir boğa alınmaz mı?
Hemen gereken ödemeyi yapıp, boğayı çiftliklerine getiriyorlar…
Aradan birkaç gün geçiyor, bakıyorlar boğada pek bir hareket yok.
Yenidir, çevresine alışmaya çalıyordur diyorlar, fazla üzerinde durmuyorlar…
Fakat aradan birkaç hafta geçiyor, hâlâ boğada hiçbir hareket yok.
Ne zaman gidip baksalar, boğa uyuşuk uyuşuk bir kenarda yatıyor…
Merak edip gidip boğaya soruyorlar:
“Sen özel üretme çiftliğinde, aslanlar gibiydin, yerinde duramıyor, atlıyor, zıplıyor, ineklere karşı görevini en iyi şekilde yerine getiriyordun, ne oldu sana geldin buraya böyle pısırıklaştın?
Boğa şöyle başını kaldırıp karşısında ki yetkilileri önce bir süzüyor, sonra da şunları söylüyor:
“Ben artık kamu görevlisi oldum, benden fazla bir şey beklemeyin…”
X
Fıkra böyle…
Peki bunu niye anlattık değil mi?
Onu da anlatalım.
Türkiye’de koşular değiştikçe, insanlar da değişebiliyor…
Bakıyorsunuz, en keskin solcu, aradan yıllar geçtikten sonra kendini sağın kucağına atmış, keyifli bir yaşam sürüyor…
Ya da, dini taassubun yörüngesinde, kendisi gibi düşünmeyenlere karşı amansız bir savaşçı iken, koşullar değişiyor, köprülerin altından sular geçiyor, sınırsız dünya nimetlerine kavuşunca, çıkıyor ortaya “Ben gelişerek değiştim” diyerek karşınıza dikilebiliyor…
Neyse gelelim bugün ki konumuza…
Fatih Altaylı, deneyimli, birikimli, atak, yeri geldiğinde ve kafası kızdığında ele avuca sığmaz bir gazeteci… Seveni olduğu kadar, sevmeyeni de az değildir…
Sevilmeme yönü, birkaç yıl önce ki gazetecilik yılarına dayanır… Yani kartel medyasında görev yaptığı yıllar…
Çünkü o yıllarda, şahsına karşı fazla güven duyulmuyor, çalıştığı gazetelerin patronlarının sözcüsü olarak değerlendiriliyordu…
Biz de o yıllarda şahsına sempati duyamayanlardandık.
Ancak… Son olarak Sabah Gazetesinden de ayrılıp, boşta kaldığı zamanlarda SKY TÜRK’de Serdar Akinan’la yaptığı söyleşiler sırasında söyledikleri ve internette yazdığı yazılarda ortaya koyduğu gerçekler karşısında, karşımıza yepyeni bir Fatih Altaylı portresi çıktı.
Kim ne derse desin, basının AKP iktidarına karşı derin bir sessizliğe ve ürkekliğe büründüğü bu dönemde, Altaylı’nın son aylarda yaptığı gazeteciliğe şapka çıkarmamak büyük haksızlık olur. Özlenen bir gazeteci tipi olarak izleyicinin ve okurun karşısına çıktı. Pek çok kişinin müthiş beğenisini kazandı. Söylenmesi ve yazılması gereken her şeyi, hiç çekinmeden söyledi ve yazdı. Adeta tek kişilik ordu gibi olumsuzluklara karşı tavrını koydu ve savaşımını sürdürdü… Yiğidi öldür ama hakkını ver…
“Niçin kartel medyasında iken, son zamanalarda söylediklerini söyleyemiyor ve yazamıyordu da, boşta kalınca konuşmaya ve yazmaya başladı…” gibi eleştiriler haklı ve yerinde değerlendirmeler değil. Hangi köşe yazarına ve televizyon programcısına, yazmış olduğu gazetenin ya da program yaptığı televizyonun patronu, kendi patronajlığını eleştirme tolerans ve fırsatı tanır, söyler misiniz? Geçelim bunları…
Fatih Altaylı Artık Turgay Çiner’in satın aldığı Haber Türk televizyonunun bir çalışanı. Bir iki gün önce yeni görevine başladı. Haber Türk televizyonunda program yapacağı gibi, kurumun internet sitesinde de, günlük köşe yazıları yazacak… İşte asıl mesele burada başlıyor…
Sayın Altaylı, bundan sonra, son birkaç aydır ortaya koymuş olduğu gazetecilik modelini; bir patrona bağımlı iken, üstelik o patron da, öbür medya patronları gibi bir işadamı konumundayken ve kötüye gidiş açısından ülke koşullarında değişen bir şey olmadığı da göz önünde bulundurulduğunda, olumsuzluklara karşı, geçmişteki kararlılık çizgisini aynen sergileyebilecek mi? Önemli olan bu!...
Mevcut iktidarın olumsuz bulduğu icraatlarını, Başbakanı ve bakanlarını yine gözünü kırpmadan en sert biçimde eleştirebilecek mi?
Çıkıp Haber Türk televizyonlarının ekranlarından izleyicilerinin gözlerinin içine bakarak, her olumsuzluğu ya da yolsuzluğu beklenildiği ve gerektiği gibi dile getirebilecek mi? İşte asıl mesele bu!..
Yoksa, “dün dündür, bugün bugündür” felsefesinin kurtarıcılığında, yeniden büyük medya patronları ile çalışmanın yarattığı tablonun “olması gereken(!)” üslup ve tavrı içerisinde; izleyici ve okur karşısına çıkmayı mı yeğleyecek? Merak edilen bu…
Sayın Altaylı,
Sizin de takdir edeceğiniz gibi, başladığınız yeni dönemin, beklentiler açısından, şahsınız adına gazetecilik yönünden “büyük bir sınav” olduğunun altını önemle çizerek, bu önemli sınavı genç gazetecilere örnek olacak biçimde başarıyla vermeniz ve kamuoyunda bir “hayal kırıklığı” yaratmadan gazetecilik yapmanız konusunda iyi dileklerimi iletir, size başarılar dilerim.
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com